KARMA

Yusuf Mesut KİLCİ Yazdı: KARMA

KARMA
27 Ağustos 2019 - 09:23 - Güncelleme: 27 Ağustos 2019 - 09:29

                                                      KARMA

 

    Karma sözcüğü Türk Dil Kurumu sözlüğünde isim; karmak işi, sıfat; Ayrı türden öğelerin karıştırılması olarak tanımlanmaktadır. Günlük hayatımızda çok kullandığımız bu sözcükler sosyolojik bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Karma futbol takımı, karma eğitim, karma ekonomi, karma dil v.b.  

     Bir millettin geleceği, geçmişine tutunduğu kökleriyle doğrudan ilintilidir. Kökleri olmayan bir topluluk başka bir bitkinin üzerendeki asalak, parazitlere benzerler. Nasıl bu asalak, parazitler üzerinde bulunduğu bitkiden beslenir, yaşamını o bitkiye bağlı sürdürürse, kökleri sağlam olmayan topluluklarda başka milletlerin egemenliğinde yaşamak zorundadırlar.

     1789’da Üçüncü Selim döneminde batıdan esen poyrazla Osmanlı toplumunun kökleri sarsılmaya başladı. Opera ve bale gibi sahne ve gösteri sanatları, mimari, resim, süsleme, stilist gibi görsel sanatlarda kendini gösterdi. Toplumun her kesiminde genişleyerek, hızla artarak, demokratikleşme adına 1839 Tanzimat fermanıyla azınlıklara verilen sınırsız haklarla kökler çatırdamaya devam etti. Batıya eğitim de, fen de yenilikleri öğrenip, memleketimizin kalkınmasında katkıda bulunmaları için gönderdiğimiz aydınlarımız sayesinde 1876’ da Birinci meşrutiyet ve 1908’ İkinci meşrutiyet ile kökler dibinden sökülmeye çalışıldı.

    Kaynağını İslam medeniyetinden alan değerlerin yerini pagan temelli eski roma kültürüne dayanan batılı değerler almaya başlamıştı. Buradaki gerçek hedef Osmanlı toplumunun çoğunluğunu oluşturan Müslümanları ötekileştirerek, azınlık durumuna düşürmekti. Bu işe dille başladılar. Dili karma haline düşürmek için, halk dili, Bab-ı âli dili diyerek ikiye ayırdılar. Edebiyatta bu yüzden bir çok akım birbiriyle didişmeye başladı. Kavramlar üzerinde tartışarak, birbirini baskıcılıkla suçladılar.

     Toplumdaki fertler birbirinden ayrışmaya başladı. Kullandıkları kelimeler günün modasına göre aşevi yerine, lokanta, teşhir yerine vitrin, selamlık yerine salon, büyük yerine duble, akşam yerine matine, gündüz yerine suare v.s. Toplum içi bütünlük bozulmuş, sosyal adalet, yerini güvensizlik, rüşvet, iltimas, cana kıyma, dolandırıcılık, gasp gibi davranışlara bırakmıştır.

     Osmanlı toplumu ayrıca on dokuzuncu yüzyıl başında ortaya çıkan iki ekonomik akımın etkisinde kalmıştır.” Bırakın tüketsinler.” Felsefesini savunan kapitalist akım. Diğeri üretime dayanan sosyalist akım. Aslında bu iki akım ikiz kardeştir. Çünkü iki sininde kökleri materyalist felsefenin babası Aristo’ya dayanır. Böylece Osmanlı toplumu devletçi anlayışa sahip sosyalist ekonomi ile özel mülkiyete dayalı kapitalist ekonomiden oluşan karma ekonomi dayatmasıyla karşı karşıya kaldı. Ne yapacağını şaşıran Osmanlı toplumu, üretici toplum iken tüketen, istişare ederken, cedelleşen  (birbiriyle kavga eden)kapalı bir toplum haline dönüştü. 

     Sonuç olarak karma eğitim, karma ekonomi derken karma kültürü ortaya çıkardı. Bugün yaşadığımız problemlerin altında yatan sebeplerden biriside karma kavramıdır. İşlerimiz, yaşam tarzımız karman çorman, karma karışık oldu.         

                                                                                                 Yusuf Mesut  KİLCİ  

                                                                                                     Eğitimci  Yazar

 

Bu haber 1648 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum