ERENLERİMİZ İYİ Kİ VAR - Prof. Dr. Nurullah Çetin

ERENLERİMİZ İYİ Kİ VAR - Prof. Dr. Nurullah Çetin
28 Haziran 2020 - 22:43 - Güncelleme: 28 Haziran 2020 - 22:47

ERENLERİMİZ İYİ Kİ VAR

Yüzyıllar boyunca Türk İslam yurdumuzun bekçileri Erenlerimiz, alperenlerimizdir. Korkusuz ve kahraman Türk çocukları yiğitlikleri, cesaretleri, savaşçılıklarıyla alp, imanları, Müslümanlıkları, vatan, millet, devlet, bayrak sevgileri ve aşkları ile, tertemiz yaşantıları, masum ruhları ve ahlakları ile erendirler.

Karadeniz’in Maçkalı yiğit Türk evladı 15 yaşındaki Eren Bülbül (2002- 2017), bir Türk evine hırsızlık için giren PKK eşkiyasını Türk jandarmasına haber verdiği için insandan başka her şeye benzeyen gudubet PKK tarafından şehid edildi ve hem sonsuzluğa hem de Türk milletinin engin kalbine uğurlandı.

Eren, bu vatanın gizli bekçilerinden biridir. Bunlar görülmezler, bilinmezler, dağlarda, ovalarda, vadilerde, Anadolu’nun derinliklerinde, kuytularda, köşelerde sessizce yaşarlar. Vatan imdada çağırdığı zaman usulca meydana atılırlar ve “ya istiklal ya ölüm! Ölürsem şehid kalırsam gazi, ya Allah Bismillah” diye göreve koşarlar.

Eren, bu mübarek vatan topraklarının hırsızlara, eşkiyaya, her türlü haine ve gâvura, ona buna verilemeyeceğini, Amerika’nın kara ordusu PKK’nın at oynatamayacağını o kocaman yüreğiyle sıradağlar gibi durarak gösteren, bu uğurda şehid olmayı da göze alan temiz bir Türk evladıdır.

Eren, tarih boyunca hep var olan bizim gizli bekçi ruhumuzun en son dönemde cisimleşen bir kahramanıdır. Eren, genciyle yaşlısıyla, çoluğuyla çocuğuyla bütün Türklerin bir ordu oluşunun somut bir şahididir.

*Eren ruhu, daha önceleri Genç Osmanların, Çanakkale kahramanı Alilerin, onbeşlilerin, Yasin Börülerin bedenlerinde hep yaşıyordu, şimdi de bütün Türk çocuklarında yaşıyor ve yaşamaya devam edecek. Eren’in daha önce yaşamış üç eski vatan bekçisi asker arkadaşına örnek verelim.

Birisi Genç Osman. Hikâye şöyle: 1638 yılında Sultan 4. Murat Han, Bağdat seferine çıktığında Aksaray’a gelir ve Cuma namazını kıldırdıktan sonra Aksaraylılara “orduya katılmak isteyenler varsa gelsin yazılsın!” der. Türk gençleri durur mu hepsi sıraya dizilir. Bunlar arasında Eren’in arkadaşı Genç Osman da vardır. Fakat yaşının küçüklüğü sebebiyle orduya dahil edilmez.

Ancak sefer sırasında Genç Osman gizlice orduya karışır. Bağdat yakınlarında padişah orduyu denetlerken bıyıkları henüz terlememiş Genç Osman’ı görür ve ona “bizde bıyıklarında tarak durmayan kişi orduya alınmaz, duydun mu?” Der. Osman da Padişahtan tarağını ister ve hemen tarağı iki eliyle dudağının üzerine bastırır ve işte benim bıyığımda da tarak duruyor. Şimdi orduya girebilir miyim?” der.

4. Murat hüngür hüngür ağlar ve Osman’a: “Senin adın Genç Osman olacak ve seni öncü gazilere Serdar eyledim. Var git lalaya ismini yazdır ve tarağı da bana ver, ömrüm boyu saklayacağım. Haydi gazan geçmiş olsun benim yiğit oğlum.” Der. Genç Osman, Sancağ-ı Şerifi kaptığı gibi Bağdat Kalesi'nin en ince noktasına diker. Ancak orada şehid olur.

*Eren’in çağlar aşıp gelen bir başka asker arkadaşı Çanakkale kahramanı Ali’dir. Ömer Seyfettin, “Bir Çocuk Aleko” adlı hikâyesinde Çanakkale Savaşlarında bir Türk çocuğunun kahramanlığını anlatır.

Hikâye şudur: Çanakkale Savaşları sırasında Ali adında bir Türk çocuğu, Gelibolu’da bir Rum fırıncının yanında çalışırken Rum ve Ermeni gibi azınlıkların İngilizlerle birlik olup sinsi sinsi Türklere düşmanlık tezgâhları içinde olduklarını öğrenir. Ailesini aramak için yola çıkar. Yolda bir Rum kafilesine rast gelir, Rumca da bildiği için kendisini Aleko adında bir Rum çocuğu olduğuna inandırır. Rumlar Ali’yi kiliseye yerleştirirler. İçki içirmeye çalışırlar ama Ali içmemek için direnir.

Papaz Ali’ye sürekli Türkleri kötüler. Türklerin tamamının kesileceğini, İstanbul’un Rumlar tarafından geri alınacağını anlatır. Ali de her sabah, “Ben jandarma kumandanına gider, Türk olduğumu söylerim, bunların konuştuklarını anlatırım” niyetiyle kalkardı. Papaz Ali’nin Rum olduğuna iyice inanır. Bir gün ona bir mektup verir ve bunu Çanakkale’de İngiliz komutanına teslim etmesini ister.

Papaz mektubunda, sekiz aydır köyün önünden geçen taburların, topların sayısını, Türklerin Rumlara eziyet ettiklerini anlatır ve İngiliz komutana: “Daha bizi kurtarmaya gelmeyecek misiniz? Dört gözle sizi bekliyoruz, her sabah sizin için dua ediyoruz. Bu öksüz Rum çocuğu bizim tarafımızdan yetiştirilmiştir, Türkçeyi gayet iyi bilir, her ne isterseniz yapar” der. Ali mektubu alır, önce gizlice Türk paşasına götürür ve ona verir.

Paşa da her şeyi öğrenir, Ali’yi gizli bir görevle görevlendirir, mektubu Papazın istediği İngiliz komutanına götürmesini söyler. Ali de verilen emri yerine getirir ve mektubu İngiliz komutana teslim eder. İngiliz komutan da Ali’ye Türkleri bombalama görevi verir ve ona: ”Sana küçük bir saatli bomba vereceğiz. Bunu kurup gizlice Türk paşasının çadırı yanına bırakacaksın. Kurulduktan yarım sat sonra patlar. Sen de kaçar kurtulursun” der.

Ali bombayı alır, bir süre oralarda oyalanır sonra İngiliz komutanın olduğu yerde bombayı patlatır ve karargâhı havaya uçurur. Bombayı patlatmadan önce “ben Türküm!” diye bağırır.

Nasıl Bağdat fatihi Genç Osman ve Çanakkale kahramanı Ali, Eren’in arkadaşı ise Diyarbakırlı Yasin Börü de onun öz be öz kardeşidir. Nitekim 2014 yılında Diyarbakır'da yaşayan, 16 yaşındaki Yasin Börü, fakirlere kurban eti dağıttığı sırada vahşi PKK haydutları tarafından binanın çatısından atılarak paramparça edildi ve masum bedeninin üzerinden arabayla geçildi. Ailesi yüzü paramparça olmuş oğullarını zor teşhis edebildi.

Son sözümüz şudur: Âlemde şer, Oğuzda er tükenmez. Bizim en yiğit erlerimiz hey onbeşlilerimizdir. Erenler, Osmanlar, Aliler, Yasinler var oldukça bu vatan, haramilere, haydutlara, eşkiyaya, Türk ve İslam düşmanlarına, emperyalist Haçlı gâvurlara verilmeyecektir. Erenlerimizin en güzel destanını Arif Nihat Asya şairimizden okuyalım:

BİR BAYRAK RÜZGAR BEKLİYOR

Şehitler tepesi boş değil,

Biri var bekliyor.

Ve bir göğüs, nefes almak için;

Rüzgar bekliyor.

Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;

Yattığı toprak belli,

Tuttuğu bayrak belli,

Kim demiş meçhul asker diye?

Destanını yapmış, kasideye kanmış.

Bir el ki; ahretten uzanmış,

Edeple gelip birer birer öpsün diye faniler!

Öpelim temizse dudaklarımız,

Fakat basmasın toprağa, temiz değilse ayaklarımız.

Rüzgarını kesmesin gövdeler

Sesinden yüksek çıkmasın nutuklar, kasideler.

Geri gitsin alkışlar, geri,

Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!

Ona oğullardan, analardan dilekler yeter,

Yazın sarı, kışın beyaz çiçekler yeter!

Söyledi söyleyenler demin,

Gel süngülü yiğit, alkışlasınlar

Şimdi sen söyle söz senin.

Şehitler tepesi boş değil,

Toprağını kahramanlar bekliyor!

Ve bir bayrak dalgalanmak için;

Rüzgar bekliyor!

Destanı öksüz, sükutu derin meçhul askerin;

Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye

Yattığı toprak belli,

Tuttuğu bayrak belli,

Kim demiş meçhul asker diye?..

Prof. Dr. Nurullah Çetin

Bu haber 579 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum