Reklam
Reklam

Kafkasya ve Orta Asya'da Türk Birliği dönemi başlıyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin "Rus imparatorluğunu" yeniden canlandırmaya çalışırken, Rusya aslında sınırlarının ötesindeki tüm dayanaklarını yavaş yavaş kaybediyor... Rusya'nın yeni dünya düzeninde öncü bir oyuncu olarak mı kalacağı, yoksa "eski imparatorluğun modern gölgesi" mi olacağı artık belirsiz...

Kafkasya ve Orta Asya'da Türk Birliği dönemi başlıyor
10 Kasım 2025 - 09:38

Modern dünya, daha küresel bir güvenlik ortamı için Rus imparatorluğunun gölgesinden kurtulmanın önemini açıkça kabul etmeye başladı. Dolayısıyla, şu anda Başkan Vladimir Putin'in küresel iddiaları ile Rusya'nın art arda gelen bölgesel yenilgileri birbiriyle taban tabana zıt. Ve şimdi Rusya, giderek köşeye sıkışmış ve Kremlin'in gerçekçi olmayan küresel iddialarıyla baş başa bırakılmış gibi görünüyor ve bu iddialar çaresiz kalıyor.

Mesele şu ki, Devlet Başkanı Vladimir Putin'in küresel hegemonya iddiaları arttıkça ve Kremlin çöken imparatorluğu yeniden canlandırmaya çalıştıkça, Rusya'nın dünyadan soyutlanması derinleşiyor. Nitekim eski ABD Rusya Büyükelçisi Michael McFaul, Batı basınına, Devlet Başkanı Vladimir Putin'in asıl amacının Rus imparatorluğunu yeniden kurmak olduğunu söyledi. Amerikalı diplomat, Devlet Başkanı Vladimir Putin'i ilk olarak 1991 yılında St. Petersburg Belediye Başkanı Anatoly Sobchak'ın ofisinde "dar görüşlü bir bürokrat" olarak gördüğünü vurguladı. Ancak yıllar içinde bu "bürokrat", kendini imparatorluk mirasının taşıyıcısı olarak sunan otoriter bir lidere dönüştü.
İlginçtir ki, Michael McFaul'a göre, Rusya büyükelçisi olarak görev yaptığı dönemde, Devlet Başkanı Vladimir Putin'in komünist değil, emperyalist olduğuna karar vermişti. Bu önemli fark yalnızca siyasi-ideolojik değil, aynı zamanda jeostratejik niteliktedir. Çünkü eski SSCB, sosyalist genişlemesini siyasi-ideolojik bir çerçevede meşrulaştırıyordu. Ancak Devlet Başkanı Vladimir Putin, tarihi ve medeniyetsel "adalet" kisvesi altında Rus nüfuzunu yeniden tesis etmeye ve genişletmeye çalışıyor.
702fdfbdb1972edd984f23f76466bc52.jpg (157 KB)
Mesele şu ki, Devlet Başkanı Vladimir Putin bir zamanlar Kırım'ı ilhak etme niyetini ısrarla reddetse de, daha sonra bu planı uygulamaya koydu ve Ukrayna'ya karşı büyük çaplı bir savaş başlattı. Bu, Michael McFaul'un ifadesiyle, "Putin'e güvenilemeyeceğinin nihai kanıtı" oldu. Amerikalı diplomat, Rusya'nın şu anda "en zayıf süper güç" olduğuna inanıyor. Çünkü Rusya'nın nükleer bir cephaneliği var ve askeri potansiyeli henüz tamamen tükenmemiş durumda. Ancak Rusya, ekonomik ve teknolojik potansiyel açısından Amerika Birleşik Devletleri ve Batı'nın gerisinde kalıyor. Ve eğer Rusya Ukrayna'da durdurulamazsa, bir sonraki aşama Batı ile doğrudan bir askeri çatışma olabilir.
İlginçtir ki, Michael McFaul'un bu sonuçlarına paralel olarak, Rusya'daki bazı analitik merkezler de Kremlin'in Sovyet sonrası alanda, özellikle Güney Kafkasya'da geleneksel nüfuzunu kaybettiğini kabul ediyor. Onlara göre, Rusya Devlet Başkanlığı Yönetimi'nde Vadim Titov liderliğinde kurulan yeni stratejik departman, "Rus dünyasının" Sovyet sonrası alandaki etkisini Afrika'ya geri getirmeye çalışacak. Ancak bu kavram şimdiden en zayıf noktasına ulaştı. Güney Kafkasya Rusya için bir öncelik olmaya devam etse de, gerçek jeopolitik sonuçlar şu anda hayal kırıklığı yaratıyor.
Mesele şu ki, Rusya, Abhazya ve Güney Osetya'yı Gürcistan'a karşı bir baskı aracı olarak kullanarak bölgede "Rus yanlısı bir hat" oluşturmaya çalışsa da, bu plan çoktan başarısız oldu. Gürcistan hükümeti şu anda Rus maliyesine bağımlı olsa da, bu fonlar artık gönderilmiyor. Uzmanlara göre, Gürcistan yakında Avrupa Birliği ile entegrasyon yoluna geri dönebilir.
1668149639_ekran_görüntüsü_682.png (319 KB)
Bu, Kremlin'in bölgedeki "yumuşak güç" yeteneklerinin neredeyse kademeli olarak ortadan kalktığı anlamına geliyor. Zira Rusya, 2020 Karabağ Savaşı'ndan sonra Güney Kafkasya'da kısa vadeli bir askeri üstünlük elde etmiş olsa da, bu uzun sürmedi. Dolayısıyla, resmi Bakü yönetiminin Rus barış gücü birliklerini Azerbaycan'dan çekmeyi başarması ve Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü yeniden tesis etmesi, Kremlin'in bölgedeki kontrol mekanizmalarını daha da zayıflattı.
Aynı zamanda, Türk özel kuvvetlerinin ve askeri savunma sektörünün Güney Kafkasya'daki etkisi şu anda güçlü ve giderek artıyor. Azerbaycan'da siyasi ve ekonomik elitlerin Rus etkisine maruz kalan yapılardan arındırılması süreci devam ediyor. Sonuç olarak Türkiye, Güney Kafkasya'da kilit bir güvenlik ve siyasi ortak rolüne yükseliyor.
Öte yandan, Kremlin'in bu bölgedeki en ciddi kaybı, Ermenistan'ın Rusya'dan uzaklaşmasıdır. Kremlin, uzun yıllar boyunca Ermenistan'ı Rusya'nın Güney Kafkasya'daki "stratejik dayanak noktası" olarak görmüştü. Ancak son yıllarda Paşinyan hükümeti, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ile iş birliğini genişletmiş ve aynı zamanda Türkiye ile diyalog başlatmıştır. KGAÖ'ye duyulan güvenin azalması ve Kremlin'in himayesi, Ermeni toplumunda Rusya karşıtı duyguları güçlendirmiştir. Bu, Kremlin için yalnızca jeopolitik bir darbe değil, aynı zamanda siyasi-ideolojik bir darbedir. Bu da "Rus dünyası"nın temel direklerinden birinin artık Batı'ya yöneldiği anlamına geliyor.
Öte yandan, Azerbaycan, Türkiye, Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan arasında kurulan yeni bölgesel ittifaklar, Rusya'nın çıkarları açısından alışılmadık jeopolitik gerçeklikler yaratıyor. Türk Devletleri Örgütü'nün (TDÖ) etki alanı genişliyor ve hem Türkiye hem de Çin, Güney Kafkasya'da aktif olarak güç kazanıyor. Dolayısıyla, Rusya için geleneksel "Sovyet sonrası liderlik" statüsü, tarihsel bir nostalji niteliği taşıyor.
0add7af5ec3f4db956dc917676275ec6.jpg (94 KB)
Tüm bunları göz önünde bulunduran Batılı uzmanlar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in artık "imparatorluğu yeniden canlandırdığını" düşünmesine rağmen, aslında imparatorluğun dağılmasının son aşamasına öncülük ettiği sonucuna varıyor. Çünkü Rusya, yalnızca Ukrayna'da değil, Güney Kafkasya, Orta Asya ve hatta Doğu Avrupa'da da nüfuzunu hızla kaybediyor. Amerika Birleşik Devletleri, Batı ve Türkiye arasında da yeni bir güç dengesi oluşuyor. Çin ise şu anda bu süreçten en fazla ekonomik getiriyi elde ediyor.
Rusya için küresel genişlemeden savunmaya geçişin çoktan başladığı anlaşılıyor. Kremlin artık imparatorluğu genişletmeye değil, Rusya'nın hâlâ sahip olduğu nüfuz alanını korumaya çalışmak zorunda. Rusya'nın, özellikle Belarus, Orta Asya ve Afrika bölgelerinde oldukça ciddi sorunlar yaşaması da ihtimal dışı değil.
Görünen o ki, 2020-2025 yılları arasında Rusya için yaşananlar hem siyasi, hem ideolojik hem de jeopolitik açıdan bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. Zira Devlet Başkanı Vladimir Putin "imparatorluğu" yeniden kurmaya çalışırken, Rusya aslında sınırlarının ötesindeki tüm desteğini giderek kaybediyor. Bu nedenle, Rusya'nın yeni dünya düzeninde öncü bir oyuncu olarak kalıp kalamayacağı ve "eski imparatorluğun modern bir gölgesi" haline gelip gelmeyeceği artık oldukça ciddi soruları gündeme getiriyor.
Elçin XALIDBEYLİ,
Siyaset uzmanı,
"Yeni Musavat" Medya Grubu


Kaynak: 8.11. 2025, https://musavat.com/
 
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum