ANAYURT'TAN ANADOLU'YA BUHARA EMİRLİĞİ TÜRKİSTAN ve ENVER PAŞA

Doç. Dr. Yunus Emre TANSÜ Yazdı: "ANAYURT’TAN ANADOLU’YA BUHARA EMİRLİĞİ TÜRKİSTAN ve ENVER PAŞA" KİTABI ÜZERİNE

ANAYURT'TAN ANADOLU'YA BUHARA EMİRLİĞİ TÜRKİSTAN ve ENVER PAŞA
04 Ağustos 2020 - 08:50 - Güncelleme: 04 Ağustos 2020 - 10:45

ANAYURT’TAN ANADOLU’YA BUHARA EMİRLİĞİ TÜRKİSTAN ve ENVER PAŞA
 
[*]YUNUS EMRE TANSÜ
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, yazı
 
        Naci Yengin ile ilk defa Gaziantep Maarif’te bulunan Yaşar Cevizli mağazasının kitap bölümünde Erol Yaprak vasıtası ile tanışmıştım. O zamanlar Ege Üniversitesinden Gaziantep Üniversitesine yeni geçiş yapmış olmam dolayısıyla Gaziantep’i yeni yeni tanıyordum. Naci Yengin kitap konusunda derin bilgisi ile beni etkilemişti. Bir dershanede öğretmenlik yapıyordu ve yüksek lisans tezi hazırlıyordu. Tezinin konusu Buhara Emirliği ve Enver Paşa ile ilgiliydi. Naci Yengin, o gün ve daha sonra yaptığımız sohbetlerde son Buhara Emirinin çocuklarının bazılarının Gaziantep’te yaşadığını ve onlarla babaları ve Basmacı Harekâtı üzerine mülakatlar yaptığını anlatıyordu. Daha sonra bu başarılı arkadaşımız tezini bitirdi ve Manisa’da bir dershaneye çalışmak üzere gitti. Kısa bir süre önce tezinden de yararlanarak hazırladığı “Anayurt’tan Anadolu’ya Buhara Emirliği Türkistan ve Enver Paşa” isimli eserinin yayınlandığını öğrendim. İlgiyle okuduğum bu eserle ilgili bir yazı kaleme almanın Sovyet zulmü altında şehit olan binlerce Türkistanlıya karşı bir gönül borcu olduğunu düşündüm.
         Bu eser özellikle başlangıçta yer alan Naci Yengin’in, Buhara Emiri Alim Hanın Gaziantep’te yaşayan oğlu ile teşrik-i mesaisini anlatan bölümü ile beni çok etkilemiştir.  Bunlar sürgündeki hanedanın Afganistan ve Türkiye’deki yaşadıkları gurbet hayatı, ticari ve bedeni işlerde çalışarak hayatlarını devam ettirme çabaları, yeşil kartla sağlık hizmetinden istifade ederek ve cenazelerini aralarında para toplayarak hastanelerden rehin kalmaktan kurtarmalarıdır. Buna rağmen Buhara Hanedanının her bir prens ve prensesinin Gaziantep’te ne iş yaparlarsa yapsınlar asalet ve vakarlarını korumaları, üzerimde derin bir etki yarattı.
          Osmanlı hanedanına yıllarca süren ilgisizliğimiz ve umursamazlığımız yüzünden şehzadelerin ve prenseslerin çok kötü şartlarda yaşamalarına göz yumduğumuz gibi, Türkiye’ye sığınan ve bir kısmı da İstanbul ve Gaziantep’te yaşayan Buhara hükümdarlık ailesi mensuplarına da aynı ilgisizlik ve umursamazlığı göstermeye devam ediyoruz. Batı ülkelerinde sadece turizmden getirdikleri milyonlarca dolar gelir için adeta müzelerde sergilenen ve milli bir servet gözüyle bakılan hanedanlara karşı Türkiye’deki pek çok Osmanlı ve Mangıt hanedan mensubunun varlığından bile haberdar değiliz.
         Aslında Naci Yengin’in kaleme aldığı bu kitap Türk Dünyasının iki ucundaki yüzyıllar boyunca Osmanlı ve Buhara Mangıt Devletini yöneten hanedanların ve bu hanedanların temsilcileri Osmanlı Padişahının damadı Enver Paşa ile Sovyet işgali sonucunda tahtını kaybedip Afganistan’a sığınan Mangıt Emiri Alim Han’ın yollarının kesişmesini anlatan acı bir hikayedir.
         Sovyet İhtilali ile Türkiye ve Rusya’da eğitim gören ceditçileri kullanan Sovyet Kızıl Ordusu Buhara’yı işgal için kuşattığında şehir şehir, köy köy ve sonunda Buhara’da sokak sokak direnerek şehit olan Buharalıların kanları üzerine kurulan Buhara Cumhuriyeti de kısa bir süre sonra Sovyetler tarafından yok edilmiştir. Ceditçiler de ya imha edilmiş ya da kaçmak zorunda kalmışlardır. Buhara’yı yitirdikten sonra uzun bir süre Kızıl Ordu’ya direnen Emir Alim Han, silah ve cephane yetersizliği sebebiyle yardım vaadinde bulunan Amamullah’ın daveti ile Afganistan’a geçmiş, ancak İngilizlere karşı Sovyetlerle anlaşan ve Sovyetlerin yardımının devamını sağlayan siyasal bir rehine haline gelmiştir. Amanullah, Alim Hanın bir daha Buhara’ya dönmesine izin vermemiş ancak denge siyaseti adına Alim Hanın Buhara’ya silah ve cephane göndermesine ve Basmacı Harekâtına destek vermesine imkân sağlamıştır.
       Diğer yandan Osmanlı hanedanına damat olarak dâhil olan ve İttihat ve Terakki Fırkasının önde gelen yöneticilerden ve 1913-1918 yılları arasında Osmanlı Devleti’ni yöneten kadronun üç liderinden biri olan Enver Paşa Türkiye’yi terk etmek zorunda kalınca Almanya üzerinden Moskova’ya gitmiştir. Orada Lenin’in desteğiyle “Büyük Türkistan” (Osmanlı İmparatorluğu ve İran’ı içine alan) kurma hayallerini gerçekleştirmeye çalışmış, bir dizi hayal kırıklığından sonra Türkistan’a gelip Ruslara karşı Basmacı harekâtının başına geçmiş ve bu süreçte Enver Paşa ile Emir Alim Hanın yolları Türkistan’ı kurtarma mücadelesinde kesişmiştir. Aslında her ikisi birbirine taban tabana zıt ortamlarda yetişmiştir. Emir Alim yüzlerce yıllık bir hanedan olan Mangıtlar’ın eğitimli, entelektüel, geleneksel değerlere bağlı ancak Rus ve Sovyet tehdidinin de farkında olan bir hükümdardır. Ancak Enver küçük bir rütbeli subay iken Türkçü Turancı ve Osmanlıcı düşüncelerle bezenmiş, büyük devletlerin elinde yok olma sürecine giren devletini kurtarmak için bir meşruti birde askeri darbe ile yönetimi zorla ele geçirmiş ancak amacına ulaşamamıştır. Bu hüsranla kurtaramadığı Osmanlı Devleti yerine Türkistan’ı kurtarmaya giden Enver Paşa bu sefer sadece makamını değil hayatını da yitirmiştir.
        Alim Han Türkistan’a gelen Enver Paşanın başlangıçta samimiyetinden şüphe edip onu Sovyet ajanı zannetse de sonradan itimada hasıl olup Enver Paşayı Türkistan Ordusu Başkumandanı olarak Basmacı harekâtının başına geçirmiştir. Osmanlı hanedanına mensup olması Buhara Emiri’nin başkumandanı olması başlangıçta Sovyetlere karşı mücadelede bir ivme kazandırsa da zamanla Sovyetlerin bölgeye daha fazla asker ve cephane yığması direnişi zayıflatırken Sovyetlere de güç kazandırmıştır. Enver Paşa Sovyetlerin hazırladığı bir pusuya düşerek şehadetinden sonra Abide-i Hürriyet meydanındaki ebedi istirahatgahına nakledilinceye kadar Türkistan’daki türbesi bütün Türkistanlıların Türklük şuurunun ve İslami inançlarının yaşamasını ve sürdürülmesini sağlayan kutsal bir mekân olarak varlığını sürdürmüştür. Bu kutsiyet Enver Paşanın nakli ile bir anda ortadan kalkmıştır.
        Bu eser Buhara’yı yüzyıllarca yöneten Mangıt Hanedanının geçmişteki ve günümüzdeki durumunu, Enver paşayla Emir Alim Han ilişkisi ile ilgili birçok bilinmeyen yönü ortaya koyması açısından önemli bir eserdir.
        Bu eser vesilesi ile Türkistan milli mücadelesi olan Basmacı Harekâtı esnasında şehit düşen başta Enver Paşa olmak üzere, tüm Buhara ve Türkistan şehitlerine Allah’tan rahmet diliyoruz. Aynı kaderi paylaşan Osmanlı ve Mangıt hanedanları yıllarca sürgünde yaşamışlar benzer meş’un kaderi paylaşmışlar ve zor şartlar altında çoğu zaman bendi işlerde çalışarak hayatlarını idame etmişlerdir. Emir Alim Hanın Afganistan’ a Mangıt hanedanının bir kısmı Ruslar tarafından şehit edilmiş, Emirin esir edilen öz oğulları Sovyetleştirme politikası ile Ruslaştırılmış ve 420 yıllık tarihi bir geçmişi olan Mangıt hanedanından geldikleri unutturulmuştur. Kaçan hanedan mensuplarından bazıları başta da Emir Alim Han olmak üzere Afganistan’da vefat etmiş bir kısmı da Afganistan’dan Türkiye’ye göçmen olarak gelip Gaziantep’e yerleşmiştir. Gaziantep’e hanedan mensuplarıyla birlikte gelen Türkistanlılar Gazikent Mahallesinde Buhara Sokağında devletin düşük faizle kredi ile kendilerine yaptırdığı küçük apartman dairelerinde iskân olmuşlardır.
       Son zamanlarda sürgün edilen Osmanlı hanedanına iade-i itibar çalışmalarının yoğunlaştığı göz önüne alındığında benzer bir teşebbüsün Türkiye ve Özbekistan’da Mangıt hanedanı için de yapılmasında çok ciddi zaruret olduğu görülmektedir. Maalesef Mangıt hanedanına da Özbekistan’da da Türkiye’de de iade-i itibar edilmemiştir. Mangıt hanedanı mensuplarına vatandaşlık durumlarına göre Türkiye veya Özbekistan tarafından diplomatik pasaport verilmesi, maaş bağlanması ve her iki ülkede de devlete ait misafirhanelerde yaşamalarının sağlanması bir nebze de olsa yapılan haksızlık ve zulümlerin unutulmasını sağlayacaktır. Bu arada Türkiye’nin önde gelen sanayi ve ticaret merkezlerinden olan Gaziantep’in resmi yönetici ve eşrafına da şehirde yaşayan Mangıt hanedanına mensup prens ve prenseslere, Gaziantep’in bir kültür ve turizm hazinesi olarak sahip çıkmaları gerekmektedir. Bu şekilde Gaziantep’te bulunan Mangıt hanedanından yararlanarak bir Gaziantep Buhara Mangıt Emirliği Kültür Müzesi kurmak suretiyle “Türkiye-Türk Dünyası, Gaziantep-Özbekistan” arasında bir kültür köprüsü teşekkülünü vakit geçirilmeden hayata geçirilmesinde büyük zaruret vardır.
Kitabın künyesi: Naci Yengin, Anayurt’tan Anadolu’ya Buhara Emirliği Türkistan ve Enver Paşa, Bilge Oğuz Yay. İstanbul 2010
[*] Doç. Dr. Gaziantep Üniversitesi Fen Edebiyat fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi [email protected]
Kaynak: Kubbealtı Akademik Mecmuası, Nisan 2012
 

Bu haber 1496 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum