Adsız Sansız Bir Jude Romanındaki Tavşan - Yazan: Rıdvan Demir

Adsız Sansız Bir Jude Romanındaki Tavşan - Yazan: Rıdvan Demir
11 Ağustos 2020 - 20:52

Adsız Sansız Bir Jude Romanındaki Tavşan
 
            1896 yılında yayımlanan ve bu romanından sonra bir daha roman yazmama kararı alan Thomas Hardy, Adsız Sansız Bir Jude romanıyla dönemine de bir tepki ortaya koymaktadır. Romanı kısaca özetlemek gerekirse; Jude Fawley ve Susanna Bridehead isimli karakterlerin başından geçen kötü olayları işlemektedir.
            Jude ve Susanna esasen kardeş çocuklarıdır. Anne ve babaları evliliklerinden mutlu olamamış bu nedenle de hayatları huzursuzluk içerisinde geçmiştir. Bu mutsuzluk çocuklarının hayatlarına da yansır. Jude, öksüz ve yetim çocuktur. Yoksulluk içerisinde el emeği ile çalışıp kazandığı parayı da kitaplara harcar. Yunanca ve Latince öğrenir, kadim kitapları okur ki gayesi bir gün üniversiteye girebilmektir. Bu hayali ne yazık ki yapmış olduğu evlilikle ilk darbeyi alır. Yoksulluk adeta bir bataklık gibi Jude’u içine çeker. İlk karısı onu terk edip gittikten sonra tekrar üniversite okumak ister fakat bu arzusu hiçbir şekilde başarı ile sonuçlanmaz. Akademi soyluların ve varsıl kimselerin girebildiği aristokrat bir çevredir. Jude’un yapı ustası olarak üniversiteye giremeyeceği ona bir mektupla bildirilir. Kuzeni Susanna (Sue) ile gençlik döneminde tanışır ve ona âşık olur. Yaşadığı aşk ona mutluluk getirmez. Sue da tıpkı Jude gibi hayatını parçalanmış bir ailede geçirmiştir. Çocukluğunu ailesi tarafından ihmal edilerek geçiren Sue, toplumsal cinsiyetin dayattığı kız çocuklarının yapması beklenen şeylerden uzak, erkek çocuklarla oyunlar oynayarak büyümüştür. Anne ve ya babasının olmaması, onun kendi kendini eğitmesi, toplumun onun üzerinde kuracağı cinsiyetten de uzak kalmasını sağlamıştır. Sue, roman boyunca erkekler ile yaşadığı ilişkilerde sorunları olan biri gibi görünür. Onun durumu kimi eleştirmenlerce frijit olduğu yönünde; bazı yorumlara göreyse bir erkeğin resmî nikâhında olmak istememesidir. Bir kadının resmî/dinî nikâh ile evlilik yapması kadının kocasına karşı cinsel anlamda vazifeleri kabul ediyorum demesidir. Sue, gençliğinde okumuş olduğu kitaplardan etkilenen, okuduğu kitaplar hakkında düşünceler üretebilen bir kadındır. Sue’nun bilinmeyen ilk sevgilisinin Sue’ya olan aşkından delirdiği okuyucuya aktarılır. Ardından Sue, Richard ile evlenir ve bu evliliklerinde de sorun olur. Sue, kocası ile cinsel ilişkiye girmek istemez, hatta bu nedenle intihar eder. Aralarında hiçbir şiddet belirtisi yoktur. Zira Richard, Sue’ya iyi davranır. Richard, Sue’yu boşamayı kabul ettiğin de işinden kovulur. Çünkü o dönemde kocanın karısını boşaması hoş karşılanmaz. Viktorya Dönemi kadının üzerinde öyle bir baskı kurar ki kadınlar doğum esnasında ağrı kesici bile kullanamazlar. Cinselliğe karşı sapkınca bir baskı vardır. Masanın ayaklarının bile erotik bulunup örtülmesi gerektiği düşünülen bir dönemdir. Sue, Richard ile ayrıldıktan sonra Jude ile gayrıresmî bir evlilik hayatı yaşamaya başlar.

            Sue ile Jude evlenirler fakat Sue’nun kocasından beklediği sadece iyi bir dost olmasıdır. O bedeninin başka biri tarafından kontrol edilmesini kabullenemez ve zaman içerisinde Jude ile Sue arasında soğukluk olur. Jude, Sue’ya karşı kırıcı olmaya başlar ve Sue, Jude ile cinsel ilişki yaşamaya mecbur kalır. Ve ardından iki çocukları olur. Romanın tüm karamsarlığı ve kötülüğü hayvanların üzerinden dahi anlatılır. İnsanların hayvanlara uyguladığı şiddet önemlidir. Tavşanın kapana yakalanmasını şu sekil de anlatılır;

            “Saat iki sularında, tam uykuya dalmak üzereyken, eskiden Marygreen’de otururken ona hiç de yabancı olmayan tiz bir çığlıkla yerinden fırladı. Kapana kıstırılmış bir tavşanın sesiydi bu. Ufacık yaratığın bir huyu vardı: Bu sesi bir iki kere ancak tekrarladı, ertesi gün avcı gelip başına bir şeyle vurana kadar işkence çekmeye devam ederdi.

            Jude çocukluğunda yer solucanlarının hayatlarını kurtarırdı; şimdi de tavşanın yaralı bacağının verdiği acıyı düşündü. Arka bacağın kapana kısıldığı bir “kötü vurgun” ise, hayvancağız daha altı saat kapanın dişleri kemiklerine dayanıp bacağını paramparça edene kadar ayağını çekiştirip durdu; ön bacağını kıstırdığı bir “iyi vurgun” ise, kemik kırılır, imkânsız olan bir kaçış için yapılan denemeler bacağını koparmaya yeterdi; kaçsa bile bacağının acısından, kan kaybından tarlada ölürdü.

            Aradan yarım saat kadar geçti, tavşan bir daha haykırdı. Jude hayvanı çektiği acıdan kurtarmadan rahat edemeyeceğini anlamıştı; çarçabuk giyindi, ay ışığında sesin geldiği yere yöneldi. Dul kadın bahçesinin bittiği yerdeki çalılıklara gelince durdu. Can çekişen hayvanın peşinde sürüklediği kapanın tıkırtıları şimdi ona yol gösteriyordu. Az sonra tavşanı bulmuştu. Avcunun kenarıyla hayvanın boynuna vurarak onu yere ölü serdi.” (Hardy, 1896/2019: 256)

            Thomas Hardy, romanına bu küçük sahneyi koyarken aslında anlatmak istediği nedir?

            Burada tavşan hiç kuşkusuz Sue ya da Jude’dur. Avcı ise hayatın kendisi ya da toplum, yasalar, dönem... Tavşanın ölmesi de tüm acılardan kurtuluştur. Tıpkı Jude’nun “Fazla geldiğimiz için yaptım (386).” Notunu bırakıp iki kardeşini öldürerek intihar eden oğlu gibi. İnsanlar içine doğdukları dünyada kendilerine bir gelecek kurmaya çalışırlar. Hayatın en zor yanı da biz insanları diğer canlılardan ayıran şey insanın akla sahip olmasıdır. Bildiğimiz kadarıyla şu an dünyada sadece insanlar akıllarını kullanarak kendi özlerini oluşturma mücadelesi içerisindedir. Kimi insanlar sarayda dünyaya gelirken kimileri de yoksulluk içerisinde yaşama tutunurlar. Bu yaşama tutunuş insanın her evresinde farklılıklar gösterir. Bazı insanlar hayata azim ile tutunur ve tıpkı tavşan gibi yakalandığı kapandan kurtulmak adına bazı parçalarını dahi feda edebilir. Sue’nun kocasının yatak odasına girdiğini görünce pencereden atlaması gibi ya da Jude’un hiçbir şekilde üniversiteye girememesi ve Sue’ya olan aşkı gibi. Bazen ne kadar denenirse denensin, ne kadar acı çekilirse çekilsin sonuç her zaman kötü olabilir. İşte Sue’da bir noktadan sonra pes eder.

            Jude ile cinsel ilişkiye girmeyi kabul ettiğinde şöyle söyler:

            “Ya da sen benim olsaydın.”

            “Peki öyleyse… senin olmam gerekiyorsa olurum. Sen böyle istediğine göre ben de kabul ediyorum! Senin olacağım. Ama şunu bil ki bunu istemiyordum! Bir daha evlenmek de istemiyordum!.. Ama peki… kabul ediyorum, kabul ediyorum! Gerçekten de seviyorum seni. Böyle bir arada yaşaya yaşaya er geç senin kazanacağını bilmeliydim!” “Seni kendimden bu kadar uzak tuttuğum için soğuk, duygusuz bir yaratık değilmişim, değil mi? Öyle bir şey geçirmiyorsundur aklından! Bak, göreceksin! Gerçekten seninim, değil mi? Artık teslim oluyorum!” (Hardy, 1896/2019: 312)

            Her şeyden öte bu kurmacanın yaratıcısı Thomas Hardy, babası tarafından çocukluğunda mimar çırağı yapılmıştır. Edebiyata ilgisi olduğu halde edebiyat eğitimi almak yerine Mimar olmuştur. Fakat edebiyata olan ilgisinden asla vazgeçmemiştir. Sayısızca şiir, roman, deneme yazmıştır. Edebiyata olan bağlılığı hep devam etmiştir lakin edebiyat eğitimi almadığı için akademi tarafından çokça eleştirilmiş. Düşünce yazıları değil, köylülerin hayatını anlatan hikâyeler yazması tavsiye edilmiştir. İstediği saygıyı göremediği için de son romanı Adsız Sansız Bir Jude’u yazmış ve söylemek istediği her şeyi söylemiştir. Bir tavşan gibi o da kapana yakalanmış ve acı çekmiştir.
Rıdvan Demir
 
Kaynak: Hardy, T. (2019). Adsız Sansız Bir Jude. (Çev. Belge T. U.). İstanbul: İletişim Yayınları (Eserin orijinali 1896 yılında yayımlandı).
 

Bu haber 598 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum