Muhammet Kemaloğlu yazdı: BİR ŞAİRİN YAPTIKLARI

Saki, getür, getür yine dünki şarabumı/ Söylet dile getür yine çeng ü rebabumı

Muhammet Kemaloğlu yazdı: BİR ŞAİRİN YAPTIKLARI
26 Kasım 2020 - 22:46 - Güncelleme: 26 Kasım 2020 - 23:13

BİR ŞAİRİN YAPTIKLARI

Saki, getür, getür yine dünki şarabumı
Söylet dile getür yine çeng ü rebabumı
Ben var iken gerek bana, bu zevk ü bu safa
Bir gün gele kim görmeye kimse türabumı (II. Murad)

Nice kâfir kal'asın almak nasîb itdi
Hudâ Adli dilber gönlini almak kime makdûr olur (Sultan II. Bayezid)

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi (Kanuni Sultan Süleyman)

Leylî zülfün sihr-i gamzen akl-u cânum aldılar
Eyleyüp Mecnûn beni sahrâ-yı 'aşka saldılar
Göreli hüsn ile sen Yûsuf-cemâli gözlerüm
Akl-u dil çâh-ı zenehdâna düşüben kaldılar (II.Selim)

Yukarıda bazı şiirlerin bölümlerini okudunuz. Bir çoğunuz bu mısraları hemen tanıdı bir çoğunuz ise bir yerlerde duymuş/okumuştum dediniz.
Şiir ve şair, çoğu zaman zevk-ü sefayı çağrıştırır.
Şiir, duygudur, aşktır, şaraptır, ızdıraptır, hasrettir.
Şair sadece gönle hükmeder derler. O, dem mekânlarının adamıdır. Şairin ciddi konularla işi olmaz.
Şairlerin aklı Leyla’dadır.
Çöllerde Leyla’sını arayan bir mecnundur, şair.
Şiiri sadece şairler yazabilir derler.
Şiirin, şairin DEVLETİN gri alanlarında yeri yoktur.
Şiir zafiyet, şair zaafı olandır.
Erkek adam işi değildir şairlik.
İnce ruhlu olmayı, hassas olmayı gerektirir.
Peki,  Avnî, Muhibbî, Farisî, Selimî, Muradî, Adlî kimdir?
Kılıç savuran, yay gerip ok atanlar kimdir?
Namık Kemal'ler Şinasi'ler, Tevfik Fikret'ler, Mehmet Akif Ersoy'lar ciddi insanlar değiller miydi?
“Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini...
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?” ( Namık Kemal) diyen
…….
“Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini...
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini.” (Gazi Mustafa Kemal Atatürk) şeklinde ona cevap verenler Devlet adamı değil miydi?
Sevgim-millete!
Vurgunluğum-azatlığa ve adalete!
İtaatim-öğretmenlerime!
Nefretim-yalancılara ve yüzsüzlere!
Borcum-dostlarıma ve meslektaşlarıma!
diyen bir büyük ŞAİRİ (!) ve bu ŞAİRİN eserlerinden bazı bölümler paylaşacağım.
Şairin yaptıkları uyak kurallarına uymasa da sizler üzerinde bir miktar da olsa etki bırakacağını düşünüyorum.
Şair,

  1. Kanun Tarihi:27.05.1992/Kanun Numarası:138, “Askeri Üsler Hakkında Kanun” adlı eserini, Atatürk’ün özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur…….düşüncesiyle yapar.
  2. Kanun Tarihi:27.05.1992/Kanun Numarası: 142, “Azerbaycan Cumhuriyetinin Devlet Marşı” kanunu adlı eserini, Azerbaycan Cumhuriyeti, 28 Mayıs 1918’den 28 Nisan 1920’e dek mevcut olmuş Azerbaycan Cumhuriyetinin mirasçısıdır anlayışla, Mehmed Emin Resulzade zamanında kabul edilmiş prensipleri yeniden hayata geçirmek için yapmıştır.
  3. Kanun Tarihi:07.08.1992/Kanun Numarası: 261, “Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Milli Bankası Hakkında Kanun” adlı eseriyle Milli bir banka tesis etmiştir.
  4. Kanun Tarihi:25.08.1992/Kanun Numarası: 284, “Engellilerin Sosyal Güvenliği Kanunu” adlı eseriyle, bir ülkede hiçbir vatandaş arasında engeller olmayacağını göstermiştir.
  5. Kanun Tarihi:29.09.1992/Kanun Numarası: 311, “Kaçkınların ve Mecburi Göçmenlerin Statüsü Kanunu” adlı eseriyle, Karabağ’ın Ermenilerce işgali sonrasında kaçgın göçkün olanların haklarını devlet güvencesi altına almıştır.
  6. Kanun Tarihi:27.10.1992/Kanun Numarası: 354, “Azerbaycan Cumhuriyetinin Bayramları Hakkında” adlı eseriyle,
8 Mart, Kadınlar Günü;
Nevruz Bayramı, İki Gün;
28 Mayıs, Cumhuriyet Günü;
9 Ekim, Silahlı Kuvvetler Günü;
18 Ekim, Devlet Bağımsızlığı Günü;
17 Kasım, Milli Uyanış Günü;
31 Aralık, Dünya Azerbaycanlılarının Birlik Günü;
Kurban Bayramı;
Ramazan Bayramlarını milletine armağan etmiştir.
  1. Kanun Tarihi:22.12.1992/Kanun Numarası: 413, “Azerbaycan Cumhuriyeti’nde Devlet Dili Hakkında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” adlı eserinde, “Azerbaycan Cumhuriyetinin Devlet dili Türk dilidir. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bütün Devlet organlarında çalışmalar Türk dilinde yapılır. Türk dili, cumhuriyetin Devlet dili gibi siyasi, iktisadi, sosyal, ilmi ve medeni hayatın bütün sahalarında kullanılır ve cumhuriyet topraklarında milletlerarası iletişim vasıtası vazifesini yerine getirir. Başka milletlerin temsilcilerinin Türk dilini öğrenmesi takdir edilir ve bu konuda onlara yardım gösterilir.” diyerek, Türk Dili’nin Azerbaycan Devleti sınırlarında resmi dil olmasını sağlamıştır.
  2. Kanun Tarihi:23.02.1993/Kanun Numarası: 471, “Azerbaycanlılara Karşı Yapılmış Katliamların Açıklanması ve Ermeni Terör Kurbanlarının Hatırasının Ebedileştirilmesi Hakkındaki Kanun” adlı eseri ile ermenilerin yaptıkları soykırımlar gündemde tutularak dünya kamuoyuna anlatılmış ve yapılanlar yasallaştırılmıştır.
  3. Kanun Tarihi:02.02.1993/Kanun Numarası: 495, “Azerbaycan Cumhuriyeti Vatandaşlarının Soyadlarının Devlet Diline Uygunlaştırılması Hakkında Kanun” adlı eseri ile Azerbaycan Cumhuriyetinin Milli Meclisi Vatandaşların yoğun isteği ve müracaatlarını dikkate alarak,  Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Vatandaşlarının "-ov", "-yev" sonlu soyadlarını "-lı" (sözünün köküne bağlı olarak "-li", "-lu", "-lü"), "-zade", "-oğlu", "-kızı" ekli veya eksiz ifade şekilleri ile yerine getirilmesini sağlamıştır.
Yaşamı mücadelelerle geçen şairin, bugün tüm dünyanın dilinde olan ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Karabağ Sorunu’nda Azerbaycan’ın haklı olduğunu kanıtı olarak gösterilen şiirlerinin önemli kısımlarını sizlerle paylaşıyorum:
  1. 822 Numaralı Karar adlı şiiriyle, “3 Nisan 1993'teki işgalinin ardından Ermeni birliklerinin Kelbecer ve Azerbaycan Cumhuriyeti'nin son işgal altındaki diğer bölgelerindeki saldırısının durdurulması ve geri çekilmesi çağrısı”nı Birleşmiş Milletlere yaptırdı.
  2. 853 Numaralı Karar adlı şiiriyle, “Tüm düşmanlıkların derhal durdurulmasını talep etmiş, Ermeni birliklerinin Ağdam'dan ve Azerbaycan Cumhuriyeti'nin yakın zamanda işgal edilmiş olduğu diğer bölgelerinden çekilmesi çağrısını Birleşmiş Milletlere yaptırıyor ve BM’ Karar 822 numaralı kararı”nı aldırıyor.
  3. 874 Numaralı Karar adlı şiiriyle, “Ateşkesin korunması, çatışmanın durdurulması ve Ermeni birliklerinin yakın zamanda işgal edilen Azerbaycan'ın Füzuli ilçelerinden (23 Ağustos 1993), Cebrayıl (26 Ağustos 1993), Kubadlı (31 Eylül 1993) ve yakın zamanda işgal edilen diğer bölgelerden çekilmesi çağrısında bulunur ve BM Kararları 822 ve 853'ü yeniden tasdik” edilir.
  4. 884 Numaralı Karar adlı şiiriyle, “Taraflar arasında kurulan ve çatışmaların yeniden başlamasına neden olan ateşkesin son ihlallerini kınanır; Ermenistan Hükümeti'ni, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Dağlık Karabağ bölgesi Ermenileri tarafından 822, 853 ve 874 sayılı kararlarla uyum sağlamak için tesir etmeye çağırır; taraflardan silahlı saldırıların derhal durdurulması; Ermenistan'ın Azerbaycan'ın Zengilan ilçesinden çekilmesi çağrısında bulunulur ve BM Kararları 822, 853, 874'ü yeniden onaylanır”.
Peki bu şair kimdi?
Sovyet yönetimine karşı faaliyete 1970'lerde başlayan, öğrencileriyle "Azerbaycan'ın bağımsızlığı" konulu toplantılar yapan, 'SSCB benim vatanım değil' diyen ve 1975’te tutuklanan Elçibey'le onu sorguya yapan KGB görevlisi arasında şöyle bir konuşma da geçer,
KGB görevlisi: Komünist Parti, devletimiz ve hükümetimiz hakkında suçlayıcı konuşmalar yapıyorsunuz. Sovyetler Birliği'ni kötülemenin sonuçlarını biliyor olmalısınız...
Elçibey: SSCB sizin için vatan olabilir. Benim vatanım, ikiye bölünmüş Azerbaycan. Hayatımın amacı bu yarayı iyileştirmek. Kendini Türk gören herkesle birlikte Azerbaycan'ı özgürlüğe götürmek.
KGB sorgusunda söyledikleri tam da hayalini özetiydi.
Bağımsız, özgür ve birleşik yani İran'daki Azerbaycan Türklerini de çatısı altında toplayan bir Azerbaycan.
“Çok işkence gördüm, çok çektirdiler, hiçbirine yanmam da, Atatürk rozeti vardı yakamda, onu aldılar elimden, ona yanarım” demesi tarihe not olarak düştü.
Bu sırada ise Azerbaycan Komünist Partisi'nin 1. Sekreteri Haydar Aliyev'di.
Aynı şair kendisi ile ilgili olarak da;
 ......″Benim hakkımdaki iftiraları bir tek bizim halkın arasında değil, dünya ölçeğinde yaymışlar. Avrupalılara şöyle demişler, Ebülfez (Elçibey) islam fundamentalistidir-dinden bahsediyor/dincidir, mescidler açtırıyor vb.
İran’da ise diyorlar ki, Ebülfez, Avrupa’nın ajanı ve dinsizdir.
Kim İsrail’den, Yahudi’den hoşlanmıyorsa diyor ki, Ebülfez Yahudilerin ajanıdır, siyonisttir.
Görüyorsunuz ki, her damgayı vuruyorlar. Hareket (Halk Cephesi) başlamadan önce benim adımı "milliyetçi", "başka milletlere karşı nefret tohumu sepen", "egoist", "Hitler’i taklit eden, onun yolundan gitmek isteyen" vb. koymuştular.
Zaman geçti, Halk harekatı başladı. İlk başlangıçta benim adım "ekstremistler (Bölücü, gerici, ayrılıkçı, fundamentalist vb.)" listesine alındı. 20 Ocak 1990 hadisesinden (20 Yanvar Katliamı olayları) sonra rus askeri karargahı büyük bir şema yapmıştı. Bu şemayı öyle yapmışlar ki, güya, bu "ekstremistler"in merkezinde ben duruyordum.
Güya aynı "ekstremistler"in sol kanadı, sağ kanadı, merkezi kanadı, uyumlu kanadı var, biz ise milliyetçileriz, bizi de buna göre hapsetmişlerdi.” diyen Ebülfez Elçibey bugünde yukarıda bahsettiğimiz yanlış tanımlama sorunuyla karşı karşıyadır. Devlet yönetme sanatından ve vatandaşa bakışından haberi olmadığı iddiasını ortaya atanlara ise kendisi şöyle cevap veriyordu: ″…Biz kapitalizmi değil, başka şekil düşünüyorduk. Biz düşünüyorduk ki, gelecekte imkanımız olursa, Mehmed Emin Resulzade’nin ileri sürdüğü demokratik toplumu kuralım. Yani sosyal servet öyle paylaşılmalıdır ki, halkın yoksul tabakalarını yoksulluktan tamamen kurtarsın. Kapitalizmdeyse böyle değildir-orada sanayi gelişiyor, gelişmeyi de kendisiyle beraber sürüklüyor. Biz ise genel olarak mülkiyeti de koruyarak gelişmek istiyorduk.”
….Keleki’de olduğu dönem de ise.... “Bana dışarı gitmem teklif olduğunda dedim ki, köyden hiç bir yere gitmiyorum. Dedim ki, yaşadığım evle mezarlığın arası toplam 200-300 metredir; en kötü durumda buradan oraya gideceğim-son yol budur, bir de Bakü’ye hapishaneye giderim. Yalnız bu ikisine razıyım: ölüme ve Bakü’ye hapishaneye” diyen, Elçibey, ülkesinde kalarak başına gelebilecek her türlü felakette milletiyle olmayı tercih etmiştir.” diyerek, ne kadar büyük bir şair olduğunu bir kez daha hepimize göstermiştir.
Yukarıda yazdıklarımı okuduktan sonra nasıl olurda bir şair, çok duygusaldı denilen, hayalperestti denilen bir ADAM bunları nasıl yapabilmişti.

Keşke bütün şairlerimiz senin gibi olsa, Şair….

Kaynakça

KEMALOĞLU, Şeyda-KEMALOĞLU, Muhammet, Elçibey’in Düşünceleri ve Kanun Devleti,  Berikan Yayınevi, Ankara, 2007.
https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-53873112

 

Bu haber 2016 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum