CAHİT KÜLEBİ'NİN ŞİİRLERİNDE BATI - DOĞU ÇATIŞMASI - Yazan: Lütfi Bergen

CAHİT KÜLEBİ'NİN ŞİİRLERİNDE BATI - DOĞU ÇATIŞMASI - Yazan: Lütfi Bergen
21 Kasım 2020 - 18:55 - Güncelleme: 21 Kasım 2020 - 18:58

CAHİT KÜLEBİ’NİN ŞİİRLERİNDE BATI- DOĞU ÇATIŞMASI 

Cahit Külebi’nin Sivas Lisesi’nde edebiyat öğretmeni Ahmet Kutsi Tecer’le teşrik-i mesaide iken, Tecer’in halk aşıklarını toplayarak düzenlediği sohbetlere, deyişlere katıldığı ve bu sayede halk şiirinden hareketle kendi şiirini oluşturduğu ifade edilir. Bu etkiden olsa gerek kendi toprağından, halk değerlerinden, fıkaralıktan beslenerek akan bir şiir yazmıştır. Buna rağmen yazdığı şiir Ahmet Arif’in devrimci figürünün şiiri de değildir. İki şiir de Anadolu’nun yoksunluklarını anlatır. Ahmet Arif’in şiirinde Doğu’daki “hayınlığı”, “puştluğu”, “eli mavzer tutan olmaklığı”, “yiğitliği”, “ölmemek için öldürme kaygısını”, “mahpusluğu”, “topraklarında zehirli kör yılanla, sıtmayla yaşamaklığı” benliğinizde duyarsınız. Ancak bu anlatılanlar genç devrimcinin, kavga adamının, çatışmanın, ya ölmenin ya da öldürmenin imgelerini mısralandırır. Cahit Külebi ile Ahmet Arif arasında, yıkılmış bir Osmanlı sonrası toprağında, ilkinin “geçim tutmaya çalışanların”, ikincisinin ise bu yıkılmışlığa “isyanla başkaldıranların, meydan okuyanların” farklılığına dair söylemleri bulunmaktadır. 

Ahmet Arif’in şiiri devrimci adamın mahrumiyete olan isyanından, kavgasından bahseder. Ahmet Arif’in şiirindeki folklor, yerel kültür, yiğitlik, cesaret, kavga, bedavete ait değerler, vs. netice itibariyle bir düzen arayışı değildir. Ahmet Arif yaşadığı coğrafyada şahit olduğu nizamsızlığın, aşiretler arası kavganın, toprak ve mal talanının, kaçakçılığın gölgesinden çekip çıkardığı “kahramanlık” değerlerine “devrimci” roller biçer. “Bu talan bitsindir.” Bu çerçevede onun şiirindeki “kahraman” kavganın adamıdır. Ancak bu kavganın da sonu yoktur. Ahmet Arif, çocukluktan beri yaşadığı ve hikayesini anlattığı köyler, kasabalar, şehirler halklarının ‘güçlünün zayıfı ezmekte ve sömürmekte “haklı” sayıldığı’ gerçeğinden hareket alır. Ancak bu kavga dışında kalan ezilenlerden biri de değildir. Elinde mavzer olmayan, kavgaya karışamayacak kadar naçar adamın hikayesinden söz etmemektedir. İşte Cahit Külebi’nin şiirinin önemi tam bu noktadadır. 

Ahmet Arif, Cahit Külebi’nin şiirindeki “yalın yaşamayı” reddeder; çünkü Arif’e göre yaşamak bir can pazarıdır: “Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı, / Macera değil. / Yaşamak, sade “yaşamak” / Yosun, solucan harcıdır.” Ahmet Arif için “mavzeri elinde olup kurşuna kafa sallamak”, “kelle koltukta” sonu olmadan hayat sürmek, racon kesene kahraman, zalıma eşkiya, kanuna nizamsız, zorbaya talancı, kana kan, dişe göz, vs. olmak hayatın “hakiki” değeridir. Bu hayatta bir son da yoktur: “Serabın bir sonu vardır, / Ufkun, sıradağın sonu. / Uçarın, kaçarın bir sonu vardır / Senin sonun yok.” 

Cahit Külebi için ise hayat bu değildir. Bu farklılaşma Külebi ile Arif’in şiirini birbirinden ayrı yerlere nazar etmeyi gerektirmiştir. Külebi için düzenin değişmesi “yirminci yüzyılın ilk yarısının” getirdiği bir olgudur: Yirminci yüzyılın ilk yarısı / Ölüm çağı oldu / Zulüm çağı oldu / Yalan çağı oldu. * Yirminci yüzyıl insanları / Asıp kestiler / Kesip biçtiler / Tepeler gibi ölü yığıp / Deryalar gibi kan içtiler. / Çocukları ağlattılar / Kadınların ırzına geçtiler. / Yirminci yüzyıl, insanların / Ağlamasın da kimler ağlasın!” (Yirminci Yüzyılın İlk Yarısı). 

Külebi, Batı’ya göç edenlerin arkasından yurdunda kalmanın yalnızlığını ama bilgeliğini dillendirir: “Bütün arkadaşlar Batıya gitti / Ben buralarda kaldım S. / Ama çok şey öğreniyor insan / Öz yurdunda kalırsa” (S- şiiri). Ancak bu acılar içinde geçim tuttuğu yerlere dair bir bağlılık vardır: “Ben de gübre kokusunu buram buram, / Dolgun kısrakları seviyorum” (Guillaume Apollinaire’e). Cahit Külebi, şiirlerinde sık sık Doğu-Batı karşılaştırması yapar ve Doğu’nun meşakkatlerinde, ızdırabında bir erdem arar: “Kar yağarken ortalık toz duman / …/ Kötü şeyler düşünmem/ …/ Şimdi batıda yaylalarda / ortalık çayır çimen / Kişnesin taylar, ey insanlar! / Binmek istemem” (Yağan Kar ile Düşünmeyen Adam). Bunlar Külebi’ye göre düzenin yozlaşmasındandır. “Biz yoksul bir milletiz / Gözlerimizde solgun ışıklar yanar. / Nasılsa yenilmişiz bir kere / Ama uzun sürmez o kadar!”

Külebi, “Kim saçtı bunları dağ başına” (Türk Mavisi) diyerek Doğu’lu adamın nizamsızlığına kaygılanır. “Batı illerinde cömert yağmur. / Sevginin, düzenin, çalışmanın anası.” diyecektir. Külebi’ye göre çalışmak, sevgi ve düzendir. Yağmur ise uygarlık: “Yağmur uygarlıktır, inanıyorum” (Türk Mavisi). Batı’nın çekiciliğinin farkındadır. Bu cezbeye Doğu’nun çocukları aldanacaktır: “Elbette kentlere inecekler / Buraların çocukları da. / Gecekondular kuracaklar. Türkü çağıracaklar hoyratlığa. / Bulandıracaklar bütün denizleri / Övgüler söylerken maviye / …/ Daha da karışacak bütün sular / Türk mavisi buluncaya kadar.” Külebi’nin Doğu insanının kentlerde gecekondulara mahkum kalmasından, özgürlük arayışları sırasında maviyi bulandırmalarından endişe ettiği ama yine de maviyi bulacaklarına dair umut taşıdığı ortadadır. 

Külebi’nin çelişkisi Doğu sorununun Kemalizmin siyasal ufkunda çözülebileceği fikrinden gelmektedir. Bu nedenle Batı-Doğu çelişkisini objektif okuyamamış ve zamanının siyasetine boyun eğdirmiştir. Batı Yağmuru adlı şiirinde “Tarlalar çoraksa senden çorak. / Koyunlar kısırsa senin yüzünden / …/ Yoksulsa, uzaksa, harapsa köylerimiz / Sen istemedin de böyle kaldı” diyen Külebi Doğu’daki azgelişmişliğin sebebinin Batı yağması olduğunu ortaya koyarsa da bunun Batılaşma sonucu olduğu hususuna gelemez.

Cahit Külebi’nin Doğu başlıklı bir şiiri vardır. Şimdi bu şiiri nakledip sonra devam etmek istiyorum:

DOĞU

Yüzlerce, binlerce bit vardı / Çarşaflar, giysiler üzerinde,

Kimi yayılırdı, koyun sürüsü, / Kimiyse yanaşık düzende...

 

İşte Doğu bu. Bit, deprem ve acı. / Mutluluk dediğin, bir lavaş ekmek.

Bir avuç ateştir, umut dediğin. / Gerisi kar, çamur ve tezek.

 

Kara kan akar gecelerden. / Ölüm akar, çaresizlik akar.

Yalazlanan ışık, köpek sesleri, / Horoz sesleridir, toz gibi kalkar.

 

İşte Doğu bu. Kalmışlık, suskunluk ve acı. / Gül dediğin orda kır çiçeğidir,

Işkındır, çaşırdır yemiş dediğin, / Ecel şerbetidir yarin elinden / İçtiğin içeceğin.

 

İşte Doğu bu. Kesilmiş koyun başı / Gibi bakar orda insan gözleri.

Sevdalar, sıcaklık, yumuşaklık / Türkülerde kalmış, bin yıldan beri. [Cahit Külebi]

 

Cahit Külebi’nin bu şiirinde Doğu’yu tanımlayan kelimeler bulunmaktadır: çaresizlik, suskunluk, “kalmışlık”, acı, kar/çamur/tezek, bitler, kara kan, ölüm, “kesilmiş koyun başı gibi bakan göz.” Ahmet Arif’in kahraman, cesur, yiğit adamından farklı bir tavır olarak Külebi’nin şiiri mahrum ve naçar kalmış adamı anlatmaktadır. Bu anlatım Ahmet Arif’in “zalıma eşkiya, kanuna nizamsız, zorbaya talancı” aşiret adamından bahsetmez. Can ve malı korunmayan, emeği sömürülen, kavga da edemeyen yoksul ve bitli marabaları konu edinir. Bu nedenle Külebi’nin şiirinin insanları hayata dair sevinçlerini yitirmiş gibi yaşarlar. Külebi’nin anlattığı insanların hayata “kesilmiş koyun başı gibi bakan göz”leri vardır. Suskundurlar, bu suskunluk onların zalımlara karşı protestosudur. Düzen bozulmuştur.

Külebi’nin anlattığı insanların yaşadığı coğrafyada düzen bozulmuştur: “Sevdalar, sıcaklık, yumuşaklık / Türkülerde kalmış, bin yıldan beri.” Bütün iyi şeyler, sevdalar, sevinçler bin yıllık geçmişte kalmıştır. Ahmet Arif’ten farklı olarak Külebi’nin şiiri aslında bir “düzenin yozlaşması” perspektifine sahiptir. Bu nedenle bir tarihe/geçmişe inancı vardır.

Ahmet Arif’in şiiri ise Külebi’nin anlattığı halkın yaşadığı drama bir isyan özelliği taşımaktadır. Bu şekliyle elbette bir “Doğu Şiiri”dir. Bununla beraber üreten, hayvan güden, çiftçilik eden ailelerin şiiri değildir. Ahmet Arif, yoksulları, fıkaraları, naçarlığı görür ama onlar gibi geçim tutmaz. Dâvâsı bu halkı kurtarmaktır. Bu kurtarış onu da halkın başına musallat edecektir. Çünkü “iyi eşkiya” eninde sonunda açtır, halkın ürettiğine ortak olmaya muhtaçtır. “Yiğitlik, sen cehennem olsan da bile  / Fedayı kabul etmektir,  / Cennet yapabilmek için seni,  / Yoksul ve namuslu halka.  / Bu’dur ol hikayet,  / Ol kara sevda.” diyecektir.  Bu ifade son tahlilde “halk için halk adına, halka sormadan onu kurtarmak” dâvâsını gütmektedir. Ahmet Arif şiirinde bu “kurtarma” hissiyatını diri tutarak “dağ”ı, “dağın yerleşikliğe olan isyanını” bir metafor olarak şiirine yerleştirir.

Külebi’nin şiirinde ise yoksullar, naçarlar öyle de olsa böyle de olsa mutsuz kalırlar: “Benim doğduğum köylerde / İnsanlar gülmesini bilmezdi, / Ben bu yüzden böyle naçar kalmışım, / Gül biraz!” Bu naçarlığın bir çok sebebi varsa da, bunlardan biri elbette korunaksız kalmak, mal-can emniyetini yitirmektir: “Benim doğduğum köyleri / Akşamları eşkıyalar basardı. / Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem / Konuş biraz!” (Hikâye şiirinden).

Külebi’nin şiiri Batı karşıtlığı içermekte ise de bu Batı, “Batılılaşma” anlamında ele alınmaz. Amerika şiirinde “Bir çocuk ağlarsa dağ başında / Gözyaşında Amerika akar /…/ Kişi kişiye köle tutulduysa, asıldıysa / Darağaçlarında Amerika var. / Ama biz yine de direneceğiz / Sonuncumuza kadar” diyecektir. Burada direncin neye karşı olduğu çok belli değildir. Şiir 1971 tarihli olduğu için Altıncı Filo Eylemleri ile ilintisi kurulabilir. Bununla beraber Batı, Amerika’dan ibaret değildir. Külebi, şiirinde Doğu savunusu yapmakta ise de bunu aşmayı Ahmet Arif gibi devrimci metoda bağlamamaktadır. Batı’ya itirazı “Kemalist” çerçeveden taşmaz. Düzen, çalışma, üretim arayışını şiirine yedirmiştir. Sınıfsal olmayan bir toplum düşü ile hareket ettiği bu manada korporatif sayılabilecek bir nizam aradığı, sınıf farklılıklarını bu şekilde aşmaya çalıştığı söylenebilecektir. “Yaşam dediğin çaba mıydı, özveri miydi?” (Bir Damla Deniz) mısraında da görüleceği üzere “çatışma” fikrinden uzak bir fedakarlık bilinci taşıdığı düşünülebilir. 

Külebi, Osmanlı sonrası bozulan düzenin yerine gelen nizamın bir düzen olup olmadığını tartışmamıştır. Batılılaşma ile hesaplaştığı söylenemez. Her şeye rağmen “Doğu savunusu” içeren şiirleri, Batı-Doğu çatışması tezine yakın duruşu, üreten/mazlum insanların şiirini yazması önemsenmelidir.

      KÜLEBİ Cahit, Bütün Şiirleri, Adam Yayınları, 1997

Bu haber 1018 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum