İslamcı zihniyetteki sığlık ve tıkanıklığın kültürel kökenleri - Mustafa Öztürk

İslamcı zihniyetteki sığlık ve tıkanıklığın kültürel kökenleri - Mustafa Öztürk
12 Ağustos 2020 - 12:10

İslamcılık, 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu’nu inkırazdan kurtarma çabası olarak zuhur eden ve bu çerçevede İslam’ı geleneksel anlayış ve kavrayıştan farklı şekilde yeniden anlayıp yorumlayarak genel izmihlal ve inkıraz halinden kurtulmanın mümkün olduğu yönünde zengin tahayyüller içeren bir ideolojidir.

Ancak zikri geçen dönemlerden bugüne değin İslamcılık ciddi bir evrimsel süreç geçirmiş, başlangıçta geleneksel din (İslam) anlayışına karşı mesafeli, yenilikçi, değişimci, eleştirel, tatminsiz ve deyim yerindeyse az çok solcu bir duruş sergilerken, özellikle son yılların Türkiye’sinde gitgide sıkı muhafazakâr, sağcı, sağlamcı ve sığ bir karaktere bürünür hale gelmiştir. En son “İstanbul sözleşmesi”yle ilgili tartışmalarda da kendini gösteren bu dramatik değişim/dönüşüm “1990’lı yıllarda İslamcılar daha az kültürel ve eğitsel sermayeye sahip olmalarına rağmen etkili organik aydınlar üretebilmişken, ardından gelen nesil akademik ve ekonomik olarak çok daha yetkin ve başarılı olmasına rağmen neden yeni bir çizgi üretmedi? Neden İslamcı zihin bir yerde durdu kaldı, açıkça ifade edilmiş, belirgin yeni açılımlar tarihsel bir hikâye kurmaya imkân verecek diyalektik ilerlemelere yol açmadı?” gibi kritik sorular üzerine kafa yormayı gerektirmiştir. 

Bu bağlamda Hüseyin Padır’ın Birikim Güncel’de yazdığı “İslamcı Zihinsel Tıkanmanın Kültürel Kökenleri Üzerine Bir Deneme” başlıklı makalesi söz konusu soruların cevaplarına dair önemli analizler içermektedir. “Bu soruların cevapları (eleştirel, analizci, bireyci, kendine dönük, ilerlemeci) yazılı kültür ile (canlı, kümeleyici, sohbetçi, dışa dönük, hatip-kişi kültü olan) sözlü kültür arasındaki ayrımda bulunabilir” diyen Padır, dikkat çekici analizlerine şöyle devam etmektedir: Sohbetçi kültür grup psikolojisini, hayran olunacak ideal konuşmacı-önderi merkeze koyar. 

Sözlü-sohbetçi kültür analizden ziyade kelime oyununu, retoriği, hazırcevaplığı tercih eder. Bireysel üretimden ziyade kolektif kimliği önemser. Düşünceden ziyade duygusal anlatıyı önceler. Bu kültürde (maddi ve düşünsel) kaynaklar açıkça belirtilmez, lütuf ya da ihsan olarak görülür. Emeğin yerini gayret alır. Bu kültür, düşünceleri ile kendini ortaya koyan birey-yazarı değil, okuyan gayretli kardeşleri üretir. Nihayetinde bu kültürde yetişmiş insanlar Türkiye’nin en iyi üniversitelerinde okuyup ABD’de doktora yaptıklarında dahi kültüre esaslı bir ekleme yapamazlar. Sohbetçi kültür Weberci geleneksel otoritenin tahakkümü altında, eskilerin hiç devrilmediği gerontokratik bir kültürdür. Eskiler devrilmediğinden ölülerin gölgesi yaşayanların üzerine çökmektedir. Bu durum kendini açıkça ifade eden bireylerden ziyade çekingen, kamusal söz söylemek yerine güvenli kariyer yapmaya odaklı, agorafobik bir kimlik üretmektedir... Sohbetçi-sözlü kültür, Padır’a göre İslamcılığın zihinsel tıkanıklığına sebep olan epistemolojik engeldir. Şöyle ki İslamcılık maddi kültür, ekonomik şartlar ve kurumsal imkânlar bakımından çok ilerlemiş olmasına rağmen sohbetçi kültür İslâmcılığın kendini kavramasına engel olur. Bu tıkanıklık nedeniyle camianın içerisindeki gençler ya kültür âşığı olmalarına rağmen entelektüel bir aydına dönüşmemekte ya da geçmiş kuşaklarla bağ kuramayarak flanör (aylak), bohem (gamsız, tasasız), kariyerist tiplere dönüşmektedir. 

“Türkiye’de sağ siyasetlerin solda hiç anlamadığı ve mütemadiyen müstehzi yaklaştığı husus solun sürekli bölünüyor olmasıdır” diyen Padır’ın tespitine göre soldaki yol ayrımlarının yerini İslamcılarda birleşen yollar alır. Solda ideolojik bağlılıklar bireysel bağlılıkları önceler. Oysa solun sürekli bölünmesiyle istihza eden İslamcı camia için temel sorun mahallenin bölünmemesi, hâlâ “huzur sokağı” nostaljisinin devam etmesidir. İslamcı-sohbetçi kültürü oluşturan grup bağları ve burs, himmet, abilik gibi mahalli maddi organizasyon biçimleri fertleri sürekli bir mahalle, cemaat (gemeinschaft) zihniyeti içinde kalmaya zorlamaktadır. Camiada yaşanan ayrımlar kişisel bir düzlemde kalmakta ve abiler, büyükler, hatırlı kişilerle tatlıya bağlanmanın yolları aranmaktadır. Daha çok kulaktan kulağa, açıkça ifade edilmeden, sosyal medya trolleri üzerinden yürümektedir. Kamusal alanda yaşanan ayrışmalar özelleştirilmekte, sohbetçi-cemaatçi bir tasavvurun ifadesiyle “kol kırılır yen içinde kalır” mantığına indirgenmektedir. Öte yandan, aynı şekilde kuşaklar arasında da açık ve net ayrımlar iradi olarak inşa edilememekte, önceki kuşaklardan paradigmatik kopuşlar yaşanmamaktadır. İslamcıların siyasal ve toplumsal alandaki bütün dönüm noktaları yoldan/sürüden ayrılmamayı tembihleyen “yol kazaları” olarak deneyimlenir. Yol kazalarına dayanan zihniyet kodu yeni kuşakların kopuşlarını, kendi yol ayrımlarını kurmalarını engellemektedir. 

Padır’ın İslamcı zihniyetin tıkanmasına ilişkin bir diğer tespiti sözlü kültürün tutucu yapısı gereği kamusal tartışma yapmanın önünü tıkadığı yönündedir. İslamcı camialarda organizasyon yapısı hiçbir zaman açıkça belirlenmediği için, farklı fraksiyonlardaki kişiler neyi neden yaptıklarının bilgisine, grubun hedeflerine, gelecek stratejilerine, maddi ve manevi kaynaklarına dair yeterince bilgiye sahip olamazlar. Bu yüzden de ortada kamusal olarak savunacakları rasyonel iddiaları ve amaçları yoktur. İslamcı camianın içinde yetişmiş, siyasi kariyer basamaklarını hızlı tırmanmış eğitimli kişilerin kamusal tartışmalarda oldukça zayıf fakat örgütlenme, siyasi kayırma ve kaydırma, perde gerisinden manevra yapma konusunda çok mahir oldukları fark edilebilir. Sözlü-sohbetçi mahalli kültürün zihin yapısındaki bu insanlar kamusal alanda sadece polemikçi tarz ile gündeme gelmiş, grup içi avantajları kullanarak hızla kariyer yapmışlardır. Agorayı sevmedikleri ölçüde agoranın baskılanmasına da gayret etmişlerdir. 

Kaynak: https://www.karar.com/yazarlar/mustafa-ozturk/


Bu haber 344 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Günün Başlıkları