FEVZİ YETKİN İLE EDEBİYAT/SANAT VE KENDİ ŞİİR DÜNYASI ÜZERİNE

Melik DENİZLİ Yazdı: FEVZİ YETKİN İLE EDEBİYAT/SANAT VE KENDİ ŞİİR DÜNYASI ÜZERİNE

FEVZİ YETKİN İLE EDEBİYAT/SANAT VE KENDİ ŞİİR DÜNYASI ÜZERİNE
17 Temmuz 2020 - 13:20

            FEVZİ YETKİN İLE EDEBİYAT/SANAT VE KENDİ ŞİİR DÜNYASI ÜZERİNE
 

 Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, açık hava 
Melik DENİZLİ
Melik DENİZLİ: Merhabalar Sayın Fevzi YETKİN, sizi biraz tanıyabilir miyiz?
 
Fevzi YETKİN: Aslen Erzurumlu bir ailenin çocuğu olarak 1983 yılında Manisa’nın Ahmetli ilçesinde doğdum. İlköğrenimimi Ahmetli Gazi İlköğretim Okulu’nda, ortaöğrenimimi de Şehit Hakkı Erdoğan Çok Programlı Lisesi’nde tamamladım. 2007 yılında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdim. Aynı yıl içerisinde Manisa Celâl Bayar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ortaöğretim Sosyal Bilimler Alan Öğretmenliği anabilim dalında tezsiz yüksek lisansa başladım, 2009 yılında bu programdan mezun oldum. Aynı yıl Celâl Bayar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yeni Türk Edebiyatı bilim dalında tezli yüksek lisansa başladım. 09.09.2013 tarihinde Bâki Asiltürk (Bâki Ayhan T.) Üzerine Bir İnceleme adlı teziyle master derecesi aldım. Yüksek lisans yaptığım yıllarda Celâl Bayar Üniversitesi’ne bağlı çeşitli meslek yüksekokullarında Türk Dili Okutmanlığı yaptım. Halen Manisa Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak görev yapmaktayım.
 
İlk şiirim üniversite yıllarımda iken Mavi Düşler’de (Kahramanmaraş) çıktı. Makale, deneme, haber, şiir, hikâye ve söyleşi türünden çalışmalarım Artemis Kültür Sanat Edebiyat Dergisi, Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Bartın Üniversitesi Çeşm-i Cihan Tarih Kültür ve Sanat Araştırmaları E-Dergisi, Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Edebiyat Bahçesi, Edebiyat Otağı, Gülbahçesi, Kasaba’dan Esinti, Mavi Düşler, Mavi Yeşil, Merhaba, Mühür, Müsvedde, Poyraz dergilerinde ve Sivas İrade Gazetesi’nde yayımlanmıştır. Çalışmalarımı Yeni Türk Edebiyatı ve Modern Türk Şiiri sahasında yoğunlaştırdım. Zamana Dağılan Sözler adlı yayımlanmış ilk şiir kitabımın ardından (Gece Kitaplığı, Ankara 2014), Renk Sihirbazı Bâki Ayhan T. (Bâki Asiltürk) Üzerine Bir İnceleme (Gece Kitaplığı, Ankara 2015) adlı yayımlanmış bir araştırma kitabım ve Buğu Ömrüm adlı ikinci bir şiir kitabına sahibim (Gece Kitaplığı, Ankara 2019).
 

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
 
Melik DENİZLİ: Sayın Fevzi YETKİN, sizin için edebiyatın tanımı nedir, edebiyat güzel sanatlarla sınırlandırılabilir mi yoksa edebiyat biliminden de bahsedebilir miyiz?
 
Fevzi YETKİN: Edebiyat, kişinin duygu ve düşüncelerini, kendine özgü bir dil kullanarak, estetik kurallar çerçevesinde, yazılı veya sözlü olarak dile getirmesidir. Edebiyatın da bir yöntemi olduğundan, bir bilimin yapması gereken: anlama, yorumlama, değerlendirme, benzerleriyle karşılaştırma, yerleştirme basamaklarını yaptığı için bir bilimdir. Edebiyat önce yazılan şeylerin sonra yaşanmasıdır, önce edebiyat yazar sonra hayat yaşamanı sağlar.
 
M D: Günümüzdeki popüler yazarlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
 
F Y: Üzerine düşünülecek kadar ilginç şeyler yazmıyorlar kanaati çok yüksek ama aralarında ciddi manada kayda değer, ilginç yazılar yazan yazarlar var. Aslında hayatı anlamak yerine anlamlandırmaya meyilli insanoğlu. Bunun da insanda yarattığı iki defo var bence; toptancılık ve nokta koymayı sevicilik. Günümüz popüler yazarlarından kastedilen daha yeni, yaşımıza yakın, daha ismi yeni yeni edebiyat dünyasında yankılanan kişiler belki de. Aslında sorunuzun özüne şu şekilde inmek istiyorum; popüler bir yazar olmak ki bunun birçok kaynağı olabilir bir de ‘piyasa işi yazmak’ işte bu ayrım önemli. Örneğin popüler olup sanattan ödün vermeyen Buket Uzuner, İhsan Oktay Anar, Bâki Ayhan T., Nihan Kaya vb. isimleri sayabiliriz.
Benim dikkatimi çeken bir husus da yabancı menşeli kolejlerin mezunlarının kaleme aldıkları eserler genellikle elit bir kesime hitap eden, yaşadıkları çevrenin dışındaki yaşamdan pek az izler taşıyan bir nevi yüksek zümre edebiyatı oluşturuyor. Hâlbuki yıllarca Klasik edebiyatımızı da halka inemediği için eleştirmişlerdi. Bu yazarların bir kısmında ortak özellik olarak kitaplarını İngilizce yazıp sonra Türkçeye çevirtmeleri, ortaya anlaşılmazlıklarla dolu kitaplar çıkarmaları hâsıl olmuş. Bu bence üzücü Türkçe zengin ve capcanlı bir dil. Dilimizi beğenmeyen halkı, yaşamı nasıl kucaklayacak.
 
M D: Türkiye’de fikri eserler neden bu kadar az okunurken, aşk, korku ve macera konulu kitaplar çok okunuyor?
F Y: Demek ki Türk milletinin fikre değil aşka, maceraya ihtiyacı var. Günümüzde ortalığı kaplayan salya sümük aşk romanlarını yazanlar, edebî hassasiyeti olmayan korku macera sosuna batırılmış metinleri kaleme alanlar satış rakamları/okunma sayısıyla başarılı olduklarını sanıyorlar. Tabi bunların içinde bunu bilinçli yapan daha iyi bir ürün ortaya koyma ihtiyacı olmadan da zaten maddi kazanç ve şöhrete ulaşanlar var.
Burada iğneyi okurlar olarak kendimize batırmalıyız. Daha edebî, daha derinlikli, kurgu olarak güçlü bir metni yoğun olarak seçse okurlar zaten piyasa işi yazan yazarlar da bunu dikkate almak zorunda kalacaklar. Bu arada şunu da belirtmek lazım, ben piyasa işi hiç olmasın herkes şaheserler ortaya koysun demiyorum. Her tür ve kalitede eser olsun. Tersini iddia etmek haddime de değil, üstelik imkân ve mümkün açısından bunun olmayacağını da biliyorum. Muradım şu ki kıymetli eserler/ürünler ortaya koyanlar duygusal ve maddi açıdan tatmin olsunlar.
M D: Türk kadın edebiyatçılar neden bu kadar az?
 
F Y: Dünyada kadın yazar az zaten; erkek denen canlıyı eğitmekten yazma eylemine fırsat bulamıyorlar.
Türk kadın yazarlar dediğimde; Halide Edip, Sâmiha Ayverdi, Kerime Nadir, Füruzan, Tomris Uyar, Gülten Akın, Gülten Dayıoğlu, Elif Şafak, Lale Müldür, Alev Alatlı, Sevinç Çokum, Adalet Ağaoğlu, Latife Tekin, Buket Uzuner, Füsun Akatlı; Didem Madak, Birhan Keskin, Nihan Kaya… Bir çırpıda sayabileceklerim.
Batı dünyasından; Virginia Woolf, Agatha Christie, Slyvia Plath, Jane Austen, Bronte Kardeşler, Le Guin…
Cinsel eşitlik ya da kadın hakları 2. Dünya savaşından çok sonra gündemi ciddi meşgul etti, sen kadını sorumluluklar altında ezeceksin, ev işi ve çocuk bakımı arasında yaşam alanını daraltacaksın sonra da üretkenliğini sorgulayacaksın. Daha önceleri evde dikiş dikip çocuk bakan kendini ailesine vakfeden bir rol üstlenmişti. Bu gün kadının yaşamın pek çok alanında görülmesi 30-40 yıllık hadise.
Batı edebiyatında, klasik eserlerde, kadının öne çıktığı yapıtları okumadıysanız, kadın hareketlerini, kadının ezilişini, yok sayılışını tarihi bir perspektife oturtamazsanız. Bugünü anlayacağınız kanaatinde değilim. Bizim edebiyatımızda Batı edebiyatında, Rus edebiyatında, bütün dillerdeki edebiyatlarda önemli kadın kahramanları yazanların arasında erkek/kadın ayrımı yapmak, edebiyat tarihini eksik algılamak demektir.
M D: Edebiyat her an hayatımızda mıdır?
F Y: Hayır, hayat her anıyla edebiyatımızdadır. Ruhun doygunluğu- maddi doyumsuzluk. Bu iki uç arasında bir denge lazım. Zaten yaşamda belki de en önemli unsur dengedir. Kimileri edebiyatı sanatın güzide diğer dallarını sıkıcı buluyor. Bilinmesi gereken aslında aranan şeyin ne olduğu. Sanat çerez değildir. Edebiyatı sosyal medyada gördüğümüz kadar da zannetmememiz gerekiyor. Sosyal medya daha az sabır ve tahammülü olanlar için belki caziptir. Bununla birlikte sosyal medya aynı zamanda sanal bir mecra ve sanat faaliyetleri günün getirdiği olumsuz koşullar ve yeni normal düzen bağlamında belki bu sosyal medya üzerinden sürdürülür ama yine de doğasına bence ters.
Düşünce ve estetik zevk sahalarının genele yayılması hayata nüfuz edememesi ya da çoğunluğun hayatına nüfuz etmemesinin altında; ‘paramı kazanıyorum, ailemi geçindiriyorum, neden okuyayım?’ ne gerek var düşüncesinin yattığı da düşünüyorum. Böyle olunca da estetik yanı zayıf bir toplumla karşı karşıya kalırız. Estetik zevk düşünce ve duygu için hayati önem taşır.
M D: Biraz da size odaklanmak istiyorum, şiire olan ilginiz ne zaman ve nasıl başladı?
F Y: Şiire ilgim aslında elime geçen eski bir kasette, bir babanın efkârlı efkarlı oğluna serzeniş ettiği ve sonunda da bir şiir okuduğu kısmı dinledikten sonra oluştu. İlk ezberlediğim şiir de odur daha ilkokula başlamamıştım o yılın sonunda ilkokula başladım. Sonra 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı programında okulumda bir şiir okudum. Derken dizelerle şiirler kurmaya başlamıştım. Bu hep devam etti. Üniversite yıllarıma kadar bir iki şiir defterim olmuştu. Kendimce modern şiir antolojisi bile hazırlamıştım bir ajandanın içine. Şiire çok meraklıydım. Tabi küçük bir ilçede yaşamanın sıkıntısı kitapla buluşmak çok zor oluyordu. Cevat Haluk Yavuzcan vasıtasıyla şiir antolojileri ve İkinci Yeni ile de tanıştım. Hep yeni şairler aradım, bulduğum şairlerin eserleri okudum; beğendiğim dizeleri yahut şiirleri not ettim. Böyle gelişti şiir serüvenim.
 
M D: İlk şiir kitabınızı çıkarmaya nasıl karar verdiniz?
F Y: Dergilerde yayınlanan şiirlerim epey bir birikmişti. Buradan da kendisine selamlar olsun, kıymetli dostum Can Şen’in teşvikiyle artık bunları bir araya getirmek hususunda harekete geçmek gerektiğine inandık. Aslında ilk kitap için çok ciddi süzgeçten geçen bir çalışma oldu. Kıymetli dostlarımla epey şiirleri kritik ettik bazılarını adeta yeniden yazdım. Onların maddi ve manevi desteği olmasa idi daha geç kavuşurdu kitabım okuyucusuyla. Zamana Dağılan Sözler adlı şiir kitabımı hazırlık süreci ve son hale getirirken harcadığım emeği göz önünde bulundurarak güçlü bir ilk kitap olarak görüyorum tüm eksiklerine rağmen.
 
M D: Beğendiğiniz ve etkilendiğiniz şairler var mı?
F Y: Her şairin aklında ve gönlünde kendine rehber edindiği, usta gördüğü yahut şiirlerine/dizelerine vurulduğu şair ya da şairler vardır. Çok isim zikredebilirim burada ama en öne çıkanlar Behçet Necatigil, Özdemir Asaf, Cahit Sıtkı Tarancı, Asaf Halet Çelebi, Nazım Hikmet Ran, Sezai Karakoç…
Daha birçok isim sayılabilir, ama zamanla şairlerin şiirleri değil de çok güçlü dizeler çekmeyi başladı beni. Keşke şu dizeye benzer bir dizeyi kurabilseydim ya da bu duyguyu şu dizedeki gibi anlatsaydım dediğim çok olmuştur. Zamanla bunlar da azalmaya başladı ama gerçekten çok güçlü kalemlerden oluşan bir şiir iklimimiz olmuş her devir ve dönemde.
 
M D: Birçok dergide Yazdığınız görülüyor bu durum size ne gibi faydalar sağladı?
F Y: Aslında farklı ses ve renkte dergilere girmek zor. Birkaç açıdan hem de. Muhitiniz, dünya görüşünüz, yeteneğiniz vs. birçok kritere göre değişiyor yer bulmanız ya da yok sayılmanız. Bazen şiirinizi beğenseler bile kullandığınız kelime kadrosu onlara sıcak gelmiyor, kimi dergiler bazı tarz şiirlerin dışında şiir kabul etmiyor, bazı dergiler aslında size birkaç sayıda yer verse de sürekli sayfalarında yer alan isimlere rağmen sayfalarını açamıyor. Hoş olmayan ticari kaygılar da bunların içerisinde sayılabilir. Muradım burada suçlamak değil tabiî ki durum tespiti yapmak. Tüm bu sayıp döktüğüm ya da zikredemediğim şeyleri geçebilirseniz o zaman sayfalar size açılıyor, okuyucuyla dergi vasıtasıyla bir araya gelmiş oluyorsunuz.
Bunca sayıp dökmeler metropollerde olmayan, edebi bir çevreye yakın olmayan, ideolojik bir yakınlık kurmayanların yaşadıkları. Yoksa tersi olan da çok. Ben bu eleştirileri bir iki ciddi toplulukta yaptım hemen müdafaaya geçerek farkında olmadan insanı yeteneksizlikle suçlayacak boyuta getirdiler konuyu. Hâlbuki şiir üzerine akademik çalışmaları da olan, bir dönem edebiyat dergilerini daha ciddi takip eden biri olarak eleştirilerimin haklı olduğunu gördüm. Her sahada ne yazık ki ahbap çavuş ilişkileri var ve belki de doğalı da bu. Ama insan, ‘sizin mahallenizden olmak zorunda mıyım’ diye de düşünmüyor değil. Şiir kumaşı iyiyse bitmiştir.
Bunların yanında şiirlerimin bazen de diğer yazılarımın çıktığı dergiler vasıtasıyla daha güzel dostluklar, ahbaplıklar kurdum temeli yüksek estetik değerler ve yüksek düşünceye dayalı olan. Çok güzel yazılar, şiirleri, öyküleri, incelemeleri okumak için de bir vasıta oldu farklı dergilerde yazmak. Bu bence güzel bir şey. Öğrenmek, hayret etmek, edebi zevk duymak çok hoş.
 
M D: Şiirleriniz de acı kavramını mutluluk ve huzur kavramının aksine daha çok işlediğiniz görülüyor bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
F Y: Bu aynı zamanda genç bir okur olarak sizin tespitiniz. Ben özellikle bu kavramlar üzerine kurmuyorum şiirimi. Yalnız acının bizim hoşumuza gitmese de besleyici, olgunlaştırıcı bir tarafı var. Hiç acı çekmeyen, çaresiz kalmamış, yoksunluk nedir, kendilik sancısı nedir bilmeyene, başka bir dünya arayışı, hakikat arayışı olmayana sanatın hangi türü ne söyleyebilir.
Huzurun, mutluluğun düşüncesini dile getirmek, şiirini yazmak bence daha zor. Saadet yaşanır, hazzı duyulur neden/nasıl anlatılsın ki. Bu yazılamaz, anlatılamaz demek değildir. Mutluluğu anlatmak hüzne göre daha güç; insan en iyi bildiği duyguları anlatır sanatta. Belki de insan denen varlığı yaşam o kadar huzursuz ve mutsuz ediyor, çağı öyle bir önüne katıp sürüklemeye çalışıyordur ki mutluluk anlarını kendine saklıyordur bu yüzden.
 
M D: Bir şair olarak okuyucunun şiir kitaplarının daha az tercih etmesini neye bağlıyorsunuz?
F Y: Edebiyat bir üst yapı kurumudur. Şiir de bu yapının bence en üstü. Tabiatıyla şiir meraklısından çok şey ister, ona zaman ayırmasını, anlamak ve hissetmek için zaman ayırmasını ister. Daha ele geçmez ve uçucu olduğu için de yorucudur aslında. İyi bir şiir okuyucusu daha damıtılmış bir estetik zevke sahiptir. Hal böyle olunca da çok çalışkan ve derinlikli okumaya kendini veren okuyucu değilse şiirin burçlarını aşması zor. Bu kadar mücadeleye girmeyenler de dolayısıyla kendilerince haklıdırlar. Lakin şiir de her türlü uğraşı ve emeği harcamaya razı olana kendini açar.
 
M D: Son olarak genç şairlere tavsiyeleriniz nelerdir?
F Y: Şiirle yaşlansınlar, şiirle yaşasınlar. Çalışkan, özeleştiriye sık başvuran, her türden sanat yapıtına merakla, dikkatle yaklaşsınlar. Yılmaz olmak gerek. En iyi ve en güzel ile muhatap oldukça, kalemle araya mesafe koymadıkça daha güçleneceklerdir. Önce bir aydın olmak gerekir şair olmadan önce, tabular, sınırlar, çizgiler sanatın alanına girmez. Bunların farkında olarak yürüsünler yollarında.
M D: Sayın YETKİN bize zaman ayırdığınız, kıymetli fikirlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz.
F Y: Rica ederim, benim için de çok keyifli bir paylaşım oldu.
 
* Bu röportaj İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Teknik Bilimler MYO Radyo ve Televizyon Teknolojisi Programı mezuniyet öncesi stajı kapsamında hazırlanmıştır.
** İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Teknik Bilimler MYO Radyo ve Televizyon Teknolojisi Programı, [email protected]

Bu haber 1572 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum