Majid Majidi: İyi film dini inançla değil sanatla ilgili

Sinema dünyasının kült yönetmenlerinden Majid Majidi İstanbul’da genç sinemacılarla buluştu. Gençlere iyi bir film yapmanın yüzde 50’sinin güçlü bir senaryo olduğunu söyleyen usta yönetmen Majidi “Sinema sanat alanında önemli, Müslüman ya da gayrimüslim alanı yoktur. Başlı başına bir olay, bazen pes ettiğiniz anlar bile olabilir ama bir köle gibi kendinizi adamanız gerekir ki sonuca ulaşabilesiniz, iyi film yapabilesiniz” dedi.

Majid Majidi: İyi film dini inançla değil sanatla ilgili
05 Aralık 2021 - 11:11

SALİHA SULTAN

Sinema dünyasının kültlerinden ‘Cennetin Çocukları’, ‘Cennetin Rengi’, ‘Baran’ filmlerinin yönetmeni İranlı ünlü yönetmen Majid Majidi İstanbul’da ‘Master Class’ (Ustalık Sınıfı) dersi verdi.

Uluslararası Kızılay Dostluk Film Festivali’nin konuğu olan Majidi’nin Atlas Sineması’nda düzenlediği etkinliğine yağışlı havaya rağmen 500’e yakın genç sinemacı ve yönetmen katıldı. Yönetmen Faysal Soysal’ın moderasyonunu yürüttüğü ve Farsçadan Türkçeye çeviri yaptığı etkinlikte Majidi ilk olarak sinemaya çocuk yaşlarda ilgi duyduğunu anlattı.

Sinemaya ilk olarak oyunculukla adım attığını söyleyen Majidi “Oyunculuk sanatını başından beri çok sevmemekle birlikte biliyordum ki sinema dünyasına ancak böyle girebilirdim. Ama her zaman gayem kendi derdimi, kafamdakileri, hayallerimi tasvir etmek ve onları yönetmekti. On filmde oyuncu olarak çalıştım ama bir yandan kısa filmler yapmaya başladım” dedi.

“İnsanın güzel filmlerle anılması çok önemli” diyen Majidi, sinemacı olmasının ardındaki düşünceyi ise şöyle tarif etti: “Ama bence bir sanatçı bir cümle söylemeye çalışır, tek bir cümleyi arar. Bir ağaç gibi, dalları yaprakları vardır ama kafasındaki ağaçtır. Bunun gibi ben de filmlerimde o cümlenin izini sürmeye çalıştım, varoluşumu ortaya koyan o cümleyi aradım. Bütün derdim kendime ait olan bir dünyayı bir şekilde şekillendirmek ve onu görsel haline getirmek. Özellikle insana dair sorularım var. Cennetin Çocukları filmim benim dünyam, benim çocukluğumdu. Sinemayı bu yönüyle çok seviyorum.”

Majidi “Herkes bu filmlerin çok iyi imkanlarla yapıldığını düşünüyor ama hiç de öyle değil. Her film için sıfırdan başladık. İki yıl yapımcı aradım, “Bundan film mi olur?” diyerek, basit görerek reddettiler. Bunu, salonda film aşığı birçok yönetmen gördüğüm için özellikle söylemek istedim, sizin baktığınız açı önemli, o açı için savaşmaktan asla vazgeçmeyin” diye konuştu.

SENARYOMU ÇEKMEDEN TOPLUMUN FARKLI KESİMLERİNDEN 12 KİŞİYE ANLATIYORUM: Gençlere bir film yapmanın en önemli adımının güçlü bir senaryo olduğunu aktaran Majidi, şu tavsiyeleri verdi: “Hitchcock’a soruyorlar sinemanın önemli noktaları nedir diyorlar o da ‘Üç şey vardır, bir senaryo, iki senaryo, üç senaryo’ diyor. Ama nasıl bir senaryoya ulaşacağız, o çok önemli bir nokta. Çoğu zaman iyi senaryo, sinema ve başarılı isimlerin kitaplarını okursak senarist oluruz diye bir ön bilgimiz var. Bunlar esasen formüldür, bir senaryo oluşturmadaki sır aslında hayat tecrübesi, kendi yaşamınızdaki tecrübeniz ve hayatı ve filmi, her şeyi izlemek. Ben eğer bir üniversitenin dekanı olsaydım öğrencilere iki yıl teorik bir ders verdirir, diğer iki yıl hepsini dünyayı gezmeye gönderirdim. Farklı kültürleri, adetleri görsünler ve dönüp tez yazsınlar, bu tez ile onları mezun ederdim.”

Alanda yapılan gözlemin senaryoyu güçlendireceğini belirten Majidi, senaryonun gücünü anlamanın yolunu ise şöyle anlattı: “Çoğu zaman ilk hikayeyi yazdıktan sonra genel olarak sanatçılar kendilerine güvendikleri için en iyiyi yazdıklarını hisseder, böyleyiz. Peki böyle mi? Bunun gerçeklik payı var mı, insanlara geçecek mi bunu nasıl anlayacağız? Bunu kendi tecrübelerimden hareketle aktarayım. Toplumun farklı kesimlerinden on, on iki insan seçiyorum. Bu hikayemi onlara anlatıyorum ve karşılığını görmeye çalışıyorum. Ve bunlar toplumun farklı katmanlarından olduğu için ilk olarak doğru anlatabiliyor muyum, sonra onların reaksiyonlarından ne kadarını anladıklarına bakıyorum. Hikaye ile kurdukları ilişki, gözlerinden aldığım enerjiye bakıyorum. Bakış açılarından, söylediklerinden ortak bir duyguya varabiliyorsam doğru yolda olduğuma inanıyorum.”

Majidi, sözlerinin devamında şuna işaret etti: “Elinizde güçlü bir senaryo varsa filmin yüzde ellisini başarmışsınız demektir. Geri kalan icra. Tersi ise, senaryo yüzde otuz ise bütün enerjinizi ortaya koysanız bile başarılı olmanız zor ihtimal.”

Yönetmen Majidi, genç bir sinemacının kendisine yönelttiği “Müslüman sinemacılar iyi film çekmek için ne yapmalı?” sorusuna ise şu cevabı verdi “Sinema sanat alanında önemli, Müslüman ya da gayrimüslim alanı yoktur. Başlı başına bir olay, bazen pes ettiğiniz anlar bile olabilir ama bir köle gibi kendinizi adamanız gerekir ki sonuca ulaşabilesiniz.”

KÖR OLAN BENMİŞİM O ÇOCUKLAR DEĞİL

‘Majidi’nin ‘Cennetin Rengi’ filmini çekmeden önce filme hazırlanırken yaşadıklarına dair şu anlattıkları ise salondaki genç sinemacılar üzerinde büyük etki yarattı: “Cennetin Rengi’ni çekeceğimde birçok kişi sakın bunu yapma dedi, beni dediler konuştular. Bu filme girişmek biraz zor oldu benim için bu yüzden.

Körler okulundan üç çocukla Hazar kıyılarına seyahat etmiştim. Çünkü tabiat burada çok güçlü, ağaçların sesleri, kuşun ötüşü, rüzgar çok güçlü orada. Onları hiç bilmedikleri bir yere götürmek ve başka türlü seslerle tanıştırıp bu tepkileri doğru okuyup okuyamadığımı görmek istedim.

Bu çocuklar dokuz, on yaşlarındaydı. İlk gün bir ormana gittik. Yürümelerini, keşfettikleri şeylere karşı tepkilerini anlamaya çalıştım. Biraz ilerledikten sonra içlerinden biri dedi ki ‘Ne kadar da güzel bir ışık’. Nasıl, bunlar kör değil mi diye şaşırdım. Ve bir şey demeden anlamaya çalıştım. Baktım ki güneş bazen ağaçlardan güçlü bir şekilde yansıyor, demek ki yanaklarını ısıtıyor diye düşündüm. Ben de gözlerimi kapattım ve biraz ilerledim ama sabah serinliğiydi ve bu ısı ile anlaşılan bir ışık değildi.

Onlara ‘O güzel ışığı gördüğünüzde bana söyler misiniz?’ dedim sonunda. Biraz sonra ‘Yine geldi ve yanağıma dokundu geçti’ dediler. O zaman anladım ki meğer ağaçların arasından esen rüzgarı ışık olarak algılıyorlarmış. Bu ne kadar şairane bir şey diye düşündüm. Onlarla yaptığım gezide anladım ki asasında kör olan bizlermişiz, onlar değil. Onlardan ilhamla Cennetin Çocukları filmini yaptım.”

ANALOG DÜNYA YARATICILIĞI GELİŞTİRİYOR

Majidi, etkinlikte genç sinemacılara kendisinin analog dünyaya ait bir sinemacı olduğunu da paylaşarak, şunları kaydetti: “Ben analog bir dünyadan geldim. Negatif analog dünyanın kendine ait iyi yanları ve dezavantajları var.

Negatifle çalıştığınızda bir filmde 90 halka var, her halka 4 dakikaya tekabül ediyor. Bir filmi 90 halka ile bitirmek zorundasınız. Biz analog dünyada ışığı, sesi, her şeyi prova ediyor, ayarlıyor öyle kayda basıyorduk. Şimdi dijital ile çalışan öğrencileri görüyorum, 50 tekrar almış ama biri diğerinden iyi değil. Analoğun en önemli farkı, bu sınırlılığının sizin yaratıcılığınızı muazzam geliştirmesi.

Siz dört dakikalık bandın üç dakikasında iyi çekmek zorundasınız çünkü. Dijital dünyadan da istifade edilmesi gerektiğini düşünüyorum tabii, çok zengin bir imkana sahip dijital dünya. Mesela önceden üstünde ağaç olan bir tepe bulamayabiliyordun. Bugün o tepeyi, ağacı yapan programlar var. Ama ben her zaman doğal olandan yanayım, bu yönetmenler için de izleyici için de gerçeklik yaratır, izleyiciye bambaşka his verir. Filmlerimde çok az bu programları kullanmaya çalışıyorum bu yüzden.”
Karar gazetesi

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum