Hüda Huseyni: Biden İran'a odaklanacak

Hüda Huseyni: Biden İran'a odaklanacak
27 Şubat 2021 - 17:15

Yeni ABD Başkanı Joe Biden’ın Ortadoğu ile ilgili gündemini herkes bilmek istiyor. Görünüşe göre kendisi seçim kampanyasının vaatlerine uymak, mevcut politikaları incelemek ve eski başkan Donald Trump tarafından onaylanan bazı politikaları iptal etmek istiyor. Biden yönetimi, Yemen’deki koalisyonun askeri operasyonlarını desteklemeyeceğini açıkladı ve buradaki çatışmayı sona erdirmek için iki özel temsilci atadı. Aynı zamanda İran ile nükleer anlaşmaya geri dönme yöneliminde. Filistinlilerle yeniden bağlantı kurdu. Biden, başkanların genellikle Beyaz Saray’daki ilk haftalarında yaptıkları telefon görüşmelerinde, ne İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (görüşme ancak geçen hafta gerçekleşti) ne de herhangi bir Ortadoğulu lidere öncelik vermedi. Bu, ABD yönetiminin İsrail’in güvenliğini korumaya bağlılığını sürdürdüğünü açıklamasına rağmen, İsrail için farklı bir yaklaşıma sahip olduğuna işaret ediyor. Ayrıca Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını kınadı ve Suudi Arabistan’ın topraklarını savunmasına yardım etme taahhüdüne bağlı kalacağını açıkça ifade etti.

İran’a gelince, Tahran yaptırımlar kaldırılıncaya kadar nükleer anlaşmaya uymayacağını açıkladı. Buna karşılık Başkan Biden, İran 2015 anlaşmasında öngörülen kısıtlamalara uyana kadar ABD’nin anlaşmaya geri dönmeyeceğini belirtti. Peki, tüm bunlar Ortadoğu’ya yönelik yeni ABD politikası için ne anlama geliyor?

Biden yönetimindeki üst düzey dış politika yetkililerinin bölgesel konulara yönelik pozisyonları biliniyor, ancak bölgeyle birlikte diplomasi kanalları da değişti. Jared Kushner’ın ayrılmasıyla yeniden geleneksel kanallara dönülecek ve ilişkilere istikrar kazandıracağı gerekçesiyle bu görev ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülecek. Ancak bu, İbrahim Anlaşmaları gibi radikal dönüşümler veya İran’ın bölgesel saldırılarına karşı ciddi çabalar üretemeyen büyük olasılıkla daha temkinli bir yaklaşıma yol açacak.

ABD’li bir güvenlik kaynağının görüşüne başvurduğumda şunları söyledi; bence Körfez ülkeleri ve İsrail, yönetimin seçim kampanyası sırasındaki üslubunun ima ettiğinden daha az düşmanca olacağına inanıyorlar. Washington savunma alanında yardım sağlamaya devam edecek, ancak Beyaz Saray’ın bölgesel liderlerle derin ilişkiler kurmak gibi bir çabası yok. Körfez, İran ve vekillerinin kendisine karşı saldırganlığının en yüksek olduğu zamanlarda baskıya maruz kalma endişesi yaşıyor. Ürdün de İran’ın Suriye’de kalmasının boyutlarından endişeye kapılacaktır. Iraklılar, ABD’nin kendi topraklarında İran ile karşı karşıya gelmemesini umuyorlar, ancak bazı Iraklılar bunun İran’a Irak’ta istediği gibi hareket etme özgürlüğü vermesinden korkuyorlar. Bazıları da bunu, böyle bir yüzleşmeye eşlik edecek istikrarsızlığı önlemek için bir fırsat olarak göreceklerdir.

Amerikalı kaynağım şunu da ekledi; Biden yönetimi İran’dan daha stratejik meselelerle ilgilenmeyi tercih edecek, ancak Tahran, bölgenin en zor sorunlarının çoğunun içinde yer alıyor ve bölgesel hegemonya için baskısını sürdürüyor. İranlı Kudüs Gücü muhtemelen Irak’taki Amerikan varlığını sona erdirmek için vekilleri aracılığıyla baskı yapmaya devam edecek, ancak nükleer ve bölgesel görüşmeleri kolaylaştırmak için planlarını biraz değiştirecek. Ardından şunları söyledi; Kudüs Gücü’nün operasyonlarının etkisiyle başa çıkmadan Suriye, Gazze, Irak veya Yemen’in talepleriyle başa çıkmak zor olacak. Nükleer meseleye gelince, İran nükleer baskısını neredeyse haftalık bir ivmeyle artırdı ve açıkça nükleer şantaj yaptığını gizlemek için hiçbir çaba sarf etmedi. İran, mali ve siyasi teşvikleri müzakere etmek veya en azından mevcut nükleer kısıtlamaların uzatılmasını sınırlamak için kullanabileceği dosyalarla ilgili elinde uzun bir liste olduğuna inanıyor olabilir. Kaynağım, İran liderliğinin muhtemelen Washington ve Avrupalıların baskı kampanyasına boyun eğeceğine inandığını düşünüyor. İran’ın ara sıra uzlaşı imaları ile meydan okumalar karışımı bir tutum sergilemeye devam etmesini beklememiz gerektiğini belirtiyor.

Kamuoyunda, yetkililerinin açıklamaları yüksek perdeden olmaya devam edecek, ancak özel görüşmelerde yumuşatacaklardır. Her iki taktik de İran’ın çok taraflı baskıyı hafifletmesine olanak tanıyor.

Genel olarak bölgede en çok neyin dikkatini çektiğini sorduğumda, şu yanıtı verdi: Uluslararası toplum şu ya da bu şekilde parçalanmış devletleri, bayağı askeri çatışmaları kabullendi ve bunları normal, yeni ve kabul edilebilir olarak görmeye başladı. Geleceğin tarihçileri şüphesiz bundan hayatlarımızdaki karanlık bir dönüm noktası olarak bahsedeceklerdir. Kolektif güvenlik sisteminin otuzlu yılların ortalarından beri böyle bir saldırıya maruz kalmadığını düşünüyorum. İsrail, İran’ın Suriye’de askeri varlık oluşturma çabalarına karşı tek başına savaşıyor. Örneğin Körfez ülkelerinden Bahreyn, İran destekli saldırılara maruz kaldığında çok az destek alıyor.

Ona soruyorum; İsrail ile Filistinliler arasında bir barış sürecinin başlayabileceğini düşünüyor musunuz? Şu cevabı veriyor; bu çok zor olacak. Her bir taraf, tavizlerle ödüllendirilmeyen karmaşık bir siyasi dinamik tarafından tanımlanıyor. Filistin Otoritesi’nin yeni bir liderliğe ihtiyacı var. İsrail ile Filistinliler arasında etkili olması için siyasete zaman tanımalıyız. İbrahim Anlaşmaları ihtiyacımız olan bazı yeni dinamikler sunuyor, ancak bunun yeterli olacağından emin değilim. Örneğin ABD’nin İran ile nükleer anlaşmasına geri dönmesi yaptırımları sona erdirecek. Bu da, İran Devrim Muhafızlarına Hamas gibi vekillerine ek kaynaklar sağlamasının önünü açacaktır.

Kendisine Suriye’yi sorduğumda, Biden yönetiminin bu ülkeye yönelik politikasının nasıl olacağına karar verip vermediğinden emin olmadığı, ama ABD güçlerinin kalacağına ve Suriyeli Kürtlerle ilişkilerin gelişeceğine inandığı karşılığını veriyor. Ancak aynı zamanda ABD’nin Rusya ve Türkiye ile çalışmanın bir yolunu bulması gerektiğine inandığını belirterek şöyle konuşuyor; “Bazıları muhtemelen İran’ı da buna dahil etmemiz gerektiğini iddia edecek. İran ve Rusya tek istediklerinin ulusal seçimler olduğunu iddia edecekler, ancak gerçekte tek hedefleri Beşşar Esed’i destekleyecek seçimler olacak.” Türkiye’nin PKK terörizmine karşı tampon bölge ve daha önce kontrol ettiği topraklarda kendisi için bir dayanak olarak gördüğü alandan çekilmekten çekineceğine inanıyor.

ABD’nin Suudi Arabistan’a karşı pozisyonunun Yemen üzerindeki etkisi ne olacak şeklindeki soruma şu yanıtı veriyor; kısa vadede bu pozisyon Suudi Arabistan’ın düşmanlarını memnun edecek, ancak çatışmayı bitirmek konusunda hiçbir şey yapmayacak. Zira Husiler şehirlerini füze ve insansız hava araçları ile hedef alırken Riyad eli kolu bağlı duramaz. Suudi Arabistan en az iki kez ateşkes ilan etti, ancak Husiler ikisini de görmezden geldi. Biden yönetiminin devam eden Husi saldırılarına tepkisi ise fark ettiğimiz gibi sadece sözlü. Suudi Arabistan’a basitçe bu savaştan uzak durmasının söylenebileceğinde ısrar edenler, böyle bir tehlike güney sınırımızda baş gösterse aynı şeyi yapıp yapmayacağımızı da yanıtlamalılar. Öte yandan, Suudi Arabistan ve BM’nin son iki yılda birden fazla oldukça cömert barış planı sundukları ancak Husilerin bunların hepsini reddettikleri Washington’da artık bir sır değil. Son ABD kararının açıklanmasından bu yana da saldırganlıkları arttı. Barış ancak Yemenliler yerel ve kabile temelli siyasetin ötesine geçen bir hükümet kurma kapasitesini gösterdiklerinde sağlanacaktır.

Körfez ülkeleri ile İran’ın katılacağı bir bölgesel konferans düzenlenmesi olasılığı var mı soruma karşılık şunları söylüyor; bu yöndeki beklenti şu anda güçlü değil. İran, kendi önemini vurgulamak için bir forumu memnuniyetle karşılayabilir. Ancak bir yandan bölgedeki Batılı askeri varlığı sona erdirme hedefinden, diğer yandan hegemonyasını dayatma isteğinden vazgeçmeyecektir. Öte yandan, İran’ın bölgesel dış politikasında “Kudüs Gücü”nün rolünü azaltma niyetinde olduğuna inanmak için hiçbir neden de yok. Başarılı bir konferans, Husilere verdiği balistik füze ve insansız hava araçları desteğini sona erdirmek gibi İran’ın tavizler vermesini gerektiriyor. Körfez ülkelerinin ticari ve diplomatik ilişkilere geri dönme haricinde, mevcut durumda yapabilecekleri daha fazla bir şeyin olduğunu pek düşünmüyorum.

Son olarak, yeni yönetime tavsiyeleriniz nedir, diye sorduğumda şu cevabı veriyor; dış politikamızda iki parti arasındaki ortaklığı teyit etmeye ihtiyacımız var. Çünkü mevcut durumumuzda (salgın ve tükenmiş bir ekonomi) ihtiyacımız olan son şey İran hakkında başka bir zehirli tartışmadır. Meşru bölgesel güvenlik kaygılarına saygı duyarsak, bölgesel güvenlik sorunlarını çözmeye yardımcı olma kapasitemiz de artacaktır. Çoğulculuğa inanıyorsak, ortaklarımız sadece Avrupalı ​​müttefiklerimiz olmamalı. Avrupalı ​​müttefiklerimizin ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesine karşı çıktıkları kadar, kendilerini İran saldırganlığının mağduru olarak gören pek çok ülke arasında bu kararın geniş bir destek gördüğünü unutamayız.

Hüda Huseyni

https://kafkassam.com/

Bu haber 268 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum