Kibrit kutusundaki hatıralar
Çocukluğumu düşündüğümde, kibrit kutusunda sakladığım küçük hazineleri hatırlıyorum. Sarı bir kuş tüyünden minik taşlara kadar çeşitlilik gösteriyorlardı. Her birinin kendine özgü bir hikayesi vardı: Biri kız kardeşimle bulduğum, biri düştüğümde içine düştüğüm ve biri de çok güzel olandı. Okuldan sonra, eski, yapışkanlı defterime bir şeyler yazardım. Çoğunlukla ailemin anlamadığı ama kalbime yakın olan duygular hakkında. Hayata her şeyi vermek istiyordum: pencerenin altındaki kedi, bahçedeki vantuz, hatta düşen yapraklar bile benimle konuşuyor gibiydi. Bir keresinde o çocukluk bahçesine girdiğimde, gökyüzünden bir yıldızın düştüğünü görmüş gibi hissettim. Bu bir hayal gücüydü elbette. Çocuklukta hayal gücü gerçekten güçlüydü.
Köyüme döndüm ama kibrit kutum yoktu. Bir ağacın gölgesinde durup diz çöktüm. Yaprakların altında eski bir şey gördüm. Uzandım – paslı bir anahtar. Hiçbir kapıyı açmayan ama bana bir tane olduğuna dair güven veren bir anahtar. Avucumda tutarak kalbime sordum: Bu anahtar hangi kapıyı açıyor? İçimden bir fısıltı geldi: “Kendini hatırla, Jasmina. O eski kibrit kutun nerede saklı?” Kibrit kutumun hâlâ orada olduğunu biliyorum – kalbimin en derin, en saf köşesinde. Onu açmak için gereken tek şey sabır ve kalbimden gelen çocuksu bir his. O anda kulağımda bir tür kahkaha duydum. Çocukluğumun kahkahası bendim. Nasıl büyüdük de o masum sesi kaybettik?
Gözlerimden yaşlar boşandı. Rüzgârdan mı yoksa kalbimdeki serin çocukluğundan mı, bilmiyordum. Sonuçta, hüznün ne olduğunu ilk burada tanıdım. O gün, en yakın arkadaşım başka bir sokağa taşındı. Son kez ip üstünde uçuyorduk. Ve ben sadece "Yarın geri dön," dedim. Ama yarın hiç gelmedi...
Zaman en ağır yüktür. Onu ne görebilir ne de duyabilirsiniz, sadece omzunuzda hissedebilirsiniz. Bugün ilk kez bir kibrit kutusu açtım, korkmadan. Bu korku yıllardır peşimi bırakmıyor: "Neyi unuttum? İçimde hâlâ ne rahatsız ediyor?" Kutunun en altında küçük, sararmış bir bilet parçası duruyordu: eski bir tramvay bileti. Arkasında hiçbir şey yazmıyordu, sadece bir karton parçası. O gün tramvaya bindim ve çok uzaklara gittim. Bir şeyden kaçıyordum: hayattan, insanlardan, gürültüden, sorumluluktan, hatta belki de kendimden...
Yıllar geçti. Bu bilet, nereden gelip nereye gittiğimi hatırlatan tek şeydi. Uzun süre ona baktım. Acı değildi; kabullenme, anlayıştı. İçindeki anılar yük değil, dersti. Üzerindeki son kibrit hiç yanmadı. Şimdi yeni bir sayfa açmaya hazırım.
Jasmina HASANOVA,
UzDJTU'da öğrenci
Kaynak: http://marifat.uz/show-post/gugurt-qutisidagi-xotiralar-717









FACEBOOK YORUMLAR