Beyaz Saray, Rusya'ya karşı Türk İttifakı'nı destekliyor mu?
Azerbaycan-Türkiye İttifakı, Güney Kafkasya'nın yeni jeopolitik mimarisini yeniden inşa etmeye başlamıştır. Bu bağlamda, son zamanlarda bu bölgede gözlemlenen siyasi ve diplomatik faaliyetler, Güney Kafkasya'nın gelecekteki jeopolitik mimarisinin ana hatlarını giderek daha net bir şekilde ortaya koymaktadır. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Tek millet, iki devlet" ilkesine ilişkin son mesajları ve Azerbaycan'a verdiği açık destek beyanları, Ankara-Bakü hattının yalnızca askeri-politik bir ittifak değil, aynı zamanda bölgenin jeostratejik düzenleyici siyasi iradesinin merkezi haline geldiğini göstermektedir.
Elçin XALIDBEYLİ
Dolayısıyla, "Tek millet, iki devlet" ilkesinin artık bölgesel bir kavram değil, jeopolitik bir sistem olduğu ve Azerbaycan-Türkiye Birliği'nin Güney Kafkasya'nın gelecekteki güvenlik modeli haline geldiği konusunda hiçbir şüphe yoktur... Güney Kafkasya'nın jeopolitik haritasının artık sadece değişmekle kalmayıp, ABD ve Batı'nın aktif desteğiyle Ankara-Bakü ikilisinin jeopolitik çıkarları doğrultusunda yeniden inşa edildiği anlaşılmaktadır...
Üstelik bu süreç, 8 Ağustos'ta Washington'da imzalanan Azerbaycan-ABD-Ermenistan üçlü anlaşması, Bakü-Ankara askeri-siyasi koordinasyonunun derinleşmesi ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesinde yeni bir aşamaya paralel olarak gelişiyor. Güney Kafkasya ise giderek sadece Batı-Rusya rekabetinin değil, aynı zamanda Azerbaycan-Türkiye ikilisinin millileştirilmiş jeostratejik hattının da bir "bölgesel laboratuvarı" haline geliyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 44 günlük savaşın beşinci yıldönümünde verdiği "İstikrar, güvenlik ve kalkınma için Azerbaycan'ın yanındayız" mesajının sadece dostane bir jest olmadığını, aynı zamanda Türkiye'nin Güney Kafkasya'daki jeostratejik hedeflerinin de açık bir ifadesi olduğunu belirtmek gerekir. Türk Birliği'nin bölgesel hedefleri, Şuşa Deklarasyonu ile tanımlanan güvenlik ortaklığından kaynaklanan güç dengesine, Türkiye'nin Güney Kafkasya'daki her türlü jeopolitik süreci koordine etmesine, Ermenistan ile Azerbaycan'ın normalleşmesine ve Zangezur koridoru, Trans-Hazar ve TRIPP gibi yeni jeoekonomik projelerin Ankara'nın bölgedeki istikrarlı varlığıyla uyumlu hale getirilmesine dayanmaktadır. Ve bu model Rusya ile dengeleri ciddi şekilde değiştiriyor; yani Kremlin, Güney Kafkasya'da fiilen "güvenlik sağlayıcısı" statüsünü kaybediyor ve bunun yerine Türk Birliği ön plana çıkıyor.
Mesele şu ki, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın son açıklamasında dile getirdiği "Güney Kafkasya'da barış ve istikrara yönelik tüm çabalarda Azerbaycan ile birlikte çalışıyoruz" ifadesi, Güney Kafkasya'daki mevcut durumu hayal etme imkânı sunuyor. Başka bir deyişle, bu, Bakü'nün Ankara-Erivan müzakerelerinde veto hakkına sahip olduğu ve Türkiye'nin Ermenistan sınırlarını yalnızca Azerbaycan'ın çıkarları doğrultusunda açacağı anlamına geliyor. Güney Kafkasya'daki "istikrar paketi"nin ana mimarının Bakü-Ankara ikilisi olacağı ve bu jeopolitik ittifakın ABD ve Batı tarafından da desteklendiği anlaşılıyor. Türkiye Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirse bile, bunun jeopolitik çerçevesini Azerbaycan-Türkiye jeostratejik hattı belirleyecek.
Ermeni yetkililerin sınırların açılacağına dair "iyimserliği" ve Ankara ile "yapıcı diyalog" söylemleri, Paşinyan hükümetinin bölgedeki değişen dengelerin farkında olduğunu gösteriyor. Rusya, Ermenistan için güvenlik garantörü ve başlıca siyasi ve diplomatik hami rolünü şimdiden kaybediyor. ABD-Türkiye-Azerbaycan hattı, resmi Erivan için artık tamamen yeni jeopolitik mekanizmalar sunuyor. Dolayısıyla Ermenistan, jeopolitik ablukadan çıkmak için temel bir seçim yapmak zorunda kalıyor. İlişkilerin normalleşme süreci artık sadece bir Türkiye-Ermenistan meselesi değil, Azerbaycan-Türkiye jeostratejik mimarisinin ayrılmaz bir parçası olarak görülüyor.
Öte yandan, ABD'nin Güney Kafkasya'daki artan jeostratejik rolü, Azerbaycan-Türkiye İttifakı'nın hem yerel hem de küresel ölçekte önemini artırmaktadır. ABD, bu bölgede Sovyet sonrası güvenlik modelini yeniden tasarlamak istemekte ve Azerbaycan ile Türkiye'yi başlıca bölgesel ortaklar olarak kabul etmektedir. Azerbaycan'ın enerji kaynakları ve Türkiye'den geçecek yeni jeoekonomik rotalar, Batı'nın jeostratejik çıkarlarını tam olarak karşılamaktadır. Ankara-Bakü hattının güçlenmesi, İran'ın Güney Kafkasya politikasındaki manevra alanlarını da daraltmaktadır. Dolayısıyla, ABD için Azerbaycan-Türkiye ikilisi, hem jeopolitik hem de güvenlik açısından bölgede vazgeçilmez bir askeri-politik irade merkezi olarak görülmektedir.
Kremlin'in Güney Kafkasya'daki jeopolitik süreçleri periyodik olarak eleştirmesinin ve bazı durumlarda açıkça ve endişeli bir şekilde şikayet etmesinin, azalan nüfuzunun dolaylı bir itirafı olduğu da belirtilmelidir. Zira Rusya, geleneksel "barışı koruma", "düzenleme" veya "bölgesel güç" bahaneleriyle bu bölgedeki kaybettiği konumunu artık geri kazanabilecek durumda değil. Zira Rusya'nın Güney Kafkasya'daki nüfuz mekanizmalarının ortadan kaldırılmasına paralel olarak, Azerbaycan-Türkiye Birliği, hem jeopolitik, hem siyasi, hem diplomatik hem de altyapısal olarak bölgede bir karar alma merkezi olarak konumunu daha da güçlendiriyor.
Dolayısıyla, "Tek millet, iki devlet" ilkesinin yalnızca bölgesel bir kavram değil, aynı zamanda jeopolitik bir sistem haline geldiğine dair hiçbir şüphe yoktur. Azerbaycan-Türkiye Birliği, Güney Kafkasya'nın gelecekteki güvenlik sisteminin temel dayanağı haline geliyor. Güney Kafkasya'nın jeopolitik haritasının artık sadece değişmekle kalmayıp, aynı zamanda Ankara-Bakü ikilisinin jeopolitik çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırıldığı da anlaşılıyor. Bu da bölgede uzun vadeli istikrar için yeni bir modelin yanı sıra ekonomik kalkınma perspektiflerini de belirliyor.
*Siyaset uzmanı,
"Yeni Musavat" Medya Grubu![]()
Kaynak: https://musavat.com/news/abs-qafqazin-yeniden-dizayn-edilmesinde-israrlidir-ag-ev-rusiyanin-turk-ittifaqi-ile-evezlenmesini-destekleyir_1218238.html









FACEBOOK YORUMLAR