Çin'in Aşağılanma Yüzyılı - Yazar: Ozan Ali Çelik

Çin'in Aşağılanma Yüzyılı - Yazar: Ozan Ali Çelik
15 Eylül 2020 - 18:38

Dünya tarihinin en eski milletlerinden olan Çin’in tarihini çoğunluğumuz yalnızca İpek Yolu üzerinden Orta Doğu’ya ve Avrupa’ya taşıdığı şaşalı ürünlerle ve icat ettiği buluşlarla tanıyoruz. Çin tarihi ile ilgili okullarda bize aktarılan genel bilgiler; Orta Asya’da kurulan Türk devletleri ile girdiği mücadeleler, barut ve pusula gibi dönemi için büyük önem arz eden icatlar, İpek Yolu aracılığı ile dünyaya ulaştırdığı ipekleri hakkındaydı. Fakat günümüzün en büyük süper güçlerinden olan Çin tarihi yalnızca bunlarla kısıtlı değil. Tarihe “Aşağılanma Yüzyılı” olarak geçecek bu dönem, 1839 ile 1949 yılları arasında Çin’in Batılı güçler ile Japonya’dan uğradığı müdahaleleri ve ülkesindeki emperyalist güçlerin faaliyetlerini kapsayan bir dönemdir. Bu dönemi yakından tanımak için dönem içinde yaşanılan olayları kronolojik şekilde inceleyelim.

Eşitsiz Antlaşmalar

Eşitsiz antlaşma, Çin’in Aşağılanma Yüzyılı içinde İngiltere, Fransa, Rusya ve Japonya devletlerine karşı Çin aleyhine olan antlaşmalar bütünüdür. Yapılan antlaşmalar genellikle savaş sonucu yapılan antlaşmalar olsa da ticari amaçlar sonucu kapitülasyon amacı ile yapılan antlaşmalar da vardır. Bahsedilen eşitsiz antlaşmalar sırasıyla şu şekildedir:

  • Afyon Savaşları sonrası imzalanan Nanking Antlaşması, Tientsin Antlaşması ve Pekin Sözleşmesi
  • Taiping Ayaklanmasından istifade eden Rusya’nın Mançurya’yı ilhakı ve Aigun Antlaşması ile Çin’in bu ilhakı kabul etmesi
  • Birinci Çin-Japon Savaşı sonrası imzalanan Şimonoseki Antlaşması
  • İngiltere’nin Hong Kong’u 99 yıllığına kiraladığı Hong Kong Bölgesinin Genişletilmesine İlişkin Anlaşma
  • Japonya’nın Çin ekonomisinin kontrolünü büyük oranda sağlamaya çalıştığı Yirmi Bir Talep

1839 – I. Afyon Savaşı

Uluslararası ticaretin ve merkantilizmin patlama yaptığı 19. yüzyılda dünyaya ticari ağı ile hükmeden devlet şüphesiz ki üzerinde güneş batmayan imparatorluk İngiltere idi. Dünya ticaretine yön vermeyi amaçlayan İngiltere için en büyük hedef kuşkusuz ki dünyanın dört bir yanında liman sahibi olmak ve devletlerden ticari kapitülasyonlar almaktı. Bu amaç gayesiyle 1588 yılında Sir Francis Drake komutasındaki İngiliz donanmasının yenilmez denilen İspanyol Donanma Armadasını ağır bir mağlubiyete uğratmasından sonra denizlerde rakibi kalmayan İngiltere gözünü doğuya dikmişti. Tarihler 1600’ü gösterdiğinde ise İngiltere’nin altın çağını başlatan Kraliçe Elizabeth’in emriyle Hindistan üzerinde ticaret yapabilmek için East India Company yani İngiliz Doğu Hindistan Şirketi kuruldu. Doğu ve Güneydoğu Asya’da bir ticaret tekeli olarak ortaya çıkan şirket zamanla politik bir oluşum hâline geldi ve İngiliz emperyalizminin bir aracı olarak kullanıldı.

Hindistan’ın ardından gözünü daha da doğuya diken İngiltere ve İngiltere’ye bağlı Doğu Hindistan Şirketi için yeni hedef Çin pazarıydı. Tarih boyunca İpek Yolundan sağlanan büyük gelir İngiltere’nin ticaret imparatorluğuna dahil edilmeliydi. Şirketin ana ticaret maddeleri olan afyon (uyuşturucu), pamuk, ipek, çivit boyası, tuz, güherçile ve çay gibi ürünlerin Çin pazarında da aktif olarak kullanılması İngiltere’yi cezbeden bir başka konuydu. İngiliz tüccarlar 19. yüzyılın başlarında Çin’e yasa dışı yollardan afyon sokmaya başladılar. Savaşın başlıca sebebi ve savaşın ismi de bu olaydan açıkça anlaşılıyor. Çin hükûmeti 1839’da afyon ticaretini durdurma girişiminde bulunarak İngiliz tüccarların Guangzhou’daki (Kanton) tüm afyon depolarına el koydu. Birkaç gün sonra, sarhoş İngiliz denizcilerinin Çinli bir köylüyü öldürmesi ve Çin hukuk sistemine güvenmeyen İngiliz hükümetinin sanıkları Çin mahkemelerine teslim etmeyi reddetmesi üzerine taraflar arasındaki gerginlik iyice büyüdü. Patlak veren savaş sonucu dönemin en güçlü donanmasına karşı koyamayan Çin, İngiltere’ye teslim oldu ve Nanking Antlaşması imzalandı. İngiltere’ye yüklü bir tazminat ödemeyi kabul eden Çin, ayrıca Hong Kong’u İngiltere’ye teslim ederken Canton (Guangzhou), Amoy (Xiamen), Foochow (Fuzhou), Ningpo (Ningbo) ve Şangay şehirlerinde İngiltere’ye özel kapitülasyonlar vermiştir. Ayrıca bu antlaşma ile alakalı bir anekdot vermek gerekirse, antlaşmanın imzalandığı HMS Cornwallis İngiliz savaş gemisi Çanakkale Savaşı sırasında da aktif olarak kullanılmıştır.

Nanking Antlaşması

1856 – II. Afyon Savaşı

Çin üzerindeki geniş pazardan daha çok faydalanmak isteyen İngiltere ticaret kapitülasyonlarını arttırmak isterken aynı dönemde Fransa da Uzak Doğu’daki pastadan pay alabilmenin derdindeydi. Kapitülasyonları genişletmenin veya elde etmenin en iyi yolunun savaş sonrası imzalanan antlaşmalar olduğunu bilen Batılı devletler için fırsat 1856 yılında geldi. 1856’da bazı Çinli görevlilerin Arrow adlı İngiliz gemisine çıkarak İngiliz bayrağını indirmesi ve Fransız bir misyonerin Çin’de öldürülmesi ile aradıkları altın fırsatı elde eden Batılı devletler çok geçmeden Çin’e savaş ilan etti. Geçen 2 senenin ardından İngiliz ve Fransız donanmalarına dayanamayan Çin barış istemek zorunda kaldı. 1858 yılında imzalanan Tientsin Antlaşması ile kapitülasyonlarını arttıran Batılı devletler, bununla da yetinmeyerek birkaç ay sonra Şangay’da yapılan görüşmelerde afyon ithalatını yasallaştırmak istediler. Çin hükümeti bu teklifi reddedince yeniden başlayan savaşlarda Batılı devletler Pekin’i işgal edip imparatorun yazlık sarayını yakınca Çin yeniden teslim olup afyon ithalatını yasallaştırmak zorunda kaldı.

1858 – Aigun Antlaşması

Doğu Avrupa, Orta Asya ve Sibirya’daki topraklarını Uzak Doğu’ya da kaydırıp Pasifik’te de etkin bir güç haline gelmek isteyen Rusya için en belirgin hedef aynı dönemlerde aşağılanma yüzyılını yaşayan Çin’di. Bu amaçlar doğrultusunda Rusya, Çin’in halihazırda Taiping Ayaklanması ile mücadele ettiği için Uzak Doğu Genel Valisi Nikolay Muraviev’i askerleri ile Moğolistan ve Mançurya sınırına gönderdi. Geçen birkaç senenin ardından II. Afyon Savaşları ile beklediği fırsatı yakalayan Rusya, orduları ile Mançurya’ya girerek bölgedeki fiili hakimiyeti sağladı. Batılı devletlerle savaşla ve iç isyanlarla meşgul olan Çin için geriye kalan tek seçenek Rusya ile müzakere etmeyi kabul etmekti. Bu müzakereler sonucunda da Aigun Antlaşması imzalandı ve Rusya sınırlarını Amur Nehrine kadar uzatmış oldu.

1894 – I. Çin-Japon Savaşı

Afyon Savaşlarından istifade ederek Aigun Antlaşması ile Mançurya’ya yerleşen Rusları en çok korkutan ülkelerden biri de Japonya’ydı. Afyon Savaşları ve Taiping Ayaklanması ile yeterince zayıflayan Çin’in etkisinde olan Kore, Japonya’nın yeni hedefi haline gelmişti. 1893 yılına gelindiğinde Japon asıllı Koreli devrimci Kim Ok-kyun, Şangay’da bir suikast ile sonucu öldürülünce Japonya’nın eline istediği savaş sebebi geçmiş oldu. Bu suikastı ve ardından gelişen olayları sebep gösteren Japonya, 1894 yılında Kore’yi işgal ederek I. Çin-Japon Savaşını başlatmış oldu. Bir seneden daha kısa süren savaş boyunca Japonya üst üste zaferlere imza atarak Çin ordusunu hem karada hem de denizde mağlup etmeyi başardı. Japonya savaş sonucunda imzalanan Şimonoseki Antlaşması ile Kore’yi Çin etkisinden kurtarıp kendi etkisi altına aldı. Ayrıca savaş sonucunda belirli endüstriyel ve ticari ayrıcalıklar elde eden Japonya için bu antlaşma Japon emperyalizminin başlangıcı sayılıyordu.

Çin-Japon Savaşı

1898 – Hong Kong Bölgesinin Genişletilmesine İlişkin Anlaşma

1898 yılında Çin ile Britanya İmparatorluğu arasında Britanya Hong Kongu’nun yeni bölgeleri kapsayacak şekilde genişletilmesini sağlayan 99 yıllık süreli toprak kira sözleşmesi. Antlaşmanın 1 Temmuz 1997 tarihinde sona ermesiyle Hong Kong üzerindeki egemenlik Çin’e tekrar devredildi.

1899 – Çin’in Zayıflamasına ABD’nin Tepkisi ve Açık Kapı Politikası

1823 Monroe Doktrininde ABD hükümetinin dış politikası belirlenmişti. Bu doktrinde ABD hükümetinin izlediği dış politika karışmazlık (non-intervention) isteği ve kabuğuna çekilme (isolation) ilkesiydi. Yani ABD hükümeti dünya çapındaki olaylara karışmadan kendi ticaretini yürütme amacını güdüyordu. Fakat tarihler 1899’u gösterdiğinde Çin’in zayıflaması ile Uzak Doğudaki güç dengelerinin değişmesinin ABD ticaretine zarar vereceğini düşünen ABD hükümeti, Açık Kapı Politikasını oluşturdu. Oluşturulan politikaya ve yapılan bildirgeye göre ABD; Çin’in toprak ve yönetim bütünlüğünün sağlanmasını, Çin’le ticari ilişkileri olan ülkeler arasında eşit ayrıcalıkların korunmasını istiyordu. Bu politika sonucunda I. Dünya Savaşına kadar Çin’i doğrudan ilgilendiren önemli bir dış siyaset olayı olmadı. Bu dönemde Çin için iç politika çok daha önemliydi.

1911 – Xinhai Devrimi (1911 Devrimi veya Çin Devrimi)

Onlarca yıldır süregelen savaşlar, dış baskılar, iç isyanlar, halkın yoksullaşması, toprak kayıpları vb. birçok krizin sonucu olarak Çin takviminde 1911 yılının Xinhai ayında başlayan devrim hareketleri Şubat 1912’de son imparator Puyi’nin tahttan indirilmesi ile cumhuriyetin kurulmasını sağladı. Bu sayede binlerce yıldır topraklarında monarşi hüküm süren Çin’de ilk defa cumhuriyet kurulmuş oldu.

1915 – Yirmi Bir Talep

1. Dünya Savaşında tarafsızlığını koruyan ve iç sorunlarını halletmeye odaklanan Çin, savaşın başlamasından bir yıl sonra Japonya’nın ekonomik baskısı ile karşılaştı. Tarihe Yirmi Bir Talep olarak geçecek olan bu bir dizi talebin temel amacı Çin pazarı üzerinde Japonya’nın hakimiyet kurmak istemesidir. Savaşta İtilaf Devletleri saflarında bulunan ve Almanya’nın Uzak Doğu sömürgelerini işgal eden Japonya, müttefikleri İngiltere, Fransa veya Rusya gibi ciddi bir düşmanla karşılaşmadığı için hala gücünü koruyordu. Bu gücünü Çin üzerinde kullanmak isteyen Japonya, taleplerini Çin’e iletse de ittifakı İngiltere ve ABD’nin sert tepkisi ile karşılaştı. Ayrıca Çin halkının boykotuna maruz kalan Japonya’nın Çin’e olan ihracatı %40’lık bir düşüş gösterdi. Üstelik Japonya’nın emperyalist politikasını eleştiren İngiltere ve ABD, müttefikleri Japonya’ya olan güvenini çoğunlukla kaybetti. Bütün bunlara rağmen 25 Mayıs 1915’te Yuan Shikai önderliği altındaki Çin Cumhuriyeti hükûmeti ile girilen bir anlaşma çerçevesinde Japonya ilk dört talebini gerçekleştirmeye başardı. Sonuç olarak Japonya hedeflerine tamamen ulaşamasa da nihai uzlaşmada kendisine az oranda kazanç sağladı, ancak hem İngiltere hem de ABD’nin gözlerinde büyük oranda güven ve prestij kaybetti.

Çin İç Savaşı, II. Dünya Savaşı ve Aşağılanma Yüzyılının Sonu

Çin’i yüzlerce yıl yöneten Qing Hanedanlığının devrilmesi ile kurulan cumhuriyette otorite henüz tam anlamıyla oturtulamamıştı. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde özellikle Çin’in kuzey kesimlerinde yoğunlaşan yerel savaş ağaları merkezi otoriteyi oldukça rahatsız ediyordu. Bu savaş ağalarına karşı Batılı güçlerden yardım isteyen modern Çin devletinin kurucularından Sun Yat-sen, umduğunu bulamadı ve yüzünü Sovyetler Birliği’ne çevirdi. Sun Yat-sen’in talebine sıcak bakan Sovyetler, Çin’e yardım ederek hem yeni kurulmuş Çin Komünist Partisine yardım etmeyi hem de Çin halkının komünizme sıcak bakmasını amaçlıyordu. Böylece Çin’deki ilk komünist kesim oluşmaya başladı. Fakat modern Çin’i kuran milliyetçi kesim komünist hareketlenmeden oldukça rahatsızdı. Bu gelişmeler sonucunda milliyetçiler ve komünistler arasındaki ilk güç rekabeti başlamış oldu. Sovyetlerin esas amacı Çin’de bir iç savaş çıkarmak yerine Çin’i birleştirip politikasına etki etmek olduğu için; 1923’te Şangay’da Sun ve Sovyetlerin temsilcisi Adolph Joffe arasında Sovyetlerin, Çin’in bir ulus olarak birleşmesine yardımcı olacağını taahhüt eden Sun-Joffe Manifestosu adındaki bir belge imzalandı. Bu belgede Çin Milliyetçi Partisi ve Çin Komünist Partisi arasında bir birliğin bir an önce sağlanarak birleşmiş ve bağımsız bir Çin’in kurulması gerektiği vurgulanıyordu. Bundan sonra Sovyetlerden yetkililer her iki partiye birleşme ve yeniden organizasyon için yardım ettiler ve böylece İlk Birleşmiş Cephe kurulmuş oldu.

1925’te Sun Yat-sen’in ölümü ile Birleşmiş Cephe içindeki ilk patlaklar oluşmaya başladı. Kuzey Seferi ile kuzey kesimdeki savaş ağaları tamamen temizlenince Çin komünistlerinin ve Sovyetlerin bu bölgedeki etkisi giderek arttı. 1926 Mart ayında Çin Milliyetçi Partisinin lideri Çan Kay Şek’e yapılan başarısız kaçırma girişimi sonucunda Çan, derhal Sovyet danışmalarını kovarak partisindeki ÇKP üyelerine yükselme sınırlamaları getirdi ve kendini üst ÇMP lideri olarak atadı. Bu gerilimin sonucu olarak Çin İç Savaşı 1927’de milliyetçiler ve komünistler arasında patlak verdi.

1936’ya değin süren savaşta henüz kazanan yoktu. Fakat II. Dünya Savaşının başlaması ve Japonya’nın Çin’e savaş ilan etmesi üzerine milliyetçiler ve komünistler ateşkes imzalayıp İkinci Cephe’yi oluşturarak Çin’i Japon işgalinden beraber kurtardılar. Savaşın ardından iç politikada tansiyonun yeniden yükselmesi üzerine 1946 Mart’ında milliyetçiler ve komünistler arasındaki iç savaş yeniden başladı.

Kanlı geçen 4 senenin ardından komünist kesim iç savaşı kazanarak Çin Halk Cumhuriyeti’ni ilan ederken milliyetçi kesim ise Tayvan adasına kaçarak Tayvan Devleti olarak bildiğimiz Çin Cumhuriyetini ilan etti. Bütün bu olayların ardından Çin’in Aşağılanma Yüzyılı son buldu.

Ozan Ali Çelik

Stratejik Ortak Misafir Yazar

KAYNAK

Adcock Kaufman, Alison (2010). “The “Century of Humiliation,” Then and Now: Chinese Perceptions of the International Order”. Pacific Focus.

“East India Company.” Encyclopædia Britannica Ultimate Reference Suite. Chicago: Encyclopædia Britannica, 2012.

Wolseley, G. J. (1862). Narrative of the War with China in 1860. London: Longman, Green, Longman, and Roberts.

Esthus, Raymond A. “The Changing Concept of the Open Door, 1899-1910,” Mississippi Valley Historical Review

Chen, Jerome. Yuan Shih-k’ai. Stanford University Press, 1972.

Gowen, Robert Joseph. “Great Britain and the Twenty-One Demands of 1915: Cooperation versus Effacement,” Journal of Modern History (1971)

Kaynak: https://www.stratejikortak.com/yazar/ozanalicelik
 


Bu haber 318 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum