Atsız'ı Anıyoruz-11 Aralık 1975 / Yazan: Alper Göktürk Şafak

Atsız'ı Anıyoruz-11 Aralık 1975 / Yazan: Alper Göktürk Şafak
11 Aralık 2019 - 19:03

Aralık geldiğinde kışın soğuğundan çok kaybettiğimiz büyük mütefekkirlerimiz üşütür bizi. Bunların başında hiç şüphe yok ki Atsız hocamız gelir. Böyle zamanlarda elimizden gelebilecek en iyi ve en olurunda eylem ellerimizi açıp ruhlarına dualar göndermek olacaktır. Bir öğretmeni,düşünürü,dava adamını andığımızdan bunu kitlelere anlatmak durumundayız. Bu amaçla geçen yıl (2010) Yeniçağ Gazetesinde gazeteci Selcan Taşçı'nın sayfasında yer verdiği "Mürekkep Kokusu Hala Ciğerlerimizi Dolduruyor" başlıklı yazımı bu sayfadan yayınlamakta fayda görüyorum. Allah, Atsız Hocamıza rahmet etsin, kabri nur ile dolsun, mekanı cennet olsun.

Büyük Türkçü yazar, düşünür, şair, tarihçi ve elbette öğretmen Hüseyin Nihal Atsız’ın dönemine ve sonrasına vurduğu “Türklük Ruhu” mührünün mürekkebi henüz kurumadı, Türk genci varolduğu sürece de kurumayacak

O’nun dönemine ve sonrasına vurduğu “Türklük Ruhu” mührünün mürekkebi henüz kurumadı. Çocukluğunda ve gençliğinde hatta okuduğu Askeri Tıbbiye’de Türk olduğu ve bununla gurur duyduğu gerekçesiyle defalarca ihtar aldı. “Övünmeyeceksin... İtaat edeceksin” denildi. Daha ilkokula başladığında yazıldığı Fransız okulunu benimseyememişti ki gençliğinde kuklalarını benimsesin... Çok sürmedi Fransız okulun bir yangında kül olması.

Türk fikir tarihi Atsız gibisini ne öncesinde ne de sonrasında yazamamıştır. Gençliğinde her koldan “Türklüğü tenkid” saldırılarına tanık oldu. Öyle zamanlara denk geldi ki, ateistiyle şeriatçısı kol kola Türklüğe hücum ediyordu. Bu saldırıların karşısında uzun süre sarsılmaz bir biçimde duran Atsız’ın kalemini bükemeyenler fiziki saldırılarla bir yıpratma çabasına giriştiler. Bu saldırıların sonucunda bilindiği üzere 1944 davalarında ağır yargılamalara ve tabutluk işkenceleriyle karşı karşıya bırakıldı. Atsız bu ağır baskı altında dahi yazdığı yazılarla dostu düşmanı ilan ediyordu. İnsanların kendi aralarında eleştirmeye korktuğu siyasi iktidarı yazılarıyla hatta 1959 yılında yazdığı “Z Vitamini” kitabıyla yerden yere vuruyordu. Bunların bedeli işsizlik, parasızlık ve hapishane oldu onun için. Bütün bu iftira ve karalamalara yine çelik bileğinde tuttuğu kalemiyle cevap veren Atsız bakın kendisine “kafatasçı” yaftalamasında bulunanlara ne cevap veriyor: “Kafatasçılığın, Türkçülükle uzak yakın hiçbir ilgisi ve ilişiği yoktur. Bir müddetten beri fikir piyasasında kullanılmakta olan kafatasçılık,antropoloji denilen bilim dalının yerli kızıllar tarafından Türkçe’ye çevrilmiş adıdır.”

“Buna göre Türkçülükte Nazizm, diktatörlük ve kafatasçılık aramak bu gerçeklerden haberi olmamanın ve kızıllarla diğer Türklük düşmanları tarafından uydurulan yalanlara inanmanın neticesidir.” Ötüken 104.Sayı, Şubat 1970

***

Atsız’a karşı yapılan saldırılar sadece bununla sınırlı kalmayıp İslam’ın düşmanı ilan ediliyordu. Atsız’ın önceden yazdığı öyle mısraları vardı ki cevap gereksinimi bile duymadı çoğu zaman. Bir de Yavuz Bülent Bakiler’in Orkun dergisinin yazı işleri müdürü olduğunda dini yazıların yayınlanması konusunda ki sorusuna Atsız’ın verdiği cevabı Bakiler hocamızın kaleminden okuyalım:
“Elbette koyacağız!Dinsiz millet olur mu? Yalnız bu konuda dikkat etmemiz gereken çok önemli bir husus var. Orkun mızraklı ilmihal kitabına girecek türden yazılarla çıkmamalı. Namaz nasıl kılınır, oruç nasıl tutulur, abdest nasıl alınır gibi yazılar, Orkun’da yer almamalı. O tür yazıları yayınlayan pek çok dergi var. Biz İslam’ın dinamizmini, ilme, âlime, aileye, düşünceye, vatan sevgisine verdiği önemi anlatan yazılara ağırlık vermeliyiz. İslam’ı güzel, Müslüman Türk’ü örnek göstermeliyiz...”

***

Günümüzde bu tarz saldırıları da Soner Yalçın gibilerinden görebiliyoruz. Siz Kimi Kandırıyorsunuz kitabında başta Nihal Atsız olmak üzere dava arkadaşlarına alaylı bir dille konuşan Yalçın, Türkçüler’in Mehmet Akif’i Türk olarak görmediklerini yazdı. Fakat bu konuda Atsız’ın makalesi sabit olup der ki; “...babası Arnavut olan Mehmet Akif’i Türklük dairesinden çıkarmayı hiçbir Türkçü aklına dahi getiremez” Türklüğü ise; “Türk soyundan gelenlerle Türk soyundan gelenler kadar Türkleşip kendini ona bağlayan ve beyninde yabancı soyların ideallerini barındırmayan fertler topluluğu” olarak açıklar.
Şimdi Soner Yalçın’a sormak gerekir: Asıl siz kimi kandırıyorsunuz!

***

Yoğun mecmua çalışmalarının yanısıra Türk Milliyetçilerinin el kitabı haline gelmiş Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor romanları zaman zaman güncel kitaplar kadar çok satanlar arasında gösteriliyor. Bu romanlarının yanısıra sıradışı romanı Ruh Adam ve tenkidleriyle meşhur Dalkavuklar Gecesi, Z Vitamini romanları dönemin siyasi erklerine soğuk duş etkisi yapacak kadar ses getirmişti. Akademik çalışmaları ve tamamlanmış fakat yayınlanmamış Türk Tarihi adlı bir çalışması bulunuyor.
Atsız ölümü şiirlerinde sık sık işlemiş ve gerçekten yakınlarda hissettiği vakit kalemi eline alıp son kez mısralarına işledi:
Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim:
Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim.

Dünya denen mezellete dalsın her isteyen;
Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim.

Herkes bir özleyişle yaşar...Ben de öylece
Altaylar’ın ve Tanrıdağ’ın çevresindeyim.

Merdanelikle şöyle bakıp ayrılıklara
Son menzilin hüzün dolu kaşanesindeyim.

Artık veda zamanına pek fazla kalmadı;
Yorgun ve kimsesiz ölümün bahçesindeyim...


Atsız işte bu temel fikirler üzerinde ömrü boyunca mücadele edip 11 Aralık 1975 günü çok sevdiği Tanrı Dağları’na kavuşmuştur. 13 Aralıkta O’nu uğurlamak üzere cenaze namazına duran topluluğa sorulan “nasıl bilirdiniz” sorusuna Fethi Gemuhluoğlu “Bu musalla taşı, Atsız kadar gerçek bir er kişiyi az görmüştür, hoca efendi!” diye cevap vermişti. Gerçekten de hayatında hiçbir zaman keskin dönüşleri olmayan Hüseyin Nihal Atsız beğ çileli bir hayatın ardından Türklük varolduğu sürece yaşayacak fikirleriyle yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Yeter ki o derinliği sezebilecek genç dimağlarımız olsun.

***
Bütün bu pervasız saldırılara karşı tavizsiz durabildiği için Atsız’ın kaleminin mürekkep kokusu hala ciğerlerimizi dolduruyor.
Tanrı Atsız’a Yar Olsun.

* Alper Göktürk Şafak - Yeniçağ Gazetesi

Bu haber 504 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum