MUHAMMET KEMALOĞLU YAZDI: TARİHİ OLAY VEYA OLGULARIN SOSYAL MEDYA'DA YANLIŞ KULLANIMI-I-

Türkiye’deki yaygın ismiyle “sosyal medya” ancak en doğru kullanımıyla “yeni medya”,  tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük ilgi gördü. Ancak Türkiye’nin bu konuda biraz farklı bir yeri olduğu aşikâr.

MUHAMMET KEMALOĞLU YAZDI: TARİHİ OLAY VEYA OLGULARIN SOSYAL MEDYA'DA YANLIŞ KULLANIMI-I-
27 Kasım 2020 - 20:00 - Güncelleme: 27 Kasım 2020 - 22:39

TARİHİ OLAY VEYA OLGULARIN SOSYAL MEDYA’DA YANLIŞ KULLANIMI
-I-

Günümüzde teknolojinin gelişimi ve internetin kullanımının yaygınlığı ve hızı tüm alanları özelde de insanlığı etkilemekte ve ilerletmektedir. Sanal dünya da denilen internet,  imkân ve kabiliyeti ile insanların hızlı ve etkili bir iletişim süreci sağlamalarını; günceli takip edebilmeyi kolaylaştırmakta ve düşünüleni daha kolay paylaşıma sunmaktadır. Dün doğanın taklidi veya doğanın farklı enstrümanlarını kullanarak yapılan iletişim,  günümüz toplumlarında internet ve internet unsurlarıyla bu bağlantıyı kurmakta ve bilgi paylaşım şeklini de değiştirmektedir. Buradan yola çıkarak Sosyal medya insanlara yeni fırsatlar sunmaktadır. Facebook,  Twitter,  Linkedln,  Friendfeed,  Qzone,  Badoo,  Bloglar (e-günce),  sosyal ağ siteleri vb. gibi servisler ise bu alanın temas noktalarıdır. Tabii her konuda olduğu gibi sosyal medya dediğimiz alanda yapacağımız bir etkinlik olumlu veya olumsuz bir karşılık bulduğu için paylaşılan konularda dikkat edilmesi gerektiği de bir başka husustur. Aşağıda açıklamaya çalışacağımız örnekler yukarıda da bahsettiğimiz gibi İnternet ve onun bir unsuru olan sosyal medya üzerinde kısa zamanda dolaşıma girerek insanlar üzerinde algı oluşturabilmiştir.

Türkiye’deki yaygın ismiyle “sosyal medya” ancak en doğru kullanımıyla “yeni medya”,  tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük ilgi gördü. Ancak Türkiye’nin bu konuda biraz farklı bir yeri olduğu aşikâr. Ülkemiz hem Facebook hem Twitter kullanıcı sayısında dünyadaki sayılı ülkelerinden biri. 2016 Haziran rakamlarına göre Türkiye’deki Facebook kullanıcı sayısı 42 milyon. Bu rakam Türkiye’yi dünya ülkeleri arasında altıncı,  Avrupa ülkeleri arasında ilk sıraya yerleştiriyor. Türkiye’de 6.5 milyonu aktif olmak üzere,  7.2 milyon tekil Twitter kullanıcı bulunuyor. Tüm bu veriler tabii ki günbe gün değişiklik gösterebiliyor. İnternet,  dünyada ve buna bağlı olarak Türkiye’de yaygın olarak kullanılmaya başlandığı 1990’lu yılların ikinci yarısından itibaren kendi kullanım biçimine ilişkin devrimleri yapmakta son derece tereddütsüz yol kat etmeyi başaran bir mecra. Teknolojinin gelişmesi ve ilerleyen teknolojinin internetin kullanım biçiminde meydana getirdiği değişiklikler,  internetin hayatımızda edindiği yeri de sürekli yeniledi[1].
Son zamanlarda tablet bilgisayar,  akıllı telefonlar gibi farklı mobil teknolojilerin türemesi ve bu alandaki hızlı gelişim günlük hayatımızın birçok alanında yeni medya araçlarıyla ve ortamlarıyla etkileşim içinde olmamızı sağlamıştır. Bu araçlar bilginin tüketilmesinin yanı sıra bilginin üretilmesine ve paylaşılmasına da uygun bir zemin sağlamaktadır. Dolayısıyla geleneksel medya kullanıcılarının tek taraflı ve edilgen rolü yavaş yavaş aktif mesaj üretici ve paylaşımcı bir role dönüşmektedir. Öyle ki sosyal ortamlara bağlanma ve bu ortamlarda paylaşımda bulunma faaliyetleri günlük yaşamın rutin bir parçası haline gelmiştir. Jenkins,  Purushotma,  Weigel,  Clinton ve Robison,  bu sosyal ortamları “katılımcı kültürün resmi doğuşu” olarak nitelendirmektedirler[2].
Bilgisayar ve internete en hızlı giriş yapan ülkelerden biri olan Türkiye’de neredeyse herkesin kullanmaya başladığı sosyal medya ve bu mecrada paylaşılan abartılı yaşam görselleri bir çok sorunu da beraberinde getirdi[3]. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) tarafından yürütülen bir araştırma sosyal medyada yalan haberlerin doğru haberlere göre altı kat daha hızlı yayıldığını ortaya koydu. 2006-2016 yılları arasında toplam 126.000 haberin Twitter’daki yayılımını inceleyen araştırma ekibi,  doğru olmayan haberlerin sosyal medyada paylaşılma ihtimalinin doğru haberlere göre yüzde 70 daha fazla olduğu sonucuna vardı. Araştırma kapsamında yayılımı incelenen haberlerin doğruluğu ve yanlışlığı da altı farklı doğrulama platformu ile kontrol edilmiş. Science dergisinde yayımlanan bulgular çarpıcı. Ama asıl sorular hâlâ yanıtsız,  hatta sorulmamış. Yalan haber deyince kim ne anlıyor? Haberin doğruluğu ya da yanlışlığı ne ifade ediyor? Sosyal medyada haber paylaşan kullanıcılar ne amaçlıyorlar? Kullanıcıların gündelik yaşamlarını çerçeveleyen bağlamlar bu soruların yanıtlarını nasıl şekillendiriyor? Bu soruları düşününce sosyal medya ve haber konusunu niteliksel olarak ele almanın ve tespitlerin ötesine geçerek sosyal medyada haber paylaşımını toplumsal bir performans olarak derinlemesine irdelemenin önemini kavrıyoruz[4]
Eskiden bir bilgiye ihtiyaç duyulduğunda kitaplara,  ansiklopedilere başvurulurdu. Şimdi ise,  sosyal medya sitelerinden bilgi toplanıyor. Yeni iletişim teknolojilerinin yoğun bir şekilde hayatımıza girmesiyle birlikte,  “bilgiye ulaşmak” hiç olmadığı kadar kolaylaşırken,  bu kolaylık,  pek çok sorunu da beraberinde getirdi. Bu sorunların başında; yalan haberlere maruz kalma,  yanlış veya şüpheli bilgiyi yayma eğilimi,  manipülasyon ve bunların sonucunda oluşan “bilgi kirliliği” geliyor. Yalan haber ve manipülasyon,  bugüne özgü,  internetin varlığıyla oluşmuş bir tartışma değil ve her zaman vardı fakat günümüzde "yanlış bilginin yaygın bir şekilde paylaşılması,  yalan haber ve bilgi kirliliği” dijital medya ortamlarında çok daha yoğun bir şekilde karşımıza çıkıyor. İşte asıl mesele de burada başlıyor. Sosyal medyanın,  kişisel hesaplardan anında yapılan paylaşımlar nedeniyle,  haberin bireylere ulaşmasında zaman ve hız açısından avantajlı olduğu bilinse de; güvenilirlik,  doğruluk,  manipüle etme (Çıkarlar doğrultusunda yönlendirme) bilgiyi çarpıtma ve çevrimiçi radikalleşme konularında tehlike oluşturduğu su götürmez bir gerçek. Bilen ile bilmeyen,  iyi veya kötü,  doğru ile yalan,  enformasyon ile dezenformasyon arasındaki farkın belirsizleştiği sosyal medya ortamlarında,  popüler kültürün ve trendlerin etkisiyle paylaşım rüzgârına kapılan herkes; kaynağı bilinmeyen bilgilere,  videolara,  ses kayıtlarına ve haberlere,  muhakeme etmeden inanıyor ve bunları düşünmeden paylaşıyor. Dolayısıyla da var olan bilgi kirliliğine hizmet etmiş oluyor. Bu sebeple yalan haber,  günümüzde mücadele edilmesi gereken ciddi sorunların başında geliyor[5].
Günümüzde yeni iletişim teknolojilerinin gelişimiyle habercilik pratiklerinde birçok dönüşüm yaşanmakla birlikte,  kamuoyuna sunulan haberlerin doğruluğu ve güvenilirliği güncel bir sorun olarak önemini korumaktadır. “Hakikat sonrası” olarak adlandırılmaya başlayan çağda,  kişisel kanaatlerin,  inanışların ve duyguların objektif gerçekliğin yerini almaya başladığı da sıklıkla dillendirilmektedir. İnternet ve sosyal medyanın kullanımının yaygınlaşması ve gündelik hayatların bir parçası olmaya başlaması,  yaptığı birçok olumlu etkinin yanında (hızlı iletişim,  zaman-mekan kısıtlarının ortadan kalkmaya başlaması,  enformasyona kolay erişim vb.),  özellikle sosyal medyada sahte haberlerin hızlı bir şekilde yayılması gibi olumsuz bir sonucu da beraberinde getirmiştir. Kamuoyunun sağlıklı biçimde şekillenmesine engel olmaya başlayan bu olgu,  son yıllarda medya profesyonellerinin ve akademisyenlerin ilgisini çekmeye başlamıştır[6]. Facebook ve Twitter gibi sosyal medya alanlarında paylaşılan ama gerçekliği sorgulanmayan ve giderek yaygınlaşan bir görsel malzemeler,  tarihsel belge diye ortada dolaşıyor. Paylaşılan malzemeler bir tür belge fetişizmi ile sorgulanmadan ya da doğruluğu araştırılmadan zincirleme bir şekilde paylaşılmakta. Üstelik bunların bir bölümü akademisyenler tarafından bilimsel yayınlarında da kullanılmakta[7].

ATATÜRK’ÜN 1936 YILINDA ESKİŞEHİR’DE HAVACILIK ÜZERİNE YAPTIĞI KONUŞMA İDDİASI

Atatürk hayatı boyunca Eskişehir’e 21 defa gitmiş bunlar ziyaretin on altıncısını 1. Tayyare Alayı ve Okulunu incelemek için yapan Atatürk 9 Haziran 1936'da yapmıştır[8].
Twitter’da,  Atatürk’e atfedilen sözlerden biri daha yayılmaya başladı. Bir kullanıcı tarafından paylaşılan fotoğrafta Atatürk’ün uzay hakkında söylediği iddia edilen sözler yer aldı[9]. Aynı yazıyı Sabiha Gökçen kaynak gösterilerek Ankara Barosu’nun hazırladığı bir kitapçıkta görmek de mümkün.

https://teyit.org/wp-content/uploads/2017/07/ataturk-havac%C4%B1l%C4%B1k.png



Peki,  madem Türk Hava Kuvvetleri’nin internet sitesinde de yer alan sözler için Gökçen’in anılarına atıfta bulunulmaktadır; o halde nasıl olur da; Atatürk’e ait olduğu belirtilen şu sözlere yer verilmiş olabilir acaba[10]?
“Atatürk,  en önemli özelliklerinden biri olan ileri görüşlülüğü sayesinde,  o dönemde pek çok kişinin farkında olmadığı bazı gerçekleri sezmiş,  “İstikbal göklerdedir. Göklerini koruyamayan uluslar,  yarınlarından asla emin olamazlar” sözü ile havacılığın ne kadar önemli olduğunun altını çizmiştir. Bu yıllarda havacılık yeni doğmuş,  gelişme dönemini yaşamaktadır. Uygarlığın akış yönü,  bilim ve teknolojinin hızlı temposu,  ulusları geleceklerini göklerde aramaya zorlamaktadır. Bu doğrultuda Atatürk’ün “Kanatlı bir gençlik memleketin geleceği bakımından en büyük güvencedir. Bir gün batılı ayaklar Ay’da ayaklarının izlerini bırakacaklarsa,  bunların arasında bir de Türk’ün bulunması için şimdiden çalışmalara girişmek,  aşamalar kaydetmek gerekir[11].”veciz ifadesi de Atatürk’ün havacılığın gelecekte yapacağı aşama ile ilgili öngörüsünü ortaya koymaktadır. Atatürk,  havacılıkla ilgili bütün yabancı yayınları izliyor,  bu konudaki gelişmeleri gün geçirmeden Türkiye’de de uygulama alanına sokmağa çalışıyordu. Ona göre insanlığın hizmetine girecek en büyük gelişmeler havacılık alanında olacaktı. Hatta gün gelecek,  insanoğlu uzaya,  başka dünyalara gidecek,  Ay’ı ve benzeri gezegenleri bile fethedecekti. İşte bu çağdaş savaşlar da göklerde üstün olan uluslar tarafından kazanılacaktı.
[12]




1936 yılında Eskişehir Tayyare Alayını yaptığı ziyarette,  “Geleceğin en etkili silahı da,  aracı da hiç kuşkunuz olmasın tayyaredir. Bir gün insanoğlu tayyaresiz de göklerde yürüyecek,  gezegenlere gidecek,  belki de aydan bize haber yollayacaktır. Bu mucizenin gerçekleşmesi için 2000 yılını beklemeye gerek kalmayacaktır. Gelişen teknoloji daha şimdiden bunu müjdeliyor. Bize düşen görev ise,  batıdan bu konuda fazla geri kalmamayı temindir[13].”
Gazi Mustafa Kemal Paşa,  yaptığı konuşmalarla gençleri böylece havacılığa teşvik ediyordu.[14]
Atatürk’e atfedilen ve Eskişehir’e yaptığı ziyareti sırasında söylediği iddia edilen cümlelerin dayanak noktası ise Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in hatıraları. Sabiha Gökçen’in 1982 yılında yayınlanan “Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti” isimli eserlerine bakınca cümlelerin değiştirilip farklı cümlelerin eklendiği açıkça görülebiliyor. Sabiha Gökçen ilk kez 1982 yılında yayınlanan “Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti” adlı anılarında; Atatürk’ün bu sözleri aktardığını orijinal metinde Sabiha Gökçen’in cümleleri şöyle (sayfa: 64):
 
https://teyit.org/wp-content/uploads/2017/07/sabiha-gokcen-an%C4%B1lar%C4%B1.jpeg

Muharrem Erenli,  “Atatürk ve Havacılık” makalesinde,  “Türk’ün havacılığa verdiği önemi,  Türkkuşu’nun nasıl kurulduğunu Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti adlı kitabındaki anılarından izleyelim: “Gazi Paşa,  kendisini yoğun bir çalışmaya vermişti. Bütün dünyanın üzerinde durduğu konuya tüm gücüyle eğilmişti. Geleceğin göklerde olacağına inanıyordu. Konuya ta 1925’lerde eğilmiş ve 16 Şubat 1925 yılında Türk Tayyare Cemiyeti’ni kurmuştu. Havacılık O’nun en büyük tutkularından biri halini almıştı. Havacılıkla ilgili bütün yabancı yayınları izliyor,  bu konudaki gelişmeleri gün geçirmeden Türkiye’de de uygulama alanına sokmağa çalışıyordu. Ona göre insanlığın hizmetine girecek en büyük gelişmeler havacılık alanında olacaktı. Hatta gün gelecek,  insanoğlu uzaya,  başka dünyalara gidecek,  Ay’ı ve benzeri gezegenleri bile fethedecekti. İşte bu çağdaş savaşlar da göklerde üstün olan uluslar tarafından kazanılacaktı. Gerçi havacılık tekniği,  çok pahalı bir teknikti ama uygar ve çağdaş Türkiye’nin bu aşamayı yapması geleceği yönünden şarttı. Gazi Paşa,  yaptığı konuşmalarla gençleri havacılığa teşvik ediyordu. Bu arada,  havacılık konusunda gerekli çalışmalar da sürdürülmekteydi. Savaş sonrası Türkiye için bunu bir fantezi gibi görenler,  daha ileriki yıllarda ne derece yanıldıklarını çok iyi anlayacaklardı. Gazi,  hiçbir konuyu Türk ulusu için bir fantezi,  bir lüks olarak kabul etmiyordu. Vakit buldukça Türk Tayyare Cemiyeti’ne giderek,  çalışmalarla ilgili bilgi alıyordu. Savaş sonrası Türkiye’nin çok fakir olan bütçesi ile mucizeler yaratılır,  ulusal bilinç şahlanırken,  Mustafa Kemal Paşa,  Türk Tayyare Cemiyeti için o çok güvendiği hamiyetperver,  yardımsever ulusunu yardıma çağırmıştı. İstikbal Göklerdedir! derken,  bunu sadece bir işaret olarak bırakmıyordu. Bu bir ulusal hedefti. Bunun için sadece fikir alanında,  spor alanında kalmamalıydı. Bu konuda daha geniş yatırımlar yapılmalı,  çağdaş havacılık teknolojisi tümü ile ülkeye getirilmeliydi. Tayyare fabrikaları kurmalı,  kendi uçağımızı kendimiz yapmalı,  günün birinde ele güne muhtaç hale gelmemeliydik; çünkü dünya uluslarını gelecekte hiç de parlak günler beklemiyordu. Kendi yaptıkları çelik kanatlarla göklerini,  topraklarını savunamayan ulusların akıbetleri hüsran olacaktı. Bu konuya inanmış olan halkımız da tüm olanakları ile Türk Tayyare Cemiyeti’ni destekliyordu. Gazi Paşa: “Eskimiş teknolojileri değil,  en yeni teknolojiyi ülkeye getirmediğimiz sürece,  yabancı ülkelere bağımlı olmaktan kurtulamayız. Bunun için de,  bir yandan mümkün olduğu kadar kemerleri sıkarak kendi yağımızla kavrulacak,  bir yandan da yeni parasal kaynaklar yaratarak,  çağdaş teknolojilerin en yenilerini topraklarımıza taşıyacağız. Biz,  yeni ve genç bir Türkiye kuruyoruz. Dost,  düşman ülkelerin geride kalmış teknolojilerine gereksinmemiz yok. Ya en yenisini kurar,  onlarla boy ölçüşürüz,  ya da biraz daha sabreder,  bunu yapabilecek güce erişmemizi bekleriz” diyordu. Gazi Paşa’nın heyecanı hiçbir şekilde eksilmemiş olduğundan,  havacılık konusu sık sık gündeme geliyor,  bu arada benim de kulaklarım bu çağdaş teknoloji ve havacılık sorunları ile doluyordu. Artık belirli bir yaşa gelmiştim. Kendime kesin bir yol çizmeliydim. Ne olacaktım? Kendime başarılı olabileceğim bir meslek edinmek istiyordum. Şunu hemen itiraf edeyim ki,  havacılık konusu aklımın ucundan bile geçmiyordu. Evet,  uçakları mavi göklerimizde gördüğüm zaman kanım kaynıyor,  heyecanlanı­yordum ama o çelik kanatları yönetmek isteğini pek duymuyordum. Böyle bir isteği duysam bile,  beni yetiştirebilecek bir okul da mevcut değildi. 1934 yılında soyadı yasası kabul edilmişti. Ulusun Gazi Paşa’sına lâyık gördüğü soyadı Atatürk oldu. Türk’ün adı var oldukça Atatürk adı da yaşayıp gidecektir. Bir gece Atatürk sordu: “- Söyle bakalım Sabiha,  senin soyadın ne olsun?” Herkes yüzüme bakıyordu: “-Siz ne emrederseniz o olsun efendim!” diye kekeledim; heyecanlanmıştım. Atatürk bu cevabım üzerine elini çenesine dayayarak bir süre düşündükten sonra: “- Sana Atatürk kızı soyadını vermek isterim ama..” dedi,  fakat sonunu getirmedi. Eline bir kalem,  kâğıt alıp şunu yazdı: Gökçen. İşte o geceden sonra artık Sabiha Gökçen oldum. Niçin,  ne düşünerek bana bu soyadını vermişlerdi bilemiyorum. O yıllarda ben henüz havacılığa başlamadığım gibi,  havacı olmayı da aklımdan geçirmemiştim. Soyadımı seviyordum,  herkes bana Gökçen diyordu. Atatürk’ün,  Gökçen soyadını vermesinden tahmini bir yıl sonra göklerle buluşup havacılığa başladım. Hiçbir devlet adamı,  hiçbir lider kendi ülkesinin kadınlarını Atatürk kadar takdir etmemiş,  yüceltmemiş,  lâyık olduğu yeri alması için insanüstü gayret göstermemiştir. Türk toplumunda kadın,  kendine özgü saygın yerini Atatürk ve onun inkılâpları sayesinde almıştır. O,  kadınlarımızın,  kızlarımızın dünyanın en yetenekli,  en iyi,  en erdemli insanları olduklarına içtenlikle inanıyordu. Bu nedenledir ki,  onları yaşamın her safhasında,  iş hayatının ortasında,  çalışırken,  başarırken ve yükselirken görmek istiyordu. Havacılık konusunda da Türk kızlarına güveniyordu. Uçan gençliğin özlemi her geçen gün yüreğini dağlıyordu sanki. Bunu gerçekleştirmek için bir okula gereksinme olduğunu hissetmiş,  ilgililerle bu konuda geceli gündüzlü yeni bir çalışmaya girmişti. Arada bir bu çalışmalara tanık olduğumda,  beni yanına çağırır ve sorardı: “Gökçen,  bak yakında genç kızlarımız,  delikanlılarımız göklerde dolaşmaya başlayacaklar. Sen bu işe ne dersin” sorusunun ardından da cevabımı beklemeden ilâve ederdi: “Kanatlı bir gençlik,  yurdun geleceği bakımından en büyük güvencedir. Bir gün batılılar,  Ay’a ayaklarının izlerini bırakacaklarsa,  bunların arasında bir de Türk’ün bulunması için şimdiden çalışmalara girişmek,  aşamalar kaydet­mek gerekir.[15]
Yine konu ile ilgili olarak,  Emre Kongar,  “Atatürk'ün Sözleri ve Balyoz Belgesi[16]adlı yazısında,  Sevgili okurlarım,  geçen Perşembe günü mucize kent Eskişehir'de Büyükşehir Belediyesi Sabancı Uzay Evi'ni gezerken girişte okuduğum Atatürk'ün güncele çok fazla uygun olan sözlerinin gerçek olup olmadığını sorgulayan bir yazı yazmış ve "Tartışmaya değmez mi" diye bitirmiştim[17].
Bu yazıma,  "Kurtuluş Güran,  Atatürk'ün Bütün Eserleri Redaktörü" imzalı ciddi bir yorum aldım:
" 'Atatürk'ün Bu Sözleri Gerçek mi?' başlıklı bugünkü köşe yazınızı okudum.
Hemen belirtmeliyim ki,  köşenizde aktardığınız metin,  Atatürk'e atfolunan uydurma yazılardan biridir.
Atatürk'e ait olmadığı ilk bakışta anlaşılan 'M. K. ATATÜRK 936 Eskişehir Tayyare Alayı' imzalı el yazısı sözde belge ilk olarak Eriş Ülger tarafından yayımlandı Bütün Dünya dergisi,  Kasım 2002,  s.33; http://www.butundunya.com/index2000.php?p=3&ptip=YAZI
Birincisi; el yazısının Atatürk'ün el yazısı olmadığı,  uzmanlığı gerektirmeyecek kadar bellidir.
İkincisi; Atatürk 1936 ve sonrasında imzasını 'K. Atatürk' ya da 'Kamâl Atatürk' olarak atmaktadır. Söz konusu yazıda ise imza 'M. K. ATATÜRK' şeklindedir.
Üçüncüsü; Atatürk,  Türkçeyi ve Osmanlıcayı son derece hâkimane kullanan biridir. Söz konusu yazı ise ifade bozukluğu ve yazım hatalarıyla doludur.
Gerçek olansa şudur:
Atatürk,  9 Haziran 1936 günü saat 10'da Eskişehir'e gelmiş,  bazı kurumları ziyaretten sonra hava kıtalarını ve tesislerini teftiş etmiş,  havacıları tebrik ettikten sonra Kumandanlık defterine şunu yazmıştır:
'9.6.1936
Çok sevindim gördüklerimden. 
K. Atatürk'
Reisicumhur Atatürk saat 2'de istasyona dönerek Ankara'ya hareket etmiştir. (Bkz. Atatürk'ün Bütün Eserleri,  c.28,  s.207.)
Bu haber,  10 Haziran 1936 tarihli Ulus,  Cumhuriyet,  Kurun,  Son Posta,  Tan ve Akşam gazetelerinde yer almaktadır. Ancak yazınızda aktardığınız yazı ya da konuşmanın hiçbir yerde bahsi geçmemektedir. Atatürk'ün en ufak bir cümlesine yer veren gazetelerin,  gelecekten haber veren(!) sözlerini duymamış olması düşünülemez. 30 cilt olarak tamamladığımız Atatürk'ün Bütün Eserleri'ni hazırlarken önümüze gelen bu ve bu gibi birçok uyduruk belgeyi cilde koymayıp ayrı bir klasörde topladık. Bu da onlardan biri." diyor.
Emre Kongar bir sonraki yazısı,  “Atatürk'ün Bu Sözleri Gerçek Mi?[18] 
“Atatürk'ün şimdiye kadar hiç duymadığım bazı sözlerini,  mucizeler kenti Eskişehir'de Büyükşehir Belediyesi Sabancı Uzay Evi'ni gezerken okudum...
Günümüzü o denli şaşırtıcı biçimde öngörmüş ki,  inanamadım ve gerçekliğinin tahkik edilmesini görevlilerden rica ettim.
Önce Atatürk'ün söylediklerini okuyalım:
"Bir gün insanoğlu tayyaresiz de göklerde yürüyecek,  gezegenlere gidecek,  belki aydan bile bize haber yollayacaktır. Bu mucizenin tahakkuku için 2000 yılını beklemeye gerek kalmayacaktır. Gelişen teknoloji bize daha şimdiden bunu müjdeliyor.
Bize düşen görev ise Batı'dan bu konuda fazla geri kalmamayı temindir."
Altına da şu not düşülmüş:
"Mustafa Kemal Atatürk'ün Eskişehir'deki konuşması,  1936."
* * *
Yazıyı okurken gözlerime inanamadım...
1936 yılında,  insanoğlunun daha 2000 yılına gelmeden,  aya ayak basacağını gören bir beyin!
Bu sözlerin nereden alındığını bulmasını ve bana bilgi vermesini beni gezdiren görevli arkadaşlardan rica ettim.
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Dr. Jale Nur Süllü,  bu sözü ilk olarak duyduklarında araştırdıklarını ve Anadolu Üniversitesi'ndeki bir kitaptan da,  gerçek olduğunu teyit ettikleri bildirdi.
Sözü edilen kitap Stuart Kline'ın Dönence Yayınevi basımı olan "A Chronicle of Turkish Aviation; Türk Havacılığı'nın Kronolojisi" adını taşıyor. Süllü ayrıca,  Türk Hava Kuvvetleri'nin internet sitesinde http://www.hvkk.tsk.tr/TR/IcerikYazdir.aspx?ID=129&IcerikID=5512 adresinde olaya ilişkin bir yazının yer aldığını bildiriyordu; yazının bazı bölümleri şöyle:
"Atatürk ve Havacılık... Bu doğrultuda Atatürk'ün 'Kanatlı bir gençlik memleketin geleceği bakımından en büyük güvencedir. Bir gün batılı ayaklar Ay'da ayaklarının izlerini bırakacaklarsa,  bunların arasında bir de Türk'ün bulunması için şimdiden çalışmalara girişmek,  aşamalar kaydetmek gerekir.' veciz ifadesi de Atatürk'ün havacılığın gelecekte yapacağı aşama ile ilgili öngörüsünü ortaya koymaktadır.
Atatürk,  havacılıkla ilgili bütün yabancı yayınları izliyor,  bu konudaki gelişmeleri gün geçirmeden Türkiye'de de uygulama alanına sokmağa çalışıyordu. Ona göre insanlığın hizmetine girecek en büyük gelişmeler havacılık alanında olacaktı. Hatta gün gelecek,  insanoğlu uzaya,  başka dünyalara gidecek,  Ay'ı ve benzeri gezegenleri bile fethedecekti. İşte bu çağdaş savaşlar da göklerde üstün olan uluslar tarafından kazanılacaktı.
1936 yılında Eskişehir Tayyare Alayını yaptığı ziyarette 'Geleceğin en etkili silahı da,  aracı da hiç kuşkunuz olmasın tayyaredir. Bir gün insanoğlu tayyaresiz de göklerde yürüyecek,  gezegenlere gidecek,  belki de aydan bize haber yollayacaktır. Bu mucizenin gerçekleşmesi için 2000 yılını beklemeye gerek kalmayacaktır. Gelişen teknoloji daha şimdiden bunu müjdeliyor. Bize düşen görev ise,  batıdan bu konuda fazla geri kalmamayı temindir.' Gazi Mustafa Kemal Paşa,  yaptığı konuşmalarla gençleri böylece havacılığa teşvik ediyordu." diye konuyu ikinci defa gündeme taşıyordu.
Emre Kongar’ın konu ile ilgili üçüncü yazısı “Atatürk O Sözleri Söyledi Mi? [19] başlığını taşıyor.
“Olay,  Eskişehir'de Yılmaz Büyükerşen'in olağanüstü başarılarını hayranlıkla gözlemlediğim sırada,  Sabancı, Büyükşehir Belediyesi Uzay Evi'ni gezerken,  Atatürk'ün olduğu iddia edilen sözleri okumamla bir ay kadar önce bu sütuna taşındı (Bakınız 6.12.2012 tarihli yazı.)
Bu sözler insanoğlunun 2000 yılından önce aya gideceğini öngörüyordu. Bunlar gerek ifade gerekse öngörü açısından biraz fazla güncel olduğu için gerçek olup olmadıklarını sorguladım. Bana Uzay evini gezdiren değerli uzman Dr. Jale Nur Süllü,  bu sözleri Stuart Kline'ın Dönence Yayınevi tarafından basılmış,  "A Chronicle of Turkish Aviation; Türk Havacılık Kronolojisi" adını taşıyan kitabından aldıklarını belirtti.
Yazım üzerine,  "Atatürk'ün Bütün Eserleri Redaktörü" olan Kurtuluş Güran'dan,  bir mektup aldım ve yayınladım; Güran bu sözlerin sonradan uydurulduğunu iddia ediyordu. (Bakınız 9.12.2012 tarihli yazı.)
Bu yazım üzerine birkaç mektup daha aldım. Mektuplardan üçü yukardaki kitabın yazarı Stuart Kline'dan geliyordu; Kline,  o sözleri Anıtkabir'de ve Cumhuriyet gazetesi arşivinde yaptığı çalışmalarda tespit ettiğini,  ayrıca kaynak olarak Eriş Ülger'i de kullandığını belirtiyordu.
Kline mektubuna Atatürk'ün hem o dönemdeki imzasına hem de Eskişehir'deki törene ilişkin fotoğrafları da eklemişti.
Derken Eskişehir'den Kline'nın kitabı geldi:
Gerçekten Türk havacılık tarihi hakkında çok titiz,  çok kapsamlı ve çok güzel bir çalışma. Ciner Grubu'nun desteğiyle mükemmel bir biçimde de basılmış; hem bilgiler,  hem fotoğraflar çok ilginç.
Benim Uzay evinde gördüğüm yazı arka kapakta ve kitabın içinde 30. sayfada yer alıyor.
Kısa bir süre önce de büyük araştırmacı yazar,  değerli sanatçı,  sevgili dost Turgut Özakman'dan bu konuda bir mektup aldım.
Öneminden dolayı aşağıda aktarıyorum:
"...Kaynak Yayınları redaktörünün açıklamasını okudum.
Kaynak o büyük çalışma için mesela Sabiha Gökçen'in anılarından hiç yararlanmamış. Oysa anılarda Atatürk'ün söylediği,  Gökçen'in not ettiği birçok söz var.
Aya gitme meselesi Gökçen'in anılarında yer alıyor ama Eskişehir'de söylendiği hakkında bir açıklama yok,  daha kısa,  derli toplu,  genel bir not.
Birileri sonra bu notu şişirmiş,  bir tarihe ve mekâna bağlamış. Kaynak da yok saymış.
Anlaşılan Kaynak çalışanları arasında Gökçen'i tanıyan kimse yokmuş.
Ben Sabiha hanımı iyi tanırım. Asla abartmaz,  uydurmaz,  olağanüstü disiplinli,  dikkatli,  güvenilir bir insandı. Atatürk o cümlenin ana fikrini söylemiş. Bu Atatürk'ün uzak görüşlülüğünü kanıtlamaya yeter. Gökçen'de yer alan cümleler şunlar:
'...Bundan sonra insanlığın hizmetine girecek en büyük gelişmeler havacılık alanında olacaktır ona göre. Hatta gün gelecek insanoğlu uzaya gidecek,  başka dünyalara gidecek,  ayı ve benzeri gezegenleri bile fethedecekti.
İste bu çağdaş savaşlar da göklerde üstün olan ulusular tarafından kazanılacaktı.
Gerçi çok pahalı bir teknikti havacılık tekniği. Ama uygar ve çağdaş Türkiye'nin bu aşamayı yapması şarttı gelecek yönünden.' (1994,  1.basım,  s. 70)
Bu kadar.
...Keşke Kaynak,  30 cilt içinde Gökçen'de yer alan Atatürk'ün açıklamalarına yer verseydi,  eksiği az bir iş başarmış olacaklardı..."
* * *
Bu sütunda verdiğim bilgilerden ve Özakman'ın mektubundan anladığımız şu: Atatürk gerçekten göklere,  havacılığa,  büyük önem veriyor,  uzaya çıkılacağını,  aya gidileceğini öngörüyor; bir asker,  bir komutan olarak da bunun stratejik ama pahalı olduğunu vurguluyor.
İddia,  birilerinin de bu sözlere,  zaman ve mekân yakıştırarak kamuoyuna aktardığı ve böylece anıların sahihliğinin zedelendiği. Kline'nın çalışması sadece belgeler ve fotoğraflar olarak değil,  böyle tartışmaları başlatması bakımından da çok yararlı.” şeklinde konuyu sonlandırıyordu.

Sonuç olarak yukarıdaki örneklerde de açıkça belirtildiği gibi açıkça Atatürk’e ait olmadığı ilk bakışta anlaşılan ‘M. K. Atatürk 936 Eskişehir Tayyare Alayı’ imzalı el yazısı sözde belge,  ilk olarak Eriş Ülger tarafından yayımlandı[20]. Birincisi; el yazısının Atatürk’ün el yazısı olmadığı,  uzmanlığı gerektirmeyecek kadar bellidir. İkincisi; Atatürk 1936 ve sonrasında imzasını ‘K. Atatürk’ ya da ‘Kamâl Atatürk’ olarak atmaktadır. Söz konusu yazıda ise,  imza ‘M. K. Atatürk’ şeklindedir. Üçüncüsü; Atatürk,  Türkçeyi ve Osmanlıcayı son derece hâkimane kullanan biridir. Söz konusu yazı ise,  ifade bozukluğu ve yazım hatalarıyla doludur. Atatürk,  9 Haziran 1936 günü saat 10’da Eskişehir’e gelmiş; hava kıt’alarını ve tesislerini teftiş etmiş,  havacıları tebrik ettikten sonra kumandanlık defterine şunu yazmıştır: “9.6.1936; çok sevindim,  gördüklerimden” ‘K. Atatürk’… Reisicumhur Atatürk,  istasyona dönerek,  Ankara’ya hareket etmiştir. Bu haber,  10 Haziran 1936 tarihli Ulus,  Cumhuriyet,  Kurun,  Son Posta,  Tan ve Akşam gazetelerinde yer almaktadır. Ancak yazınızda aktardığınız yazı ya da konuşmanın hiçbir yerde bahsi geçmemektedir[21].

 
 

[1] IRAK, Dağhan-YAZICIOĞLU, Onur, Türkiye ve Sosyal Medya, II. Baskı, İstanbul, Eylül,2012,s.7,23.
[2] DURAK, Hatice- SEFEROĞLU, Süleyman Sadi, “Türkiye'de Sosyal Medya Okuryazarlığı ve Sosyal Ağ Kullanım Örüntülerinin İncelenmesi”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 9, Sayı: 46, Ekim, 2016,s.526-535.
[6] ÇÖMLEKÇİ, Mehmet Fatih, Sosyal Medyada Dezenformasyon ve Haber Doğrulama Platformlarının Pratikleri, Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Elektronik Dergisi (e-GİFDER) Cilt: 7, Uluslararası Türk Dünyası Basın Sempozyumu Özel Sayısı, 2019, s. 1549-1563
[8]GENÇ, Özgür, Türk Hava Kurumu (THK) Etimesgut Uçak Fabrikası, Yüksek Lisans Tezi, Ankara,2018,s.213; http://www.sakaryagazetesi.com.tr/95-yil-once-bugun-n121475/; https://eskisehir.ktb.gov.tr/TR-158315/ataturkun-eskisehire-tesrifleri.html; http://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/emre-kongar/ataturk8217un-bu-sozleri-gercek-mi-388376
[9] https://teyit.org/ataturkun-soyledigi-iddia-edilen-sozler-nasil-dogrulanir/
[11] Gökçen, Sabiha, Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti, Türk Hava Kurumu Yayınları-2, İstanbul 1982, s.65,69.
[12] Fotoğraflarla Atatürk 1936 -1938, http://alacati.org.tr/img/ataturk_albumu-2.pdf
[14] https://www.hvkk.tsk.tr/tr-tr/Havacılık_Köşesi/Atatürk_ve_Havacılık
[15] ERENLİ, Muhterem, “Atatürk ve Havacılık”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 4, Cilt: II, Kasım, 1985,s.215-245.
[16]  https://www.kongar.org/aydinlanma/2012/1478_Ataturkun_Sozleri_ve_Balyoz_Davasi.php
[18] https://www.kongar.org/aydinlanma/2012/1476_Ataturkun_Bu_Sozleri_Gercek_mi.php
[19] https://www.kongar.org/aydinlanma/2013/1495_Ataturk_un_O_Sozleri_Gercek_mi.php
[21]Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 28, İstanbul, 2011,s. 207.; http://www.star.com.tr/mobil/mobilyazar.asp?Newsid=1045855; https://www.star.com.tr/yazar/uydurma-uzayli-yorum-ataturke-nasil-atfedildi-yazi-1045855/

Bu haber 673 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum