Bin Adım Önde Bir Adam: Turan Yazgan - Yazar: İsmet ÇETİN

Bin Adım Önde Bir Adam: Turan Yazgan - Yazar: İsmet ÇETİN
21 Kasım 2020 - 22:09

    Türkçü düşüncenin bir tüzel kişilik çatısı altında toplanması II. Meşrutiyet ile başlar. 25 Kânûn-ı evvel 1908 târihinde kurulan Türk Derneği’nin amaçları nizamnamenin 2. Maddesinde belirtilen; “Cemiyetin maksadı Türk diye anılan bütün kavimlerin mâzi ve âsâr, efâl, avâl ve muhitini öğrenmeğe ve öğretmeğe çalışmak, yani Türklerin âsâr-ı âtikasını, tarihini, lisanlarını, avam ve havas edebiyatını, etnografya ve etnogyasını, ahvâl-i içtimaiye ve medeniyet-i hazıralarını, Türk memleketlerinin eski ve yeni coğrafyasını araştırıp tartışıp ortaya çıkararak, bütün dünyaya yayıp dağıtmak ve dilimizin geniş ve medeniyeti elverişli bir dereceye gelmesine çalışmak ve imlâsını ona göre tetkik etmektir” ifadeleriyle açıklanmış. Bunu devam ettiren Türk Ocaklarının 1912 yılındaki ilk nizamnamesindeki amaçlarından biri; “Cemiyetin maksadı, akvam-ı İslamiyye’nin bir rükn-i mühimi olan Türklerin millî terbiye ve ilmî, içtimâî, iktisadî seviyelerinin terakki ve islâhıyla Türk ırk ve dilinin kemaline çalışmaktır.” ifadesi ile yer alırken, 1927 yılında, Başbakan İsmet İnönü’nün bir nutkunda geçen; “Milliyet fikriyle biz bütün mesaimizi vatan hudutları dahilinde feyyaz bir istikamette teksif imkânı buluyoruz” sözleri, Türkiye’nin fikrî referanslarının siyasî referansla yer değişmesine zemin hazırlar. Türkçü düşünce yavaş yavaş resmî kurumların dışına itilir.         

        Ziya Gökalp, Sadri Maksudî, Ağaoğlu Ahmet Bey, Zeki Velidî Togan, İsmail Gaspıralı, Nihal Adsız gibi fikir adamlarının çevresinde büyüyen Türkçü düşünce, Ziya Gökalp’ın ifadesiyle “Hak yoktur, vazife vardır.” düsturuna sahip olan “ülkücü” eri, Turan Yazgan’ı içine aldı ve onun da şahsında temsil edilmeye başladı.        

        Türkiye’de devletin 1927’de terk ettiği, siyasî ve zaman zaman da hukukî alanda suç sayılan sınır ötesi Türkçülük hareketi, kendine İstanbul’u merkez seçerek 1980 yılında kurulan Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, bu suçlamalara aldırmayarak faaliyetlerine başladı. Bunlar vakfın faaliyetleri olmaktan ziyade Turan Hoca’nın düşüncelerinin uygulama alanı sayılmalıdır. Türkiye’de insanlar cumhurbaşkanı seçmek, hükümet kurmak, ihtilal yapmakla uğraşırken o Türkiye’nin dışına, “Edirne’den Kars’a benim güzel yurdum” yalanını yıkmaya adım atıyordu. Türkiye’nin dört bir yanını saran zihniyet duvarlarını lime lime ediyor, millî ve ilmî mahpus damını yıkıyordu. Türk siyasetinin, Türk kültürünün, Türk dilinin, Türk bilgisinin, Türk irfanının ve nihayet Türk’ün sınır ötesinde dolaşmasını, tanışmasını, buluşmasını sağlıyor, birleşmesine adım atıyordu. Prof. Dr. Ahmet Yörük’ün ifadesiyle; “Türklük ve vatan aşkı ile dolu olan bu eylem adamı fikirlerini faaliyete geçirme aşamasında huzursuz ve tedirgindir. Huzura ancak fikirlerini faaliyete geçirince kavuşacaktır.” Hoca vakfı kurunca biraz huzur bulur. Onlarca yıl bekleyiş sonunda Türkiye siyasetinin zaten önünde olan Turan Yazgan, onlarca adım öne geçer.         

        Türkiye’yi, Türk dünyasını ve dünyayı tanıyan, bu üçünün birbirleriyle ilişkisini kurabilen, analiz eden, sonuca giden bir bilim adamı Turan Hoca… Prof. Dr. Mustafa Erkal’ın ifadesiyle o, “Yalnız eğitim ve öğretimle meşgul olan bir öğretim üyesi değil, müessese kuran ve kurduğu müesseseyi yaşatan, çalışma gücü ve azmini hiç kaybetmediği gibi yanındakileri de araştırma yapmaya teşvik eden kurucu bir insan, samimi ve idealist bir Türk milliyetçiliği, aristokrat bir bilim adamı değil, milletiyle yabancılaşmamış, halka tepeden bakmayan bir aydın”. Bu özellikleri dolayısıyladır ki Yazgan hoca, Türkiye’deki tarım ve toprak reformunun planlayıcıları arasında olmuş, bunu yaparken de adım adım memleketi dolaşmıştır. Hoca’nın, Türkiye’nin sosyal güvenlik, maliye ve siyasî meseleleriyle ilgili çalışmaları, inanç ve maneviyat konularıyla bunların iktisat alanıyla olan ilişkisi hakkında yaptığı çalışmalar; Türk dünyasının geçmişi ve günümüzdeki durumuyla geleceğine ait düşünceleri, bunların sosyokültürel durumları, eğitim problemleri gibi birçok alanda yapılmış çalışması bulunmaktadır. Bu çalışmalar Türk devlet politikalarının, siyasi stratejilerinin önünde olan, emekle yoğrulmuş fikrî ve ilmî ürünlerdir. Hoca’nın içinde yaşadığı toplumun yüzlerce adım önde olmasının işaretidir…         

        Azerbaycan, Tataristan, Kırgızistan, Kazakistan, Çuvaşistan, Bulgaristan, Dağıstan, Özbekistan, Türkmenistan, Makedonya, Kosova, Hakasya ve Moldovya, Başkurdistan, Tuva, Saha, Balkar, Nogay, Teleüt, Şor, Sibir, Kosova, Karaim, Çulım gibi devlet, muhtar cumhuriyet ve topluluklarda bulunan ilköğretim, lise ve üniversite ile lisansüstü eğitim veren okullar, desteklenen bölüm ve kürsüler, kültür merkezleri, yaptırılan yüksek lisans ve doktora eğitimleri, Türkiye ve Türk dünyasının geleceğine yönelik stratejik çalışmalardır. Bütün bunlar ve birkaç cümleye sığdıramadığımız büyük işleriyle Hoca, bin adım önde yürümekte...         

        Turan Hoca Turan yurdunda Sevinç Çokum’un ifadesiyle; “Alper Tungaları, Oğuzları, Manasları hatırlatan yüzleriyle gençleri” buluşturdu, “Ak Sakalları” toplayıp kurultaylarda danışık eyledi, herkesi tanışık kıldı. Tanışık kılmak için cıvıl cıvıl çocukları bir araya getirdi. Kut iyesi Kıdır Ata kut dağıtsın diye nevruzlarda toy eyledi. Dede Korkut küğünden nağmeleriyle Türk ruhunu dinlendirmeye gayret etti. Türkçe öğretip Türk’ü bir dille dillendirmeyi umut etti ve bu dünya bir Turancı Koca gördü. Turan Hoca konup gitti. Dede Korkut dilince;         

        “Ecel aldı yir gizledi

        Fani dünya kime kaldı

        Gelimlü gidimlü dünya

        Son ucı ölümlü dünya’     

        El- âkibet uzun yaşun ucı ölüm, ahırı ayrulık… Ölüm vakdı geldüginde aru imandan ayurmasun, ağ sakallu baban yiri uçmağ olsun, ağ pürçeklü anan yiri behişt olsun, Kâdir seni nâmerde muhtac itmesün, ağ alnunda biş kelime dua kılduk kabul olsun, âmin âmin diyenler didâr görsün, yığışdursun dürişdürsün günahunuzı Muhammed Mustafa’ya bağışlasun Hanum hey!”         

        Tanrı Uçmağına alsın, Hanlar Hanı Han Bayındır’a komşu kılsun!

Türk Yurdu Dergisi - Aralık 2012 - Yıl 101 - Sayı 304


Bu haber 273 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum