IRAK TÜRKLERİNİN DEMOKRATİK MÜCADELESİ - Prof. Dr. Mahir NAKİP

IRAK TÜRKLERİNİN DEMOKRATİK MÜCADELESİ - Prof. Dr. Mahir NAKİP
09 Temmuz 2020 - 23:59

IRAK TÜRKLERİNİN DEMOKRATİK MÜCADELESİ

Bir Nebze Geçmiş

Osmanlı, 1918 yılında Irak topraklarını terk etmek zorunda kalmıştır. Bu ricat üzerinden bir asır geçmiştir. Bu süre içerisinde Irak Türkleri çok ciddi badireler atlatmıştır. İngilizler ve monarşi döneminde ‘’ Osmanlı kalıntısı ‘’gözüyle görülmüş ve sürekli dışlanmışlardır. Ancak yaşamış oldukları toprakları üzerinde hayatlarını sürdürme imkanı bulmuşlardır. 1958 yılında Cumhuriyet’in ilanına sevinmişler ve en azında bazı hukuklarını elde edeceklerini ümit etmişlerdir. Ancak tam aksine bir yıl sonra, 14 Temmuz 1959 katliamı ile karşı karşıya kalmışlardır.

1963-1970 yılları arasında nispi bir rahatlama dönemi geçirmişlerdir. Bu süre içerisinde Bağdat’ta Kardaşlık Ocağını kurabilmişler ve Kardaşlık adında Türkçe ve Arapça bir derginin yayınlanması fırsatını yakalamışlardır. 1974-2003 yılları arasında Baas Partisi’nin ırkçı-şovenist baskılarına maruz kalan Türkler,inanılmaz bir mezalim yaşamışlar ancak göreneklerine sıkı sıkıya bağlanarak ayakta durmayı başarmışlardır. Ayrıca 1980-1988 arasındaki Irak-İran Harbi’nde ve 1990-2003 yılları arasında Irak’a uygulanan ambargodan en çok Irak Türkleri zarar görmüştür. 1 mart 2003 tarihinde TBMM’nin, Türk Ordusunun , ABD ordusu ile Irak’a girmesini konu alan tezkereyi reddetmesinden sonra ABD, İngiltere ile işbirliği yaparak 10 Nisan 2003 tarihinde Saddam’ı devirmeyi başardı. Bu süreçte ABD, Türkiye’yi adeta cezalandırmak maksadıyla, Kerkük ve Musul dahil Kuzey Irak’ı Kürt siyasi gruplarına teslim ederken Irak Türklerini de siyasi süreçten dışlayarak hak ettikleri hukuku vermemiştir.

2003’ten Günümüze

ABD’nin Irak’a ithal ettiği demokrasi güdümlü olup tamamen paylaşım esaslıdır. Paylaşım da Irak’ın üç oluşumdan meydana geldiği varsayımı üzerine kurulmuştu. En büyük kütle Şiiler, sonra Sünniler ve Kürtler. Bakanlar Kurulundan en alt idari görevlere kadar kurulan her yapı, buna göre inşa edildi, Türkler, sırasıyla Allavi Hükûmeti ile Caferi Hükûmetlerinden birer ve Malki Hükûmetinde ise üç bakanlık elde edebildi. Fakat sonraları kurulan İbadi ve Adil Abdulmehdi Hükûmetlerinde Türklere hiç yer verilmemiştir.

2003-2014 yılları arasında Kerkük, Tuzhurmatı, Tavuk, Kifri ve Altınköprü şehirleri âdeta Kürt siyasi partilerine teslim edilmiştir. Bu süre içerisinde ABD’nin hoşgörüsü ve Arap yöneticilerin göz yumması ile binlerce Kürt, diğer bölgelerden hatta Türkiye ve İran’dan getirilerek Türk bölgelerine yerleştirildi. Kısacası on yıl zarfında Türk bölgelerinin nüfus yapısı büyük ölçüde değiştirildi.
Bu süre içerisinde kurulan bütün hükûmetler başarısız olmakla kalmadı, adı rüşvet ve yolsuzluklara bulaşmayan hemen hemen bakan kalmadı.

ABD’nin mahvettiği altyapıda hiçbir düzelme olmadı. Elektrik, su, kanalizasyon, gaz ve karayolları gibi temek hizmetler bitme noktasına geldi. Ancak Bağdat Yönetimi’nden tamamen bağımsız hareket eden Kürt yönetimi özellikle Erbil ve Süleymaniye illerine âdeta ihya ettiler. Tabii ki Türk Bölgeleri bu ihmallerden payını fazlasıyla aldı.

2014 yılında patlak veren DEAŞ saldırısı, daha çok Türk ve Sunni Arap bölgelerini kasıp kavurdu. Telafer, Musul, Emirli ve Beşir bu yerleşim bölgelerinin başında gelirdi. 2017 yılında DEAŞ Telafer ve diğer Türkmen Bölgelerinden, Türkmen Haşd-i Şaabi kuvvetlerinin mücadelesi ile çıkarılmıştır. Ancak bunu fırsat bilen Kürt peşmergeler bir çok ilave Türk Bölgesini işgal etmişti ve özellikle Kerkük’te ciddi anlamda kök salmıştı. DEAŞ, 3 yıl boyunca Türkmen bölgelerine ziyadesiyle zarar vermiş ve tam 500.000 Türk mülteci durumuna düşmüştü. Bunun 100 bini Türkiye'ye gelmiş, geri kalan 400 bini, Irak'ın diğer Arap ve Türkmen bölgelerine dağılmışlardı. Bugün bu mültecilerin sadece dörtte biri yerlerine dönebilmişlerdir. Ayrıca DEAŞ'ın yenilmesi üzerinden üç sene geçmesine rağmen tahrip edilen Türk bölgeleri hâlâ imar edilmemiştir. Nitekim Türkiye'deki mültecilerin büyük çoğunluğu, bu sebepten dolayı geri dönememektedir. Kısacası 2003 yılından günümüze kadar Irak Türklüğü sürekli kan ve bölgelerinde toprak kaybetmiştir. Çünkü herkesin arkasında güçlü ve plan kuran birer devlet var. Şiilerin arkasında İran, Sünnilerin arkasında Körfez Arap ülkeleri ve Kürtlerin arkasında da ABD ve topyekûn Avrupa var. Türklerin arkasında Türkiye'nin olduğu söyleniyor. Ancak Türkler, bu süre içerisinde siyasetçisi ve sivil kuruluşlarıyla can ve başla mücadeleler vererek varlığını sürdürmeye çalışmıştır.

Günümüzün Özeti

1 Kasım 2019 tarihinde istifa eden Adil Abdulmehdi Hükümeti, önceki hükümetler kadar başarısızdı. Ama sokak hareketleri onu istifaya zorladı, yoksa öncekilerden daha başarısız olduğu için değil. Yedi ay süren bir fetret döneminden sonra Mayıs 2020 tarihinde iki yıllığına Mustafa Kâzımi Hükûmeti kuruldu. Kabinenin teknokrat olacağı söylenmesine rağmen, yine paylaşım esasına dayandı. On üç Şii, yedi Sünni, üç Kürt ve bir Hristiyan bakandan oluştu. Yani Türklere yine yer verilmedi. Ancak bu sefer biraz farklı oldu. Çünkü Kâzımi, ITC Başkanı Erşat Salihi ile görüşerek Türklere bir bakanlık vereceklerinin sözünü verdi ve bunu hiç inkâr etmedi. Nitekim liste Parlamentoya gelene kadar bir Türk bakan adayı vardı. Ancak hiç beklenmedik bir şekilde ilk defa olarak bu sefer Fetih Grubu yani Hadi El-Amiri itiraz etti ve bakanlık verilmedi. Tekrar vurgulamakta yarar var. Farklı listelerden olsalar da sekiz Türk milletvekili yekvücut olarak hareket etmiş ve parlamentoda âdeta isyan çıkarmışlardır. Tablo çok açık. Bunun iki ana sebebi var: Türkler Irak'ta üçüncü millet kabul edilmelerine rağmen siyasi, askerî ve mali yönden güçlü değillerdir. İkincisi, İran gibi güçlü bir destekçileri yoktur.

Yapısal Tedbirler..

Türkiye hariç, Orta Doğu'da yaşayan Türkler arasında en çok siyasi mücadele vermiş ve hak elde edebilmiş topluluk Irak Türkleridir. Orta Doğu'nun Suriye, İran ve Afganistan gibi diğer devletlerinde yaşayan Türklerin kaderi ve geleceği belki de Irak Türklerinin başarılı olmasına bağlıdır. Son 10-15 yıl içerisinde Irak Türklerinden çok sayıda siyasetçi, aydın, şair, sanatçı ve fikir adamı Azerbaycan ve Türkmenistan'ı ziyaret etmiş ama somut bir destek bulamamışlardır. Yani işin mutfağı, yine ana vatan Türkiye'dedir. Özellikle 2003 yılından sonra Türkiye, Irak Türkleriyle bir ölçüde ilgilenmiştir. Bu ilginin siyasi, sosyal ve kültürel yönleri olmuştur. Bir kere Türkiye'nin Irak Türklerine hiçbir askerî desteği olmadığını kaydetmek gerekir. Türklerin ekonomik hayatlarını canlandıracak herhangi bir ticari destek de verilmiş değildir. Mesela yılda 9 milyar ticaret hacminin olduğu Habur Sınır Kapısı'nın kontrölü Barzanilerin elindedir. Ama yıllardır Sınır Ovaköy-Telafer açılamamıştır Isidey Nispi derecede siyasi destek verilmiştir Ancak bu destek, İran ve ABD'nin taraftarlarına verdikleri desteğin yanında devede kulak kalır. Sosyo-kultürel ve insani yardımlar takdire şayan derecededir diyebiliriz. Kısacası, ne Irak'ta ne de Orta Doğu'da Türk varlığı isteniyor. Onun için Türkiye'nin, cüzi bir başarı ve müktesebat elde edebilen Irak Türklerine kayıtsız şartsız destek vermesi, Türk milletinin Orta Doğu'daki bekası için elzemdir, denilebilir

Türk Yurdu, Haziran 2020, Sayı:394

Bu haber 516 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum