Millî, yerli ve İslamî ekonomi - Prof. Dr. İskender Öksüz

Millî, yerli ve İslamî ekonomi - Prof. Dr. İskender Öksüz
02 Temmuz 2020 - 21:48

İnsanlık, doğru ekonomik doktrinini bir bulabilse, başka hiçbir derdimiz kalmayacak.

Arada sırada bulunuyor da ama sonra nasıl oluyorsa elimizden kayıp gidiveriyor ve biz yeniden doğru ekonomik doktrin aramaya başlıyoruz.

Önceleri her şeyi düzeltecek bir “gizli el” keşfetmiştik. Titreyip felç geçirmeye, daha kötüsü şunun bunun cebinde yakalanmaya başladı.

Sonra “bilimsel sosyalizm” çıktı. Hem bilimseldi, hem sosyalist, yani toplumcu. Daha ne isterdik? Gizli elden beter oldu, dikta, rüşvet ve kendi ağırlığı altında çöküp gitti.

Liberal, sosyalist ekonomi kalmadı, İslamî verelim

İslam İktisadı en yenisi. Kutb’un parladığı kitap, “İslamda Sosyal Adalet“tir. Bu doktrin sayesinde, Mısır’dan Endonezya’ya, Pakistan’dan Türkiye’ye İslam ülkeleri dünyanı en müreffeh, en zengin, en medenî, en gelişmiş ülkeleri haline gel…ecekti ki, dış güçler engel oldu! Veya bu Müslüman ülkelerin yaptıkları “İslam bu değil!” cinsindendi. Birileri Müslümanlık adına hangi rezaleti yapsa, diğer Müslümanlar hemen, “İslam bu değil!” derler. Fakat, mevcut bir devleti gösterip “İşet İslam bu!” dedikleri vaki değildir. Ne bugünde, ne dünde. Bir izah da İslam’ı bir türlü anlayamamaları. 1400 yıl oldu!

Dostum ve patronum İbrahim Kiras’ın geçen Salı yayımlanan “Yerli, milli ve İslami” yazısında belirttiği gibi söylediklerinize bazı sıfatları eklerseniz, iddialarınız dokunulmazlık kazanır. Kiras’ın başlığındaki kelimelerin hepsi; fakat illâ “İslamî” öyledir. Bir zamanlar da “Atatürkçü” böyle dokunulmazlık bahşeden bir kelimeydi. Darbeci “bizim oğlanlar”ın eli, anayasaya “Türk milliyetçiliği” yazmaya bir türlü ermediği için onun yerine Atatürk Milliyetçiliği yazmışlardı. Başına Atatürk yazılan hiçbir şeye kimse itiraz edemezdi. Atatürkçü ekonomi!

Şimdi devran ters döndü. Henüz doğrudan cephe alamıyorlar ama Atatürkçülük yerine “rejim” ve “Kemalizm” diyerek aşağılıyorlar. Bunların en ilginçleri de Atatürkçülük döneminde Atatürkçülük, dinbazlık döneminde de Atatürk düşmanlığını yaparak gemisini yüzdüren sağcı “entelektüeller”.

Dönelim ekonomiye. Önce doğru ekonomi doktrinini söyleyeyim. Bu sırrı herkese söylemem, iyi dinleyin, kıymetimi bilin. Gizli doktrin, 19.-20. asrın dâhilerinden Vilfredo Pareto’nunkidir: “Ekonomide doktrinler yoktur; ekonomiyi bilenlerle bilmeyenler vardır.

Ekonomide din

Peki din?

Dinin ekonomideki yerine gelmeden önce strateji, doktrin ve benzeri laflar hakkında bir gerçeği daha belirteyim. Strateji de, doktrin de mümkünler arasından birini seçmek demektir. Saçma ile saçma olmayan, istenenle kimsenin istemediği arasında birini seçmek değildir. Dolayısıyla “Çalışan kazansın” bir strateji değildir. Mesela Sayın Partili Cumhurbaşkanımız’ın söylediği “ İnsanî, ahlaki ve çevreci, faizi ve sömürüyü reddeden…” de bir strateji değildir. Rahmetli Ecevit’in “Ne ezilen, ne ezen; insanca, hakça bir düzen” sloganı da bir doktrin, bir strateji değildi.  Adil düzen de.

Bir ifadenin doktrin, strateji veya ekonomik politika teklifi olup olamayacağını anlamak için tersini söyleyin. Eğer tersi saçma ise, kendisi de doktrin, strateji, politika değildir. Yukarıda saydıklarımın tersini söyleyelim:

* Çalışan kazanmasın

* İnsanî olmayan bir ekonomi istiyoruz!

* Ahlaksız ekonomi en iyisidir!

* Ekonomi dediğin çevreyi yok etmelidir!

* En iyi ekonomi, sömüren ekonomidir!

* Hem ezilen, hem ezen, hayvanca, haksız bir düzen!

* Adaletsiz düzen!

Demek ki yukarıda sayılanlardan hiç biri bir ekonomi stratejisi, alternatif bir ekonomi doktrini değildir. Bir tek “faiz olmasın” ekonomik bir tekliftir. Onun münakaşası da bu yazının sınırını aşar.

Buna karşılık mesela “üretim araçları devletin olsun” bir doktrindir. Tersi, “üretim araçları devletin olmasın” da bütün bütün saçma değil. Biri sosyalizm, diğeri kapitalizmdir işte. Doğrudur, yanlıştır… O başka.

Değer başka doktrin başka

Peki din gerçekten bunları söylüyor mu? Söylüyor. Vicdan, gönül, adalet, namus duygularımız da bunları söylüyor. Bunlar dinlerin de insan fıtratının temel değerleridir. Kilit kelime: Değer! Bunlar doktrin veya strateji değil, değer hükümleridir. Değerlerimizdir.

Değerlerle stratejiyi, doktrini, ideolojiyi karıştırmamak gerekir. Değerlerle bilimi de. Değerlere de bilime de kötülük olur.

Bunları karıştırmak, insanların kalplerindeki değerleri bitirir. Yapıp ettiğinin dine, Allah’a, Peygamber’e, kitaba dayandığını söyleyen politikacılar, başarısızlıklarına da dini, Allah’ı, Peygamber’i ortak ederler. Ve insanlar onların yapıp ettiklerine bakarak değerlerden uzaklaşırlar.

Bir dostum ne güzel ifade etti: Trump gibi hafif meşrep bir adamın elinde İncil’le arzı endam etmesi nasıl dini bütün Hristiyanları yaralıyorsa, muhakkak vicdan sahibi her Müslüman da bazı şeylerden rahatsızlık duyar.

İran’a bakın. Yarım asırlık “velayeti fakih” döneminin sonunda bugün İran’da, dünyanın en ateist toplumlarından biri yaşıyor. Ateist olmak istemeyenler otobüslerle Türkiye’ye gelip buradaki misyonerlerce vaftiz ediliyor. Haberiniz var mıydı?

Kaynak: https://millidusunce.com/author/iskenderoksuz/

Bu haber 1373 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum