FATİH SULTAN MEHMET'İN SİYASİ KİŞİLİGİ

FATİH SULTAN MEHMET'İN SİYASİ KİŞİLİGİ
25 Mayıs 2023 - 09:56

FATİH SULTAN MEHMET'İN SİYASİ KİŞİLİGİ

İlber ORTAYLI

 

Fatih Sultari Mehmed, hakkında çok şeyler yazılabilecek bir hü, kümdardır. Mensubu olduğu kavim ve dini camia, Fatih Sultan . Mehmed hakkında müstakil bir eser meydana getirememişken ve şarkiyat araştırmaları da başlangıç dönemindcyken, onunla ilgili hacimce ve içerik olarak büyük bir eser yazıldı.

Bu eser, Frnnz Babinger'in Mehmed Fatih ve Zamanı adlı büyük kitabıdır. Bu kitapta çok büyük kusurlar ve zaman geçtikçe de daha iyi anlaşılan bazı abartma ve saptınnalar vardır.

Bu eser yayımlandığında büyük ses getirmiştir. Ancak kitap, Türkçe'ye maalesef 2-3 yıl önce çevrildi, hem de hatalı olarak. Ki, tap, Arnavutluk, Sırhistan vs. gibi ülkeler Fatih tarafından fethedil, miş olmasına rağmen, Balkan dillerine de çevrilmeden önce Fran­ sızca, İtalyanca ve İngilizceye çevrildL Demek ki Balkanlar ve Tür­ kiye'de tarih bilgisine karşı umumi bir ataler yaygındır.

İnsanlar 'üniversal şahsiyet', dünya tarihi portresi diye unvan­ Iandırılan bir hükümdan tanımak istiyorlardı; fakat beşeriyerin te­ zadı olsa gerek, kimse bu değerli şahsiyet üzerine doğru dürüst bir çalışma yapmamıştı. O kadar ki Babinger'in -zor metninin Alınan­ eası çok sıhcıdır- anlamak için hususi terminoloji bilmeyi gerekti­ ren eserini, bu ahalinin münevverleri çevirmcmekte ısrar etmiştir. Fatih hakkındaki bu eseri, onu içinden çıkartan millet olan Türk­ ler de duyarsızlık göstererek ancak üç yıl önce çevirmişlerdir, yani aradan SO yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra. Bu bizim için çok büyük ayıplardan biridir. Toplum olarak gıpta edilecek birçok nite­ liklerimiz, vasıflarıınız ve değerli şahsiyetlerimiz var; fakat en utanı­ lacak yönümüz tarih yaptığımız halde tarih öğrenınemek, tarih yaz­ mamak konusundaki budala ve cahilce ısrarlanınız . . .

Babinger'in kitabına dönersek bu eserde çizilen Fatih portresi büyük mareşalin portesidir; fakat eksiktir. Yazarın, Fatih'in askeri dehasını iyi yansıtacak bilgi ve kabiliyeri yoktur. Ayrıca karşıınııda Fatih gibi üniversal entelektücl bir zat vardır. Hakkını vermek la­ zım, Babinger buna da dokunmuştur ve Fatih'in bu yönünü bizdeı1 daha iyi resmetmiştir. Fatih Sultan Mehmed Han, şarkta iki asırdır örneği hiç görülmeyen hele hele bugün kendi milleti arasında hiç olmayan, komplekssiz, Batı'ya ve Doğu'ya açık, kendi hukukuna sa­ hip bir entelektüeli temsil etmektedir. Bu entelcktüel, Babinger'in tarif ettiğine göre, Kritovulos, Languschi gibi ya yerli Rumlar ya da diplomat İtalyanlar, Venedikli veya alakasız Avrupalı münevverle· rin tasvir ettiği gibi; Yunancaya oldukça vakıf, Farsçayı ve Arapça­ yı zaten bilen, dünya tarihini, hatta Homeros'un llyada'sını okuyan, okutturan, şerh ettiren; tabii ki Iran mitolojisini bilen ve Türki­ ye'nin sadeec İslam değil, İslam öncesi tarihini bile merak eden bü­ yük bir adamdır. Böyle bir münevvcr portre, bugün için mevcut de­ ğildir. Esasen İslam dünyasının münevverleri iki asırdır sadece kompleksler içinde kıvrandıkları için, böyle kendinden emin bir in­ sana büyük saygı duymalı ve onu örnek alınalıdırlar. Bu yönü üze· rinde kimse durmamaktadır. Babinger bütün önyargılarına rağmen Fatih Sultan Mehmed'in bu yönünü çok iyi tasvir etmiştir.

Fatih'in, bu dahinin başka bir özelliği kendi özgün hayatındaki yaratıcılığıdır. İşte bu onun bilinmeyen tarafıdır. Şiiri, resim sanatı­ na vukufu çok iyi anlaşılaınamaktadır. Fakat hiç aniaşılamayan ta­ rafı, tarihteki bazı büyük Roma imparatorları gibi protokol ve dün­ ya çizmekteki marifetidir. Fatih Sultan Mehmed bir imparator por­ tresine, dehasına doğuştan sahiptir, fakat o dehanın içinde, bir im­ paratorun görünümü ve etrafındaki protokolü, manzarayı büyük bir vukufla oluşturmuştur. İşte bunun üzerinde hiç durulmaz. Evvcla bir emperyal protokol oluşturmuştur; padişah nasıl yer, nasıl içer, sabah nasıl kalkar, gece nasıl yatar, halk arasına nasıl girer diye bir dizi protokol kuralı koymuş ve oluşturmuştur. Bu konuda tarihteki en başarılı hükümdarlardan olduğu açıktır. Bunu anlamak için müthiş bir kültür tarihi birikimimizin olması lazım.
 

Fatih'in hayatını ve imparator portresini çizecek adamın, eski Roma'yı, Bizans'ı, muasır Rusya'yı, İran'ı, 16., 17. ve 18. asrın İs­ panyol, Fransız protokolünü çok iyi bilmesi gerekir. Fatih'in çizdi­ ği emperyal protokol ve şahsiyet, Fransa'nın çok ilerisindedir. XIV. Louis bunu çizenlerden biridir, ama onun ortaya koydukları abart­ madır ve yer yer komiktir. Bunu çağdaş filmlerden.ve eserlerden görüyoruz. 14. asırda çok yüceltilen bu tarihi şahsiyede Fransızla­ rın bugünkü torunlan sadece alay ediyor. Yeni nesil rejisörlerin çe­ virdiği filmlerde görüyoruz nasıl yemek yiyorlar, o yemek hangi pis mutfaklarda, hangi şartlarda hazırlanıyor. XIV. Louis etrafındaki aristokrasiyi ezmek için otantik bir teşrifat düzeni icat etmiş. Bun­ lar bir hükümdarın yüksekliği nden 'çok, bir edepsizlik ve görgüsüz­ lüktü aslında.

XIV. Louis, bunun yanında müthiş kıyafetler tasarlamıştır. Ne olduğunu biliyoruz. Fazla abartı, ama Fransız dokuma sanayiine hiz­ met eden bir tüketim yarattı. Fatih de öyledir. O kumaşlarla bir do­ kumacılık patlaması yaşandı. lhraç konusu oldu. Onun kaftaniarına bugün huşuyla yaklaşıyoruz. Karşıınııda dünya tarihinin en sade, fa­ kat en ince, en güzel renklerde giyinen bir hükümdan var. Fiyatının ucuzluğu nispetinde karşısındaki insanları ezen bir giyim bu. O gün eziyordu, bugün eziyor ve hep ezecektir. İnsanlar Fatih'in ardmda

kalan kaftaniarına baksalar, karşılarında üniversal bir hükümdar gö­ recekler. Hiçbir Zfl.rnan 17. ve 18. asır Fransası'nda bu sadeliği göre­ mezsiniz; abartılmış bir tekstil tüketimi söz konusudur. Rusya çarla­ rı da öyledir. Halbuki Fatih'in oluşturduğu tarzda, bir asalet ve öz­ günlük söz konusudur. Fatih Sultan Mehmed, çok büyük bir tasa­ rımcıdır. Karşıınııda halkla imparatorluğun ilişkilerini çizen, onları etkileyen büyük bir sanatkar vardır.

Topkapı Sarayı hakkında da bazı konuşmalar yapılır, ihtiyaca göre zaman zaman bazı bölümler ilave edilmiş derler, "Gece-kondu misali oda eklenmiş" demeye getirirler. Manasız yorumlar bunlar.

İnsanlar mütevazı yaşamışlar, ihtiyaç oldukça saraya eklemeler yap­ mışlar. Versailles Sarayı gibi binalar yapıp da hazineyi mi sarf etse­ lerdi? Tetkikat yapmak lazım tabii bunları bilmek için, Fatih Sultan · Mehmed Han, Topkapı Sarayı'nın planını öyle tasadamış ki ondan sonraki ilaveler de o planlara uygun olmuş. Nitekim Gülru Neci­ boğlu'nun Saray Arşivi'nde bulduğu bir kroki bunu gösteriyor. Sa­ kıldığı zaman görülüyor ki, insanı ezen bir ihtişam yok. Sanki avuç içi kadar bir yer ama bununla beraber neresinden baksan muhte­ şem. Hele Saray'ın dışından baktığın an, devleti ve imparatoru te­ pende görüyorsun. Son derece muhteşem bir şey. Oraya gelen insan sayısı bellidir. Orada yapılacak tören bellidir. İnsanların kamu oto­ritesiyle ve Allah'la karşılaştıkları yerde, muhteşem bir mimari söz konusudur.

16. yüzyıl gezgini Salomon Schweigger, "Bütün sahte dindarlar gi­ bi Allah'ı kandırmak için camiler, mabetler gibi böyle muhteşem yapılar ortaya koyarlar. Buna rağmen evleri son derece mütevazı" diyor. Bundan da anlaşılıyor ki Osmanlı'da başka türlü bir anlayış var. Bunu vesikalar da gösteriyor. Mesela sarayın içinde mimar için kağıt masrafı kayıtları var. Mimarbaşının muhasebecisi durumunda olan şehremini, kağıt harcamalarından bahsediyor bu vesikalarda. Belli ki çok miktarda çizim yapılıyor. O dönem yapıları için çizim yapılmamış gibi bilir bilmez iddiaların yanhşlığı vesikalarla ortadır..

Bu imparatorluğun son satveti, tebaayla olan ilişkilerde ortaya çıkmaktadır. Fatih Sultan Mehmed babasının ve dedesinin aksine bir divana hükmetmeyi, onu idare etmeyi kaldırmış, yani divanda oturup da falanın filanın hükmünü dinlemeyi, falanın filanın hük­ müyle, sorusuyla karşıtaşmayı veya onunla muhatap olmayı, belki o arada onun soracağı zekice bir soru veya tenkit karşısında kıza­ rıp mosmor olmayı ve yahut hiddete gelip onu haşlayıp onun se­ viyesine düşmeyi reddetmiştir. Bu bir emperyal tersim; bir hüküm­ darlık tersimidir.

Fatih, tamamen kenara da çekilmemiş, kafes usulünü kullanmış­ tır. Kafes usulü çok enteresandır ve biz bunu bilmiyoruz. Çok iyi bi­ liyoruz ki Fatih, yemeği artık başkalarıyla yemiyor. Eğer birisiyle ye­ mek yiyorsa bu çok önemli bir işarettir. Mesela Patrik Ghennadi­ os'u bütün imparatorluğun Rum-Ortodoks Patriği olarak tayin eder­ ken yemek yemiş; yalnız yemek yiyor. "Reddettim öbürleriyle ye­ mek yemeyi" diye açıkça kanunnamesinde yer alıyor. Bu bir hü­ kümdarlık dizaynıdır. Bunun üzerinde durmak lazım. Bunu yapma­ dığmız takdirde ne olursunuz, gene iyi olursunuz ama işte bütün or­ ta zamanlardaki barbarların hükümdarları gibi herkesle bir arada olursunuz. Böyle bahadırlar arası, bir şef gibi samimi ama daha çok laubalilik içinde devam edersiniz. Bu tavır önemli konum; bunu yaptığı ölçüde imparatorlukta birtakım kompartımanları, birtakım dinleri birbirine bağlamak, onların arasmda bir hiyerarşi tesbit et­ mek söz konusudur.

A çık söyleyeyim, bugünkü T ürk milliyetçiliği Fatih Sultan Mehmed'in emperyal tersimlemesini anlamadığı için gaf yapmakta­ dır. Patcikhane konusunda biz O.smanh mevzuatını ve onun çizdiği tabioyu tanımadığımız için hep gaf yapıyoruz ve yüzümüz kızarıyor. Bu utanılacak bir şeydir. Kimseden hiçbir şey istemiyoruz. Siz Avru­ pa Birliği kurallarını falan takip ermeye kalkmayın, o yolu göstere­ bilecek öyle bir şey yok zaten. Kendi kendinize kanun yapmaya da kalkmayın. Siz ananeyi takip edin. O tablo sizin için çizilmiş, onu takip edin, bumunuz da, boynunuz da havada gezerseniz, kimse size yetişemez. Fazla tafra satmanıza, laf etmenize de lüzum kalmaz. Bu çok önemli bir unsurdur.

15. asırda, Rönesans'ın ortasında bizim karşımıza bir büyük Rö­ nesans hükümdan çıkmıştır. 15. yüzyıl Rönesansı'nın devlet yöne· ticisi, hükümdar portresi nerededir derseniz Fransa'ya, Roma'ya bakmayın. O portre İstanbul'dadır. Bu çok açık bir gerçektir. Bunu da ben söylemiyorum, başkaları söylüyor. Şimdi burada birkaç dil bilen, tarihler okuyan, musikiler çl.inleyen, Şark'a ve Garb'a açık, kendi emperyal protokolünü kendisi çizen, sarayını buna göre ter­ simleyen, mütevazı da olsa bir büyük hükümdar vardtr. Ve o, ateşli · silahları 'kullanan bir ordunun başındaki mareşaldir. Bu da çok önemli. Babası da mareşaldi, dedesi de mareşaldir, büyük dedesi ma: reşaldir; fakat Fatih, ateşli silahlarm kullanıldığı, muasır bir ordu­ nun mareşalidir. Ve bütün bu özelliklerin etrafında bu genç insanın, bu dahinin çizdiği hükümdar portresi son derece orijinaldir. Bun­ dan bize ne kalır? O örneği takip edelim sadece bu yeter. Sorunlan halledersiniz. Çünkü bazı sorunlar; maalesef kasabahnın görüşüyle değil, bir imparatorluğun görüşü ve tersimciliğiyle halledilir. O za­ man mirası kullanalım.
Kaynak: İlber Ortaylı, Son İmparatorluk Osmanlı, 2. Baskı İstanbul, 2006, ss.61-68.


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum