Halil MERT: D. TÜRKİSTAN ATA YURDUMUZ, TÂRİHİ VE BU GÜNÜ… ALINACAK DERSLER

Halil MERT: D. TÜRKİSTAN ATA YURDUMUZ, TÂRİHİ VE BU GÜNÜ… ALINACAK DERSLER
23 Ocak 2021 - 12:19

Doğu Türkistan… "Dünyaya Yayıldığımız Topraklar…"

“Kırım Kazan heder oldu

Tuna Kafkas beter oldu

Türkistan’da neler oldu

İşitmedi kulağımız”

Ziya Gökalp 

Doğu Türkistan, yaklaşık 1,8 km² alandan oluşan geniş ancak nüfusun belli yerlerde yoğunlaştığı bir bölgedir. Çin Halk Cumhuriyeti’nin topraklarının 1/6’sını, sınırlarının da 1/4’ünü oluşturur. Orta Asya’da bulunan bölge, kuzeyde Rusya, batıda Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan, güneybatıda Afganistan, güneyde Pakistan, Hindistan ve Tibet, doğuda Çin, kuzeydoğuda’da ise Moğolistan ile komşudur. 

D. Türkistan, Türk ve kardeş devletlerle bitişik ve çevrilidir.

Parçalanmış Ulu Türkistan’ın parçasıdır. 

Üzerinde Hun, Göktürk, Karahanlı, Uygur, Selçuklu, Timurlu Türk devletlerinin kurulduğu, Türk Tarihi’nin büyük başbuğlarının, kahramanlarının, Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip gibi Türk Kültürü’nün âbidevî şahsiyetlerinin yetiştiği, halen 37 milyondan fazla Türk Halkını barındıran kutsal yurt TURAN Coğrafyamızın 1.828.418 km² genişliğindeki ayrılmaz cüzü Doğu Türkistan Çin’in dünya egemenliğini ele geçirebilmesi için, uyguladığı asimilasyon politikası karşısında dünya coğrafyasından silinmeye tâbi tutulmaktadır.

 

Türkistan ismi, Türklerin Ülkesi anlamına gelir. 

Türkistan’ın batısı Çarlık Rusya’sı tarafından 1865’te işgal edildi ve daha sonra BATI TÜRKİSTAN olarak adlandırılmaya başlandı. 

1924 yılında SSCB’nin kurulmasıyla Batı Türkistan; 

Özbekistan, 

Kazakistan, 

Kırgızistan, 

Türkmenistan ve 

Tacikistan olmak üzere 5 cumhuriyete bölündü.

Güney Türkistan Toprakları da çoğunluğu Afganistan’da olmak üzere Pakistan’da kalmaktadır. 

Türkistan’ın doğu kısımları Çin Devleti’ni o zamanlar kontrol altında tutan Mançular tarafından 1876’da işgal edildi. 8 sene süren kanlı savaş sonrasında Mançu İmparatorluğu, 18 Kasım 1884 tarihinde Doğu Türkistan’ı resmi olarak ilhak etti ve adını “Yeni Bölge” anlamına gelen “Xinjiang” olarak değiştirdi. 

(Mançular Türkler ve Moğollar gibi Ural/Altay Dil ve Akraba Grubuna mensuptur. Maalesef Budizm ile dönüştürülmüşlerdir. Tıpkı Kubilay Han ve avanesi gibi)

Haritalarda Büyük Türkistan’ın yerinde; Doğu Türkistan (Tamamına yakını Uygur Türkleri olmak üzere, Kazak, Kırgız, Özbek Türkleri, Moğollar ve Müslüman Çinli Huiler de var.), Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Kuzey Afganistan olmak üzere yedi ülke görülür.

Çin Milliyetçileri’nin Mançu İmparatorluğu’nu 1911’de yıkmasından sonra, Doğu Türkistan, Mançu İmparatorluğu’nun son dönemlerinde bölgeye gönderdiği Çinli savaş ağalarının hâkimiyetine düştü. İşgalden topraklarını temizlemek isteyen Uygurlar Çinlilere karşı çok sayıda isyan tertip ettiler. 

İlk önce 1933’de daha sonra 1944’te başarıya ulaşıp kendilerine Doğu Türkistan Cumhuriyeti devletini de kurdular ancak bu bağımsız cumhuriyetler, Sovyetlerin askeri müdahaleleri ve siyasi entrikalarıyla devrildi.

1949 yılının Ocak ayında Çin askerleri (Halk Özgürlük Ordusu) Doğu Türkistan Cumhuriyetini işgal etti. Komünist Çin devleti 6 yıl süren çetin savaşın ardından Doğu Türkistan mücahidlerini mağlub ettiler ve resmi olarak Doğu Türkistan’ı ilhak ettikten sonra adını “Xingjiang” olarak değiştirdiler. 

1 Ekim 1955’de bölgenin adı Xingjiang Uygur Özerk Bölgesi olarak değiştirildi.

Bölgenin resmi isminde “özerk” tabiri olmasına rağmen Uygurların kendilerini yönetme ve temsil etme hakları bulunmamaktadır. 

Doğu Türkistan’daki bütün önemli siyasi, yönetim ve ekonomik pozisyonların %90’ı Çinlilerin elindedir.

Doğu Türkistan’daki komünist Çin hâkimiyeti bölgenin ve Uygurların tarihini en karanlık dönemi olarak adlandırılabilir. Güncel şartlar altında, Uygur Türkleri’nin varlığı dahî tehlike içerisindedir. Komünist Çin Devleti, Doğu Türkistan topraklarını kalıcı olarak ilhak edebilmek için Uygurlara ve bölgedeki yerel halka karşı vahşi bir mücadele vermektedir.

Çin Devleti’nin, insanların kimliğine ve varlığına karşı yürüttüğü zalim ve yıkıcı operasyonlara rağmen Uygurlar ve yerel halk Çin tarafından vurulmak istenen boyunduruğa meydan okumakta ve kendilerine atalarından miras olarak bırakılan direniş meşalesini hala taşımaya devam etmektedirler.

Doğu Türkistan’da çok büyük mücadeleler verilmiştir. Bu mücadeleler sonucu, Uygur Türkleri katliamlara uğramış, ülkelerinden başta Türkiye olmak üzere, Kazakistan, Afganistan gibi komşu ülkelere sığınmak zorunda kalmışlardır.

Doğu Türkistan’da yaklaşık olarak yaklaşık 35-37 milyon Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek Müslüman Türkler yaşamaktadır. Ayrıca burada, Müslüman Çinler (Hui) yaşamaktadır.

Kadim Uygur Dili bugünkü Uygurların da dilidir. Günümüzde Doğu Türkistan’ın resmi yazı dili Uygurca-Arap alfabesiyle yazılmaktadır. 

Uygurlar, Sünni Müslümanlardır ve Doğu Türkistan’daki çoğunluk gruptur.

Osmanlı/Türkiye, D. Türkistan İlişkileri

Sultan Abdulaziz, Sultan II. Abdulhamid ve O'nun evlatları Sultan Selim ve torunu Şehzade Abdulkerim ile Şehzade Mehmet Abit'in Türkistanlılar'ın gözünde özel, farklı bir yerleri var. Sultan Abdulaziz döneminde İstanbul ile Kaşgar arasında kurulan ilişkilerin, Sultan II. Abdulhamid döneminde de devam ettiği görülmektedir.

Herşey 1873 yılında Sultan Abdulaziz döneminde başlar. 

Biliyorsunuz 1863'de Doğu Türkistan'da Yakup Han Bedevlet tarafından 14/15 yıl hüküm süren Kaşgarya Devleti kurulmuştu. Bu devlet, İstanbul'a elçi göndererek Osmanlı ile alaka kurmuş, Sultan Abdulaziz'e biat ederek Osmanlı'ya tabi olmuş, Padişah adına hutbe okutulmaya başlanmış ve Osmanlı Sancağı göndere çekilerek, Halife Sultan Abdulaziz adına sikkeler bastırılmıştır.

11 Haziran 1873'de Huzur-u Hümayun'da Padişah'ın direktifi ile yedek ve yan malzemesiyle 6 adet Krupp Topu, 1000 adedi eski, 200 adedi yeni tüfenk ile kapsül ve barut imalatında kullanılan malzemeler ve 1 adet murassa kılıç Seyyid Yakup başkanlığındaki bir heyet eşliğinde Kaşgar'a gönderilmiştir.      

Süveyş Kanalı ve Bombay üzerinden İstanbul'dan Kaşgar'a ulaşan "Osmanlı Heyeti"nde; Kaşgar Ordusunu eğitmek üzere İstihkâm Subayı Ali Kazım Bey, Piyade Subayı Mehmet Yusuf Bey Süvari Zabiti İsmail Hakkı Bey, Enderun'dan Murat Efendi ve ayrıca 4 emekli subay bulunuyordu. 

100 pare top atışı ile karşılanan Osmanlı heyeti için düzenlenen merasimde; getirilen malzemeler, Name-i Hümayun ve Osmanlı Sancağı ile birlikte teslim edilmiştir.

Sultan Abdulhamid'in Doğu Türkistan ile, Çin'deki İslam Cemaati ile ilgilenmeye başlamasının temelinde Japon İmparatoru Meiji'nin Sultan'a hitâben gönderdiği mektup vardır. Abdulhamid'in Uzak Asya ile ilgilenmesi, Japon İmparatoru Meiji'nin 1889 yılında İstanbul'a gönderdiği özel elçiler ve özel mektubundaki taleplerle başlar. Japon İmparatoru'nun İslam'ı kabul etme meyilinde olduğu bilinmektedir.

Doğu Türkistan'da Yakup Han Bedevlet'in zehirlenerek öldürülmesi ve Osmanlı'ya biât eden Kaşgar Devleti'nin ortadan kaldırılmış olmasına karşın –her ne kadar mesafenin uzak olmasından dolayı yardım ulaştırılmamış olsa da-, II. Abdulhamid'in Uygurlar aracılığı ile Dunganlar olarak adlandırılan Çinli Müslümanlar ile de bağlantı kurduğu görülmektedir.

Dunganlar’ın da Abdulhamid'i "Halife" olarak tanımaları üzerine, Sultan Abdulhamid 1900 (1902) yılında Muhammed Ali adında özel bir adamını gizlice Çin'e göndermiştir. Uzakdoğu'da tatile çıkmış bir turist Müslüman din adamı görüntüsü içinde, Çin, Hindistan, Singapur'da bilgiler topluyordu.

Çin Müslümanları ile kurulan bu ilk temasın ardından Pekin Camisi imamı Abdurrahman Wang, İstanbul'a gelerek Sultan Abdulhamid'i ziyaret etmiş ve Padişah'tan Çin'e "İslam Heyeti" göndermesini istemiştir. Sultan Abdulhamid, 1903 yılında 2 kişiyi elçi olarak gönderir. 

Pekin'de Mevcad Camii'nde 120 öğrenciyi barındıran bugünkü Üniversitenin karşılığı olan "Hamidiye Medresesi"ni 1908 yılında inşa ettirir. Sultan'ın bu gayreti ile aynı yıl Çin'de "İslam Enstitüsü" ile yanında bir ilkokul kurulur. Böylece Çin'de, ilk defa Arapça dersler okutulmaya başlanır. 

Kur'an-ı Kerim ve Hadisler'in Çince tercümeleri ders programları içinde yer almaya başlamıştır.

Abdulhamid Han'ın Uzakdoğu'daki Müslümanlara ve İslamiyet'e meyilli Japonlara yönelik çabaları neticesinde; 

—Çin’de İslam Cemaatinin örgütlenmesi sağlanmıştır... 

—Çin’de ilk defa Çince'nin dışında bir dilde Arapça ders verilmesi sağlanmıştır. 

—Çin’deki Müslümanların dini eğitim ve öğretim almalarına imkan sağlanmıştır. 

—Çin’de ilk defa bir "medrese" inşa edilmiştir. 

—Çin’deki Çinli Müslümanlara yapılan bu destek ve yardım, Doğu Türkistan Müslümanları'nın bölgede gururla dolaşmalarına vesile olmuştur. 

—Japon İmparatoru'nun daveti geri çevrilmeyerek günümüzden 123 yıl önce kurulan ilişki ile Japonya gibi güçlü bir devletin Türkiye ile kardeşçesine dost bir ülke olmasının temelleri atılmıştır.

 

Abdulhamid sonrasında, İttihat ve Terakki de bölge ile irtibatı devam ettirmiş, 1911'de Doğu Türkistan'a sivil memurlar göndermeye başlamıştır. Önceki adı "Hafiye Teşkilatı" olan Teşkilat-ı Mahsusa olarak bilinen Milli İstihbarat Teşkilatı'nın da Doğu Türkistan ile Abdulaziz döneminden itibaren kurulan ilişkiyi sürdürdüğü, özellikle Orta Asya'daki gelişmeleri yakından izlemeye başladıkları görülür. 

Önce Afganistan'a heyet gönderilir. Afgan Kralı da, Halife'ye bağlılığını ifade eder. Türkistan Hanlıkları ile ilişkiler geliştirilir. 

Ne var ki Abdulhamid Han sonrası küçülen ve dağılma aşamasına gelen Osmanlı'nın ne Türkistan Hanlıkları'na, ne Kırım'a, ne de Afganistan'a yardım etme gücü kalmamış; Sovyetler'den ayrılma gayreti gösteren Azerbaycan'ı dahi ilhak etme inisiyatifi tükenmiştir.

 

II. Dünya Savaşı öncesi Japonlar'ın  Mançurya (Mançuko) üzerinden "Asya Hakimiyeti Projesi" vardı. Yanı başlarında Çin gibi nüfus açısından büyük ve güçlü bir devlet olmasını istemeyen Japonlar, bunun önüne geçmek için Asya'ya hâkim olmak, daha doğrusu Çin'in batıya yayılmasını engelleyecek noktalarda hâkimiyet tesis etmek istiyordu. Bunun bir yolu da Mançurya üzerinden Doğu Türkistan'a hâkim olmaktan geçiyordu. Bu hedef doğrultusunda, Doğu Türkistanlıları örgütlemeye başlarlar. 

Japonlar, "Bağımsız Doğu Türkistan İslam Devleti"nin başında Osmanlı şehzadesi Mehmed Abdülkerim Efendi (1906–1935)’yi (Sultan Hamid’in en büyük şehzâdesi Selim Efendi’nin yegâne oğludur. Galatasaray Sultanîsi mezunudur. Mekteb-i Harbiye talebesi iken sürgüne gitti.) düşünüyorlardı. Daha sonra "Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti"nin kurulmasını sağlayacak olan halk isyanlarını başlatan Muhiti Ailesi’nin fertlerinden Musulbay Muhiti isyanlar sürerken İstanbul'a geldi. 

Tüm bu gayretler de sonuçsuz kaldı.

Şehzâde, ABD’nde bir otel odasında vurulmuş halde bulundu.

Muhtemel katillerle ilgili değerlendirmeler mi?

Çok önemli…

SSCB Ajanları vurmuş olabilir. Çünkü D. Türkistan’daki bağımsızlık düşüncesi, SSCB’ndeki esir Türk Devletleri’ne sıçrayabilir.

Çin öldürtmüştür. Çünkü D. Türkistan Müslümanları şehzâdenin etrafında bir araya gelmişlerdi. 

Japonya da şüpheli. Çünkü Çin politikalarında değişikliğe gitmiştir. Büyük Türkistan onların da menfaatlerine tersti.

ABD-İngiltere öldürtmüş olabilir. Çünkü Osmanlı Hânedanı’nın devâmı kendilerince Pantürkist, Panislâmist nitelik taşıyordu. D. Türkistan’da yanan özgürlük ateşi, sömürdükleri Hindistan başta olmak üzere diğer İslâm Beldelerine sıçrayabilirdi. 

 

Abdulhamid Han’ın Türk Yurtlarına ilgisi.

 

Kırım Türkleri’nin yetiştirdiği seçkin aydın, Türk Dünyası’nın en büyük  fikir ve aksiyon  adamı Gaspıralı İsmail Bey, 1899 yılında  Osmanlı Hükümdarı ve Dünya Müslümanlarının Halifesi Sultan 2. Abdulhamit Han ile görüşmesi hakkında şunları söylemiştir:

“Sultan Hamit beni dinlerken gözleri yaşlı idi. Irkının dûçar olduğu akıbetin onu derinden elemlendirdiği âşikardı. Rus işgali altındaki Buhara, Hive Hanlıkları, İdil Ural Türklüğü üzerinde bilgi edindi.”

 

D. Türkistan’da Bu Gün Neler Oluyor?

 

1 Ekim 1949’dan sonra Çin’in Doğu Türkistan’da sürdürdüğü baskı ve zulümleri aşağıda satır başları ile şöyle sıralayabiliriz.

– Toplumsal baskı

– Siyasi baskı

– Din ve İnanç Baskısı

– Düşünce ve Fikir Özgürlüğü kısıtlaması

– Seyahat ve serbest dolaşım kısıtlaması

– Örf, Adet ve milli değerlere yasaklama

– Dil, Kültür be medeniyet Miraslarımızı silme

– Hukuksuzca Çinli göçmenleri yerleştirerek Demografik Yapıyı değiştirme

– Türkistan Toplumunu fakir ve yoksullaştırma politikası

– Kürtaj ve aile planlama soykırımı

– Atom bombası ve kimyasal yasak silahların denenmesi.

– Faili meçhul cinayetler

– Sürgün, hapis, toplama kamplarında zorunlu Marksist eğitim.

– Aileleri bölme ve evlere Çinli yerleştirme.

– Çocukların zorla ailelerinden alınması

– Zorla Çinlilerle evlendirme.

– Camileri kapatma ve din özgürlüğünün tamamen bitirilmesi

– Kendi dil ve alfabelerinin tamamen yasaklanması

 

Çin, Doğu Türkistan Müslümanları’nın kökünü kazımak istiyor. 

1949 yılında Doğu Türkistan nüfusunun %3’ünü oluşturan Çinlilerin oranı şuanda %53’ü aşmış bulunmaktadır. 

Müslüman annelerin %32’si tamamen kısırlaştırıldı, iki çocuktan fazlasına da müsaade edilmiyor. 

Tek çocuğa da 25 ila 35 yaş arasında izin veriliyor. “Kaliteli Nüfus” adı altında yapılan “resmi soykırım” ile zorla kürtaj, kısırlaştırma gibi engelleri aşıp fazla çocuk yapanları ise büyük para cezaları bekliyor. Buna göre fazla çocuğun cezası ortalama maaş ile tam 8 yıllık gelire denk geliyor.

Şu anda D. Türkistanlı 3 milyon insan, İç Çin’de kamplarda kalıyor. Bu insanların evlerine kadın ve çocukların yanına Çin’li erkekler yerleştiriliyor. Çocuklar ailelerinden alınıp, kamplara konuyor, Çin’li ailelere evlatlık veriliyor.

Müslümanlar’ın mallarına el konuluyor.

Camiler kapatılıyor, din eğitimi tamamen yasaklanıyor. Kur’an-ı Kerimler dâhil toplatılıyor, yakılıyor.

Seyahat ve haberleşme özgürlüğü kısıtlandı.

Çin geçmişte sadece Türklere baskı yapıyordu. Şu anda Müslüman Çinlilere de baskı yapıyor.

 

Alınacak Dersler

 

Türkistan’da, yani Hazar’ın doğusunda, Osmanlı gibi, Milli Birliği sağlayabilecek güçlü bir Türk Devleti kurulamamıştır. Osmanlı ise, bölgeye uzak olduğundan gerekli koordinasyon ve birlik sağlanamamıştır.

Türkistan’da, özelde D. Türkistan’da maâlesef Milli Birlik sağlanamamıştır. Bunu işgalciler, özellikle Çin ve Rusya çok iyi kullanmıştır. 

Bu gün de D. Türkistan Davası bizzat mensuplarınca parçalanmaktadır. Diasporada yaşayan Uygur STK ve yapıların bir kısmı, İngiltere, Almanya, S. Arabistan ve ABD’nin güdüm ve kontrolündedir.

 

Çin’in ekonomik bir güç haline gelmesiyle, Türkiye ve diğer İslam Ülkeleri D. Türkistan Halkına gerekli politik desteği verememektedir. STK anlamında faaliyetler senkronize edilememektedir. En son Ankara Mitingi’nde bir kışkırtıcı grup, alnında ayyıldız taşıyan polisimizle ayyıldızlı gökbayrağı taşıyan kişileri karşı karşıya getirip, İslam Dünyası’nda Türkiye’nin itibârını zedeleme gayreti içine girmişlerdir. Bu gruba bakıldığında ABD, İngiltere ve FETÖ kokuları gelmektedir.

 

D. Türkistan Davası, Milli bir meseledir. Milletimiz içinde, Ümmet içinde hayati bir bölgedir. D. Türkistan’ın komşularını tekrar hatırlayınız. 

Ayrıca, çok önemli hammadde kaynakları vardır. 

Milli Meseleleri ideoloji ve siyasi duruşlara boğdurmak vebâldir. 

D. Türkistan Davası sadece Turancı-Milliyetçi kesimlerin Davası değildir. Milletin davasıdır. Filistin, Suriye vb. diye inleyenlerin D. Türkistan’ı hiç anmaması manidardır.

 

Emperyalizm özellikle IŞİD gibi terör yapılarını Türkistan’lı kardeşlerimizin içine sokmaya çalışarak, Çin’in eline D. Türkistan’ın işgali için gerekçeler oluşturmaktadır. Aynı emperyal güçler, sözde diasporada D. Türkistan Davası’na sahip çıkmaktadır. Bu gün elinde İngiltere ve ABD Bayrakları ile D. Türkistan’a özgürlük isteyenler, bizim D. Türkistan’daki arşivlerimizi ABD’ye kaçıranlar sizce de ihanetin bir parçası değil midir? 

 

D. Türkistan’ın işgali, Sibirya, Altay, Tuva, Yakut bölgeleri ve Moğolistan ile Bağımsız Türk Cumhuriyetleri’ni, geçmişte olduğu gibi işgalin önünü açacaktır.

Çin, Moğolistan üzerinden Altay, Tuva ve Yakut Bölgesindeki Şaman Türklere çok ciddi ve yoğun bir Budizm Propagandası yapmaktadır. Budizm ve Çin’le ilgili Kubilay Han Deneyimini hatırlatmakla yetineceğim.

Şu anda Kazakistan ve Kırgızistan başta olmak üzere, Rusya ve Moğolistan için Çin’li damatlar Milli Güvenlik Sorunu haline gelmektedir. Dolayısı ile D. Türkistan Davası Rusya için de önemlidir.

 

Özetle, Doğu Türkistan;

Medeniyet kurduğumuz, yerleşik hayata geçtiğimiz ilk toprak. Medeniyet Merkezi..

Uygarlığı geliştirdiğimiz, ilk büyük şehirleri kurduğumuz ülkemiz. Orada geliştirdiğimiz sistemlerle ısıttık şehirleri.. Otrar’ı, Taşkent’i, Buhara’yı.. Doğubeyazıt’ta İshakpaşa Sarayı’nı…

 

Bu gün birçok yerde Müslümanlar katlediliyor.

Neden?

En başta Müslümanların feraset ve izzetsizliğinden..

 

Uzakta kaldı Türkistan. 

Esir yurdun adı: Türkistan. 

Esir edilip İmanı boğulan Müslümanların ortak adı Uygur Türk’ü. 

Biz bunu söyleyince, ırkçılık yapıyoruz, hatta Filistin ya da diğer İslam beldelerine yardıma karşı olan adamlar oluyoruz. Düşünebiliyor musunuz?

D. Türkistan.. 

Moğolistan’a, Kazakistan’a, Kırgızistan’a, Pakistan’a, Tacikistan’a, Afganistan’a sınır. Düşünebiliyor musunuz? Türkiye, Türk Dünyası ve İslam Dünyası için ayrı ayrı ne kadar önemli bir bölge.

Ya Uygur Halkı. Ya Uygar Müslümanlar.. Ya Uygur Türkleri..

Erkekler evlerinden alınıyor. Hapis, işkence, sürgün, fail-i meçhul cinayet.. Ailelerinin yanına, yani karılarının, kızlarının, çocuklarının yanına yabancı Çin’li erkekler yerleştiriliyor. Çocuklar evlerinden alınıp özel eğitim kamplarına konuyorlar. Ateizm ve Çin’li oldukları öğretiliyor. Eskiden Çin asıllı Müslümanlara çok baskı yapılmıyordu. Şimdi onlara da yapılıyor. 

Hayâsız Çin Hükümeti, Müslümanlara oruç tutmayı yasaklarken Çin Büyükelçisi Türkiye’de iftar veriyor. Çinci, Maocu eski tüfek Türk Vatandaşları da bu ikiyüzlülüğü kullanıyor.

Şimdi sizlerle Allah Teâlâ’nın, O’nun ve bizlerin biricik sevgilisi Gülümüz (SAV)’in İslam Kardeşliği ile ilgili emirlerini paylaşmak istiyorum.

"Müminler ancak kardeştirler. (Hucurat, 49/10).

"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah'a ve Rasûlüne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği kimseler bunlardır..." (Tevbe, 9/71).

"Hiçbiriniz kendi nefsiniz için arzu ettiğinizi kardeşiniz için etmedikçe iman etmiş olmaz." (Buhârî, imân, 7).

"Müminleri kendi aralarındaki merhametleşmelerinde, sevişmelerinde, yardımlaşmalarında bir vücud gibi görürsün. Ki vücudun bir organı ağrırsa, vücudunun kalan kısmı uykusuzluk ve humma ile o organ için birbirini çağırır." 

 

Bu İlahi talimatlardan sonra;

Peki, Türkiye neden bir şey yapmıyor, yapamıyor?

Suçlu ülkeyi yönetenler mi sadece?

Elbette hayır!

Suçlu biziz. Hepimiz. 

Türkiye’de tam bir birlik olsa bu gün gevur bizimle bu kadar rahat oynar mı?

Ülkem çok kritik süreçler yaşıyor. Kendi büyük menfaatleri için bir araya gelemeyen ufuksuz kesimler ve guruplar Türkistan için dert sahibi olurlar mı? 

 

Aziz Milletim…

Kanayan tüm İslam Coğrafyaları’nda bizim İman Kardeşliğimizin yanında sorumluluklarımız var. İstiklal Harbi sürecinde bize nakdi yardım yapmayan Müslüman Halk yok. Bunların başında da Orta Asya Türkleri geliyor. Sonra Pakistan ve Hindistan Müslümanları. Sonra Kuzey Afrika… Hiçbirinden vaz geçmeyeceğiz. Kavgaya devam edeceğiz. 

Muzaffer ve galip olmanın ilk şartı uhuvvettir. İttihad- İslam’dır. İttihadı önce yurdumuzda dört başı mamur sağlamalıyız. Ayıp ve kusur aramak yerine, birlikte hareket etmenin çarelerini arayalım. 

Gün Bedir günüdür. Gün Uhud günüdür. Belki kıyamete kadar da böyle sürecek. Kurtuluşumuz da Bedir’deki şuur ve uhuvvet ile sıdk ile fedakârlıkla olacak.

 

Aziz Milletim.

Turan’da bize bakar, Sudan’da. 

D. Türkistan’daki Urumçi’de Gazze kadar kan ağlar. 

Bir Müslüman Çocuğu kurşunla öldürmek ile eğitim kamplarında ailelerinden alınarak dinsizleştirmenin farkı ne? Bir Müslüman Kızı Filistin’de vurmaktan daha kötü, ezeli düşmanı köpek yiyen bir Çin’li ile evlendirmek… 

Değerli Milletim. Bu son cümleler kıyaslama için değil, vicdanınızı kanatmak içindir. 

Ayrıca, buradaki Uygur Halkı El-Kaide, DEAŞ, FETÖ vb. gayri İslami yapılar aracılığı ile Batı’nın kontrolüne girmemelidir. Bu yönü ile de bize çok iş düşmektedir. 

Suriye, Irak, Libya örneklerine bakın. Her halükarda Müslümanlar kaybediyor. Bu yönü ile de dikkatli olunmalıdır. 

Aziz Milletim. 

Dik duracak bir iktidarın arkasında dik duran, birlik içinde kenetlenmiş bir Millete ihtiyacı var. Bunu asla unutmayın. 

15 Temmuz İhânet Sürecini hatırlayın. 

Bundan sonra İnşâAllah daha dirençli bir ülke olacağız. 

Ülkemiz ve devletimiz için dert sahibi olup kenetlendiğimiz anda, dünyadaki tüm mazlum insanlık için direnç ve diriliş başlayacak demektir. 

 

100 yıl önce Uluğ Türkistan’a yakılan ağıt.. 

 

“Güzel Türkistan

Güzel Türkistan sana ne oldu?

Sebep vakitsiz güllerin soldu

Çemenler berbat, kuşlar hem feryat.

Hepsi de masum olmaz mı dilşat?

 

Bilmem niçin kuşlar ötmez bahçelerinde?

 

Birliğimizin sarsılmaz dağı

Ümidimizin sönmez çerağı

Birleş ey halkım gelmiştir çağı

Bezensin şimdi Türkistan bağı.

 

Uyan halkım bitsin artık bunca zulümler

Uyan halkım bitsin artık bunca zulümler

 

Bayrağını al kalbin uyansın

Kulluk, esaret her şey yansın

Kur yeni devlet düşmanlar ürksün

Yüce Türkistan göklere değsin

Yayıl yeşer öz vatanın gül bağlarında...”

Abdülhamit Süleyman Çolpan 

(Güzel Türkistan adlı bu şiirin şâiri, Stalin’in başlattığı “Aydınları Temizleme Hareketi” sırasında 4 Ekim 1938’de kurşuna dizilerek şehid edildi.)

Emekli Yarbay Halil MERT Strateji ve Yönetim Uzmanı

ASAS MEDYA.


Bu haber 312 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum