"İKİ OTAĞ, BİR DALAN, ÜZÜ DE GILBA'YA" - Emir Şıktaş

"İKİ OTAĞ, BİR DALAN, ÜZÜ DE GILBA'YA" - Emir Şıktaş
09 Haziran 2020 - 23:00

“İKİ OTAĞ, BİR DALAN, ÜZÜ DE GILBA’YA”

Geçmişe gidiyorum..

Çok uzaklara değil, 1970’den bu yana Iğdır’da, çoğu tek katlı, iki oda, bir salondan oluşan, genelde yüzü güneye bakan, bahçe içerisinde, yarım metre kerpiç duvarları olan, içi – dışı saman katılarak iyice ayaklanmış, katı hale getirilen”suvak” denilen çamurdan hazırlanan, dört etrafı ve “damüstü” yani çatısı el marifetiyle sıvanmış evlerde otururduk.

Doğrusunu demek gerekirse “balaxana” denilen altta iki “otağ” yani oda bir “dalan” yani salon, giriş, hol vs adlandırılan küçük oda bulunmakta, zemin katın hemen yanından konulan, çamurla yapılmış merdivenle çıkılan üst kat girişi dalan ve “gonağ otağı” yani misafir evi olarak kullanılan genişce bir odadan oluşmaktaydı.

Görüntünün olası içeriği: açık hava, şunu diyen bir yazı 'YÖRESEL MELEKLİ EVLERİ'

Her evin önünde, evin üzerinden ağaçlar uzatılarak, önüne de koruyucu bir “keran” yani kalın ağaç konulması ve yere sabitlenmiş iki, yada üç direk üzerine oturtulan çardak, balkon vs. denilen gölgelik eden ve yazları serin olan, evin tamamının önünü tutan oturma yeri olurdu.

Yazın, gece balkonda rüzgar altında semaver çayı içmek, komşularla sohbet etmek, gece olunca serinde yatmak ayrıcalıktı.

İki oda, bir salon dediğimiz yerden tek katlı çamurdan yapılmış evlerimizde salon, hol vs adlar verilen girişe biz “dalan” derdik, yani ilk girilen dalınan yer, evin bir bölümü, şubesi.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve açık hava

Odalardan birisi ise her türlü rahatlığı sağlayacak şekilde el işlemeli dantelli yastıklar, yün yorganlar, oturma koltuğu sandalye, masa, ısınma sobası, yani her şeyiyle dayalı, döşeli, bağımsız bir oda, bunun ismine ise Azerbaycan Türkçesinde “gonağ otağı” Anadolu Türkçesiyle misafir odası derdik. Yani eve gelen misafiri ağırlama odası.

Bir diğer oda ise tüm ev halkına aitti. Ortak kullanırdık. Tüm kardeşler bir oda da yatar, şayet yetmezse dalanı da kullanırdık.

Balkonda “mığmığa” yani sivrisinek, “mirçek” yani kara sinek, “xelpirçeh” yani çok küçük ısıran yakarca böceklerinden korunmak için “mehmerşahı” denilen kumaştan yapılma, ince gözenekli, havayı geçiren fakat içerisine böceklerin giremediği cibinlik kurulur ve keyifle yatılırdı.

Halkta oluşmuş bir düşünce, eğer evin yüzü kıbleye olursa o ev hayırlı, bereketli olur, diğer şekliyle güneye olunca evin önü bolca güneş alır ve sağlıklı olurdu. Güney yönüne bakması ve güneşten bolca alması evin yönünün bilinçli bir şekilde güneye doğru konulduğu anlaşılmakta.

Bu nedenle yöremizde hep bu deyim kullanılır halk arasında. Eski çamurdan ama sağlıklı evlerimiz için; “iki otağ (oda), bir dalan (salon, giriş, şube), üzü de gılba'ya, (yüzü de Kıbleye)” Yani iki oda, bir salon ve yüzü kıbleye dönük.

Eski evlerin yapım şekliyle veya küçük oluşuyla mizahi bir eleştiri gibi de algılanabilecek olan bu deyim söylenmiş ama çamur binaların şimdiki beton binalardan çok sağlıklı olduğunu, sağlığımız gittikten sonra şimdilerde daha iyi anlamaktayız.

Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, bulut, ağaç, açık hava ve doğa

Dalan’ın (salonun) bende bir anısı da var;

Dört yada beş yaşlarındayım. Evimiz aynen bir salon, bir gonağ otağı, bir de tüm ev halkının kullandığı bir oda. Kovayla getirdiğimiz içme suyumuz, unumuz, ekmeğimiz, yani kilerimiz ve mutfağımız aynı zamanda salonumuz.

Salon da gaz ocağının üzerinde çaydanlıkta su kaynıyor çay yapmak için, o arada rahmetli babam benden bir bardak su getirmemi istedi. Salon zifiri karanlık, gaz lambası sönmüş (elektrik daha gelmemişti Karakoyunlu’ya) fakat gazocağı yanıyor ve beni de uyardılar dikkat et diye.

Çocuk aklı, karanlığın verdiği vehametle suyu aldığım gibi geri dönmemle çaydanlığa çarpmam bir oldu ve ayağıma dökülen kaynar su ayağımı haşladı, halen ayağımda izleri durmakta.

Yıllar geçti, bahçeli, müstakil, iki katlı balaxana veya tek katlı yüzü kıbleye olan evler şehir merkezinde betona yenik düştü. Birer birer yok oldular..

Para hırsı, kazanç, bağ/bahçe ile uğraşmaktan aciz olanlar, çalışmayı sevmeyen toplum beton apartmanları kurtuluş olarak gördü.

Kişiler olarak çalışmaktan kurtulduk fakat komşuluk ilişkileri, bir araya gelerek yardımlaşmak, iki kelime sohbet etmek, paylaşmak, kültürel değerleri komşularla yaşamak geleneklerimiz, ananelerimiz hemen hemen bitti gibi..

Ve dilimizdeki “gonağ otağı”, “dalan”, “balaxana” vd. gibi güzel sözcüklerle beraber...

Emir Şıktaş

Bu haber 1124 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum