"Kebap" kelimesinin tarihi: Yemek, dil ve tartışması
Kömürde cızırdayan etin mis gibi kokusu ve "kebap" kelimesi, binlerce yıldır Orta Asya'dan Orta Doğu ve Kafkasya'ya kadar uzanan geniş topraklarda yaşayan halkların kültürü, yaşam tarzı ve tarihiyle yakından ilişkilidir.
Bugün her Özbek ailesinin çok sevdiği ve değer verdiği bu yemeğin adı nereden geliyor ve aslında ne anlama geliyor? Bu sorunun cevabı, ilk bakışta basit görünse de, dilbilimcilerin farklı bakış açılarının, farklı dillerin birbirleri üzerindeki etkisinin ve halklar arasındaki kültürel temasların bütün bir tarihini içerir.
Birçok kişi "kebap" kelimesinin kökenini Farsça ile ilişkilendirir ve bunda belirli bir mantık vardır. Özellikle dilbilimci Bahrom Bafoev, "Eski Kelimeler Tarihi" adlı kitabında, bu kelimenin öncelikle kazanda pişirilen kebap yemeği anlamına geldiğini ve Fars-Tacik dili aracılığıyla kadim Türk diline geçtiğini vurgular. Bafoev'in yorumuna göre "kebap", iki bağımsız kelimenin - "kam" ve "ob" (su) - birleşiminden oluşmuştur. Bu görüşe göre, yemeğin temel hazırlama yöntemi - susuz veya çok az su kullanarak pişirme - isminin temelini oluşturmuştur. Yani "kam + ob" birleşimi "az sulu" bir yemek anlamına geliyordu ve zamanla ses değişimlerine uğrayarak "kebap" şeklini almıştır. Bu kelimenin Hazreti Ali Şir Nevai'nin eserlerinde de "kebap" biçiminde kullanılmış olması, Orta Çağ'da dilimize derinlemesine yerleştiğini göstermektedir.
Ancak bu görüş, meselenin yalnızca bir yönüdür. Özbek dil biliminin temel araştırmacılarından Profesör Şavkat Rahmatullaev, "Özbek Dilinin Etimolojik Sözlüğü"nde, etin şişe geçirilip, şişe geçirilerek kömürde pişirildiği yemek anlamına gelen bu kelimenin köklerini bambaşka bir yere, Arapçaya dayandırır. Bilim adamına göre "kebap" kelimesi, Arapça "kabba" fiilinden türemiştir. Bu fiil "çevirmek", "çevirmek" ve "ters çevirmek" anlamına gelir. Dolayısıyla bu yoruma göre "kebap" yalnızca yemeğin adı değil, aynı zamanda hazırlanma sürecini de ifade eden bir kelimedir. Yani, ızgara etin kömürde sürekli "çevirilerek" pişirilmesi işlemi, yemeğe adını vermiştir. Kebabın yalnızca Orta Asya'da değil, aynı zamanda Arap ve Ortadoğu dünyasında da yaygın olduğu düşünüldüğünde bu görüş daha da makul görünmektedir.
Bu bağlamda, "kebap" kelimesinin çeşitli Türk ve İran dillerindeki fonetik varyantları da yaygınlığını göstermektedir. Örneğin, bu kelime Özbekçe'de "kebab", Kazakça'da "kebab", Kırgızca'da "kebep", Türkmence'de "kebap", Azeribaycan dilinde "kebab", Farsça ve Tacikçe'de "kebab" olarak kullanılmaktadır. Bu kelimenin Mahmud Kaşgarî'nin "Divanu Lugatit-Türk" adlı eserinde "kebab" olarak değil, Türkçe karşılığı olarak başka bir kelimeyle birlikte anılması, ancak Orhun-Enasay anıtlarında tamamen yer almaması, bu kelimenin Türk halklarının yaşamına İslam dini ve kültürünün tanıtımıyla bağlantılı olarak Farsça veya Arapça dilleri aracılığıyla girdiği hipotezini güçlendirmektedir.
Basit "kebap" kelimesinin tarihinin bizi iki dil ve kültürle, yani Fars ve Arap dünyalarıyla bağladığı açıktır. Hazırlanışındaki birçok yöntem ve biçim nedeniyle, bir alim yemeğin adının kökenini kazan kebabının ("düşük su") kendine özgü özelliğiyle, diğeri ise Sih kebabının ("döndürme") pişirme yöntemiyle açıklar. Bu ve diğer yorumlardan hangisinin gerçeğe daha yakın olduğu konusundaki tartışmaların devam etmesi doğaldır. Ancak bizim için en önemlisi, bu kelimenin ve ifade ettiği yemeğin yüzyıllardır halkımızın sofrasının, dilinin ve kültürünün ayrılmaz bir parçası haline gelmiş olmasıdır. Tek bir kelimenin tarihi, atalarımızın komşu medeniyetlerle ne kadar derin bir kültürel diyalog içinde olduklarının canlı bir örneğidir; yalnızca diğer kültürlerin başarılarını özümsemekle kalmayıp, aynı zamanda bunları kendi yöntemleriyle geliştirerek günümüz nesilleri için paha biçilmez bir miras bıraktılar.
Alisher Egamberdiev,
UzA tarafından hazırlanmıştır.









FACEBOOK YORUMLAR