Doç. Dr. Ferhat KARABULUT Yazdı: KAZAKİSTAN'DA NELER OLUYOR?

Kazakistan'da yaşanan olaylarla ilgili MCBÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ferhat Karabulut değerlendirmelerde bulundu.

Doç. Dr. Ferhat KARABULUT Yazdı: KAZAKİSTAN'DA NELER OLUYOR?
06 Ocak 2022 - 20:49 - Güncelleme: 06 Ocak 2022 - 20:55
KAZAKİSTAN’DA NELER OLUYOR?
Doç. Dr. Ferhat KARABULUT

Kazakistan Hangi Kıtada, Dünyanın Neresinde? Kazakistan Hangi Yarım Kürede Yer Almaktadır? - Son Dakika Eğitim Haberleri

İki gündür Kazakistan’da özellikle Almatı’da (Kazakistan’ın önceki başkenti) endişe verici olaylar meydana geliyor. Birden bire böyle bir kalkışmanın olacağını hiç kimse hiç tahmin etmiyordu. Büyük ihtimal Kazakistan yönetimi de beklemiyordu. En azından bu boyutlarda olacağını hesap etmemiş olmalıdırlar. Halk isyanının temel nedeni olarak doğal gazda veya petrol ürünlerinde meydana gelen yükseliş gösteriliyor. Her ne kadar zamlar (% 50 LPG zammı gibi) halkın canını yaksa da kitlesel bir hareketin bir anda patlaması beklenemezdi. Nitekim bu tür artışlar sadece Kazakistan’da değil diğer Türk Cumhuriyetlerinde ve Slav ülkelerinde de oldu. Başta doğal gaz ve petrol olmak üzere gelirinin büyük kısmını yer altı zenginliklerinden (petrol, doğal gaz, kömür, v.d) elde eden bir ülkede, suyun başında bulunan insanlar neden durduk yere ayaklansın? Bu soruya cevap bulmak için biraz daha geriye gitmek gerekir.  2019 yılının Mart ayında Devlet Başkanı Nazarbayev beklenmedik bir şekilde emekli olma kararı verdi (istifa etti) ve yerine Senato Başkanı Kasım Cömert Tokayev getirildi. Bu beklenmedik olay,  siyaset bilimciler ve pek çok bilim adamı tarafından artık yaşlanmış ve yorulmuş bir liderin kendi başına verdiği bir karar olarak okundu. Oysa bu eşyanın tabiatına aykırı bir durumdu. Özellikle Sovyet sistemini bilenler iyi bilir ki, hiçbir lider durduk yere feragat edip köşeye çekilmez / çekilemez. Bu hareket iki türlü yorumlanabilirdi: 1. Nazarbayev, gelecekte planlan bir oyunun yaşlanmış bir aktörü olarak geri çekilmek zorunda bırakılmıştı. 2. Nazarbayev, perde arkasından idare edebileceği bir lider ve kadro oluşturup geri çekilmişti.
Nitekim Nazarbayev, her ne kadar istifa etmiş olsa da sonraki gelişmeler gösterdi ki yönetimde hala çok etkindi. Örneğin ülke güvenliği ve kendi şahsi güvenliği ile doğrudan ilgili olan hiçbir karar onun oluru olmadan onaylanamıyordu. Bununla birlikte Tokayev, Nazarbayev gibi güçlü ve yetenekli bir lider değildi. Kazakistan gibi çok uluslu bir devleti idare edecek bir arak plana ve etkiye de sahip değildi. Onun zayıf ve kontrolsüz yönetimi giderek artan bir güvenlik zaafına neden oldu. Perşembenin gelişi aslında Çarşambadan belliydi.  Büyük bir siyasi dönüşme neden olan Nazarbayev istifası, öyle basit bir karar olarak okunmamalıydı.  Kazakistan her ne kadar, Kazakların ülkesi olsa da nüfusun ve nüfuzun önemli bir kısmı Ruslardan oluşuyordu. Özellikle yönetim kadroları, sermaye ve askeri-istihbarat birimleri Ruslardan ve Rusya’dan bağımsız hareket edecek yüksek kabiliyete henüz sahip olamamıştı. Buna bir de ekonomik bağımlılık eklenince bugünkü durumu izah etmek daha kolay olacaktır. Tokayev, bu durumda Nazarbayev’e karşı kullanılabilecek bir muhalif/ikinci adam pozisyonuna ( tahmin edilen birileri tarafından) yükseltilmiş olabilir veya aslında Cumhurbaşkanı olduğundan beri bu rolü zaten üstlenmişti.  Onun, Cumhurbaşkanlığına sıradan bir kişi olarak değil de Senato başkanı sıfatıyla seçilmiş olması dikkate değer bir durumdur.
Bugüne doğru gelirken pek çok önemli gelişme arasından iki olayı daha hatırlamakta fayda vardır. Birincisi Rusya’nın Kırım’ı yeniden ilhak etmesidir. Aslında Ukrayna’ya bağlı olan Kırım, 18 Mart 2014 tarihinde Rusya tarafından ilhak edildi. Bu önemli gelişme aslında gelecekte olacakların önemli bir habercisi idi. Moskova; Soveyetler Birliği’nin yıkılma sürecinde, üzerine yük olan tüm unsurlardan kurtulmak için silkinmiş ve iğreti duran tüm unsurlardan kurtulmuştur. Bu silkiniş; ayağa kalktıktan sonra yeniden toparlanış ve toplayış için kaçınılmaz bir başlangıç olmuştur. Moskova; dağıttıklarını toparlamaya daha ilk silkinmede karar vermiş ve planlarını ona göre yapmıştır. İkinci önemli gelişme ise yakın zamanda gerçekleşmiştir. Rusya Tataristan’ın özerkliğini tartışmaya açmıştır. Bu aslında çok önemli bir gelişmedir. Rus hakimiyetine en erken giren Türk kavmi Kazan Tatarları olmuştur. 1552 yılından beri Rus hakimiyeti altında yaşamak zorunda kalan Tatar ve Başkurt halkı, geçen onca zamana rağmen kimliğini ve benliğini kaybetmeden yaşamaya devam etmiştir. Ruslar ile dengeyi her zaman korumuş olan Tatar ve Başkurt yönetimleri, Rus bilim ve kültür hayatına da önemli katkılar sunmuşlardır. Ortada herhangi bir güvenlik sorunu veya ayaklanma emaresi yokken Rusya’nın bu kısıtlayıcı kararı almasının nedeni ne olabilir?  Bu karar ile hemen arkasından başlayan Kazakistan’daki kalkışmanın bir bağlantısı var mıdır? Görünüşte bir bağlantı yoktur, ancak uzun vadede bu bağlantının ne olduğu da anlaşılacaktır.
Son zamanlarda Kazakistan önemli ve cesur adımlar atarak dünya devleti olma yolunda hızla ilerleyen bir ülke konumunda idi. Halkının bir kısmı yoksulluk içinde olsa da büyük bir kesimi  ekonomik refah düzeyini hızla yükseltiyordu. Sıfırdan inşa edilen ve dünyanın en modern şehirlerinden biri olan Nur Sultan (Astana) ve üç yılda büyük bir dönüşüm geçiren Türkistan şehri bunun en önemli göstergesidir. Kazakistan’ın pek çok şehrinde Sovyetlerden kalma merkezi ısıtma sistemleri hala faal durumdadır. Petrol fiyatları her geçen gün yükselse de hayatı önemli ölçüde aksatacak durumda değildir. Otomobilde ve elektronik ürünlerde uygulanan düşük gümrük vergileri ve düşük ötv oranları  halkın alım gücünü aslında olumlu etkileyen uygulamalardır. Çok yüksek geliri olamayan bir Kazakistan vatandaşı iyi bir arabaya binebilir (Almatı’da caddelerde çok sayıda lüks SUV araçlar görülebilir), son model bir telefon alabilir. Alım gücü çok düşük ve kıt kanaat geçinen insan sayısı da çok fazladır. Buna karşın hükümete karşı ayaklanan insanların bu alt gelir grubuna mı mensup olduğu araştırılabilir.
Bilindiği gibi olayların alevlenmesi ile iş kontrolden çıktı. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Tokayev; Ermenistan Başkanı Paşinyan’ın başkanlık ettiği Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nü olaylara müdahale etmesi için Kazakistan’a davet etti. Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü nedir? Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü ya da kısaca KGAÖ (İngilizce: Collective Security Treaty Organisation), 7 Ekim 2002 tarihinde altı Bağımsız Devletler Topluluğu ülkesi (Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Belarus ve Ermenistan) tarafından kurulan hükümetlerarası askeri ittifaktır. Kaynakların verdiği bilgiye göre; Kazakistan’a gelen KGAÖ asker sayısı işe şöyledir:  Rusya 3000 asker, Belarus 500 asker, Taciksitan 200 asker, Ermenistan 70 asker. Kazakistan’ın asker sayısı kaynaklarda 110 bin olarak geçiyor. Bazı kaynaklar 150 bin civarında asker ve polisin Kazakistan’da görev yaptığını yazıyor. Bu sayı  nüfus sayısı ile orantılandığı zaman azımsanmayacak bir sayıdır. Buna rağmen Kazakistan neden iç işlerine müdahale anlamına gelecek bir eylem yapmıştır? KGAÖ, aslında dışarıdan gelecek saldırılara karşı kurulmuş bir örgüttür. KGAÖ’nün,  içerdeki tehlike için de müdahale hakkı ve izni elbette vardır, ancak ülkeye giren Rus asker sayısı işin başka bir boyutunun olduğunu gösteriyor olabilir. Bir ülkeye yabancı bir asker girerse o ülkenin -her nedense- güvenlik sorunu hiç bitmez. Güvenlik sorunu bitmediği için de o asker o ülkeyi hiç terk etmez. Çıkan bu olaylar ve KGAÖ’nün Kazakistan’a girmesinin görünen yıkıcı etkisi yanına, aslında psikolojik etkisi daha büyüktür/büyük olacaktır. Sütten dili yanan Kazak halkı, yoğurdu bundan sonra üfleyerek yemeyi öğrenecektir ya da yemek zorunda kalacaktır. Başta güvenlik olmak üzere, ekonomik ve siyasi hiçbir karar birilerinden izin alınmadan uygulanmayacaktır. Bu durumdan Latin alfabesine geçiş gibi devrimler ve Türk Devletleri Konseyi gibi oluşumlar da olumsuz etkilenecektir.   Kör gözüne der gibi iş yapılınca, tetikte bekleyenin eli armut toplamaz elbette.
Kazakistan bölgenin ve hatta dünyanın parlayan yıldızıdır. Geniş topraklı, az nüfuslu ve kırılgan siyasi-demografik yapılı bu güzel ülkenin sahip olduğu yer altı ve yerüstü zenginlikleri, tüm sömürge ülkelerinin başını döndürüyor. Kazakistan tek başına bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir. Türk Devletleri Konseyi, temenniler ağırlıklı doğduğu için ayağını sağlam bir şekilde yere basma kabiliyetinde değildir. Bu nedenle yaptırım gücü veya yardım kabiliyeti nerdeyse yoktur. Bu nedenle Kazak hükümeti yardımı, dosttan değil düşmandan talep etmiştir. Düşman ise karşılıksız bir şey vermez ve yapmaz. Bu olay bir bakıma Türk Devletleri Konseyi’nin test edilmesine de neden  olmuştur ve TDT testten geçememiştir.
Bu olayların Güney Kazakistan’a sıçramamsı en büyük temennimiz olmalıdır. Orası, diğer bölgeler gibi homojen değildir. Atılacak bir kıvılcım, ortalığı cehenneme çevirebilir. TDT inisiyatifinden veya bağımsız olarak hem Kazak hükümetinin, hem diğer Türk devletlerinin hem de Türkiye’nin bu konuda bir an önce çalışma başlatması gerekir. Bugün olmasa bile bir gün Güney Kazakistan hedef yapılabilir/yapılacaktır. 2010 yılında Kırgızistan’da, Kırgızlar ile Özbekler arasında yaşanan vahim olayın acı hatırası henüz unutulmuş değildir.
Bu konuda elbette söylenecek çok şey vardır. Yazıyı tarihin tekerrür ettiğini tarihten bir örnek vererek bitirebiliriz.
Eğer ibret alınsaydı tarih tekerrür eder miydi?
Yıl 1731 Küçük Cüz Hanı Ebul Hayr Han Kazak topraklarına saldıran ve yağmalayan çapulcu  Moğol Kalmuklara (Cungarlara) karşı topraklarını savunmak için çare arar ve han sultanlarla bir toplantı yapar. Çıkan karar o sırada güneye inmeye çalışan ve gittikçe tehlikeli hale gelen Ruslardan yardım istemek şeklinde olur. Ruslar yardım talebini seve seve kabul eder. Tek şartı vardır Rusların. Bugünkü Orenburg şehrinin olduğu yerde bir kale inşa etmek. Orenburg o zaman Kazak topraklarındadır. Çaresiz Ebul Hayr bu teklifi kabul eder ve Ruslar (1734’te) Kazak topraklarına böylece girer. Hikaye uzun elbette ama yardım için çağrılan Ruslar, Kazak topraklarından bir daha çıkmazlar. 1865’te Özbekistan'ın başkenti Taşkent de Rusların eline geçince, Türk dünyasında (Orta Asya'da) Rus işgali önemli ölçüde tamamlanır. Kısaca, Yavuz hırsız ev sahibini bastırmış ve evin ve ev sahibinin bir bakıma hamisi olmuştur.

Sonrası malum. 1917 Bolşevik Devrimi ile Sovyet hakimiyeti yaşandı ve 1991 Bağımsız Türk Cumhuriyetleri dönemine geçildi. Yaklaşık üç yüz yılda dönüştürülen zihinlerin öze dönmesi, üç yüz yılda inşa edilen yapının bir anda ters yüz olması elbette mümkün değildir.

06.01.2022

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Olgun
    3 ay önce
    Ekonomik güç,buğdayı ekmek, pamuğu barut, demiri namlu yapamadıkça,düşman mermisine kölelik akıbet, yıkılış mutlaktır.