Dünyadaki çağdaşlık bilim, hukuk yarışının neresindeyiz? -5- Prof. Dr. Atıf Ural

Dünyadaki çağdaşlık bilim, hukuk yarışının neresindeyiz? -5- Prof. Dr. Atıf Ural
16 Ocak 2021 - 00:52

Konuya devam ediyorum sevgili okuyucularım...

Pasifize edilmek istenen üniversiter toplum "düne daha dönüktür". Ama onun esas görevi, bilimsel gücüyle, toplumun tüm sorunlarına çözüm önerileri getirerek, onu geleceğe çağdaş ölçüde hazırlamaktır.

* Ülkemizde eğitim hiçbir zaman bugünkü kadar güçsüz, modelsiz olmamıştır. 1946'lardan sonra başlayan ve 1950'lerde gittikçe artan dış etkiler nedeniyle Türk Millî Eğitim Sistemi bozulmuş, ulusal karakter ve niteliğini kaybetmiştir. Bunun en önemli nedenlerinden biri Köy Enstitüleri'nin kapatılmasıdır olgusudur. Bunu şöyle değerlendirebiliriz:

Cumhuriyet kurulalı 96 yıl geçti. Biz hâlâ geri kalmışlık çemberini, zincirlerini kıramıyoruz. Vatandaşlarımızın çoğu çağdışı bir yaşam sürüyor, yanlış ve yönlendirilmiş inançların ve yoksulluğun çaresizliği içinde çırpınıyor. Yönetimin başına geçirilenler, dış güçlerin oyuncağı olmaktan kurtulamıyorlar. Milyarlarca dolar borcu olan bir ülke, bağımsızlığı tehlikede, yer altı, yerüstü zenginlikleri soyuluyor, dünyanın bugünkü haydut Amerikan yönetiminin dümen suyundan gidiliyor... Neden böyle oldu? Nasıl oldu da buralara geldik? Çağ dışı yanlış ve yetersiz eğitim ve bize uymayan modeller... nedeniyle...

Laik, demokratik, aydınlanmacı, üretici eğitim modeli olan Köy Enstitüleri modeliyle halkımız geri kalmış toplum olmaktan çıkacak, ivme kazanacak, atılımlar yapacak ve yaratıcı olacaktır... Ama bu uyanış, ülkenin geleceğini karartan dış güçlerce, kendi çıkarlarını her değerin üstünde tutanlarca engellendi, daha sonra da bu enstitüler kapatıldı.

İnsanın yaşam sevincini, çalışma gücünü artıran uğraşların başında Güzel Sanatlar gelir. Bu Güzel Sanatlar Eğitiminden geçen, bu evreyi yaşayan toplumlar, daha çabuk gelişir, yenilenir ve yaşamı daha güzele doğru değiştirir, topluma canlılık ve hız kazandırır. Onun için Köy Enstitülerinde resim, müzik, edebiyat, şiir, tiyatro etkinliklerine önem verilmiş ve her öğrenciden bu etkinlik türlerinde beceri sahibi olması istenmiştir. Her öğrenci bir müzik aletini çalacak, şarkılarımızı, türkülerimizi söyleyebilecek, halk oyunlarımızı oynayabilecek, çok kitap okuyacak, sevecek okuyacak, güzel konuşacak... Bunlar gerçek aydın olmanın ön koşulları değil midir?

Köy Enstitüleri kapatılalı yaklaşık 65 yıl geçti... Bugün ülkemizde eğitim ne durumda? 8 milyon vatandaşımız okuryazar değil, okullaşma oranları: İlköğretimde %80, ortaöğretimde %28, yüksek öğretimde %5. 2016/2017 eğitim-öğretim yılında: 150 bin öğretmen, 4 bin okul açığı var. Diğer taraftan; okullar satılığa çıkarılıyor, MEB'de programların hazırlanması işi Talim Terbiye Kurulu var iken, açık artırmayla dış ülkelere özel kesime satılığa çıkarılıyor. Millî Eğitim Bakanlığı, Din İşleri Bakanlığına dönüşüyor, eğitim hızla özelleştiriliyor. Eğitimde birlik, eğitimde eşitlik kaldırılıyor...

Köy Enstitülerini yeniden yaşama geçirebilsek...

17 Nisan 1940 Köy Enstitüleri Yasasının kabul edildiği gündür.

Köy Enstitüleri ile bugünkü eğitim modeli arasındaki en önemli ayrıcalık; üreten, sorgulayan insandan, ezberleyen, sorgulamadan kabullenen 4,5 seçeneğin ötesinde farklı doğrularında olacağını düşünmeyen insana geçtik.

Ezberci test sistemi Türk eğitimini bitirdi. İdealizmi yok etti. Ülkenin her karış toprağı benim memleketim diyen öğretmenden, yıllarca atanamadığı için kişilik erozyonuna uğrayan öğretmenlere geldik.

Çevresine ve sorunlarına duyarlı öğrencilerden, olup bitenlerin neredeyse hiç birine duyarlık, tepki göstermeyen nesillere geldik. Bu kişilerin çoğu, sanattan, kültürden, üretimden, saygıdan, idealizm'den habersizler.

Aradan 65 yıl geçmesi, o mucizeyi yeniden yaratmamıza engel değildir. Yeter ki isteyelim. O günleri bugünlerden farklı kılan, yalnızca inanç eksikliği ve farklılığıdır. O zamanın insanları, eğitimin ülkenin geleceği için olmazsa olmaz olduğuna inanıyor ve tüketen değil, üreten insanlar yetiştirilmesi gerektiğine inanıyorlardı.

Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, Türkiye bugün çok farklı yerlerde olurdu.

Köye dayalı toplumdan, kentsel yaşama döneli çok oldu. Bunun geri dönüşü olmaz. O halde dün Köy Enstitüleriyle gerçekleştirdiğimiz eğitim modelini Kent Enstitüleriyle yeniden yaşama geçirebiliriz. Bu Enstitüler üniversite ve TSK iş birliğiyle sağlanabilir.

Bu durumda neler yapmalıyız?

Ulusal kurtuluşçu, ulusal bağımsızlıkçı, çağdaş, bilimsel, demokratik, katılımcı, ilerici, laik, parasız, karma eğitimin uygulandığı bir temele oturtulacak bir eğitim modelini, yani bir Köy Enstitüleri modelini uygulayabilirsek; kişilikli, araştırıcı, sorgulayıcı, üretici, eleştirel düşünceye sahip insanlar, nesiller yetiştirebiliriz. (Devam edeceğiz.

Kaynak: Dünyadaki çağdaşlık bilim, hukuk yarışının neresindeyiz? -5- - Prof. Dr. Atıf Ural

Bu haber 1980 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum