Bugun...
reklam
reklam
Thumb yok
Feminist Edebiyat Eleştirisi ve Yöntemi
Tarih: 26-01-2013 20:50:00 Güncelleme: 26-01-2013 20:50:00


Feminist Edebiyat Eleştirisi ve Yöntemi

 

Edebiyatın toplumlardaki gelişme ve değişmelerin aynası, ideolojilerin ve kitlesel hareketlerin sözcüsü olması, onu, sadece bir sanat dalı ve estetik hazzın yansıtıldığı bir alan olmanın ötesine taşır. Bu pencereden bakıldığında “edebiyat, bütün diğer düşünce akımları ve modaları gibi feminizm tarafından da hedefe ulaşmada bir vasıta görülmüştür” (Argunşah, 1999: 36). Feminist ideoloji ile yoğrulan edebi metinlerin doğuşu edebiyat bilimi açısından bu metinleri eleştirme ve değerlendirme sırasında bilimsel bir sorun yaratmış, bu metinleri incelemek üzere feminist edebiyat eleştirisi yeni bir alan olarak gündeme gelmiştir. “Genel olarak feminist eleştiri toplumsal ideolojilere ve uygulamalara yönelirken feminist edebiyat eleştirisi dikkatini bu ideolojilerin ve uygulamaların edebi metinleri nasıl şekillendirdiklerine yöneltir” (Humm, 2002: 11). Amacı kadınların yazdıklarının biçimsel ve anlamsal özelliklerini irdelemek, edebiyat tarihinde kaybolmuş kadın yazarların peşine düşmek ve eserlerde kadın tipleri ile özelliklerini aramak olan bu edebiyat eleştirisi hem feminist ideolojinin hem edebiyat biliminin alanı olarak her iki alanın da metodundan faydalanmaya çalışır.

Feminizm toplumda kadının statüsünü yükseltmeyi ve kadına karşı cinsi teşkil eden erkeklerle eşit hatta zaman zaman da üstün haklar elde etmeyi, elde ettiği haklarını da kullanma bilinci oluşturmayı amaçlar. Edebiyat ise bu oluşum esnasında kadının yanında mücadeleye katılır. Ya da bizzat akımın öncüleri tarafından öğretilerini aktarabilecekleri en kolay zemin olabilme özelliklerinden dolayı kullanılır (Argunşah, 1999: 35).

Bir edebiyat eleştirisi olarak feminist eleştiri, edebi eserlerde kadın duyarlılığının ilerlemesini takip ederken sosyal yaşantının izlerinin en çok yansıtıldığı edebi tür olan romanlardan büyük ölçüde yararlanır. Feminist edebiyat eleştirisi, tarihi dönemlerden bu yana kadının edebiyat sahnesindeki konumunu (yazar, okuyucu, tip, işlev vb.) incelerken romanı, sosyal yaşantının bir laboratuarı olarak kullanmıştır. Bu anlayışla yapılan eleştirmeler feminist teorinin alanına veriler sunmakla beraber edebiyat bilimine de farklı bakış açıları ve bilgi birikimi kazandırmaktadır.

Feminist eleştirinin ilk ve en önemli kazanımı, cinsiyet kalıplarına edebi biçimin önemli bir özelliği olarak dikkat çekmesidir. Feminist eleştirinin ikinci ve eşdeğerdeki önemli kazanımı ise bu türden kalıpların ısrarla yeniden üretilmelerinin nedenlerinin verilmesidir. Bir üçüncü ve utkulu başarı da kadınlara ait edebiyatın kaybolmuş ya da göz ardı edilmiş örneklerinin ve kadınların bugüne kadarki sayısız metinlerinin keşfedilmesidir (Humm, 2002: 27).

Feminist eleştirinin kadın odaklı çalışmalarında karşılaştığı en önemli kurum gelenektir. Geleneğin çoğu kültürde kadına tanımlamış olduğu konum bu eleştirinin en çok ilgilendiği problemlerden biri olmuştur. Geleneğin kadın için öngördüğü erkek ile aynı çizgide olmayan bu konum edebiyat sahası için de geçerli olmuştur. “Kadın”ın edebiyat sahnesine geç çıkışı ve bundan dolayı edebi metinlerde erkeklerin bakış açısına hapsedilmiş olması feminist edebiyat eleştirisinin asıl sorunu olmuştur. Edebiyat içerisinde kadınlar için “normal” olarak kabul edilen birçok durumu sorgulayan bu eleştirinin karşısında durduğu ilk sistem patriarkal sistemdir. Bu sistemin roman dünyasında yarattığı kadınları incelemek ve dönüştürmek çabasıyla birlikte “feminist edebiyat eleştirisi, kadınların ataerkil eserleri ve kavramsal çerçevelerini nasıl sökebildikleri ya da parçalara ayırabildiklerini göstererek feminist politika gibi, analitik strateji ve prensiplerin politik etkilerini kavrar” (Humm, 2002: 12). Bu sebeple bu yönde bir edebiyat eleştirisinin odak noktası “kadın” ve “erkek”lerin oluşturduğu metinler üzerindeki “cinsiyet” faktörünü irdelemek olmaktadır.

Edebiyat eleştirisinin genel kavram ve kuralları, üzerinde çalışılan metinlerinin dönem edebiyatı ile ilişkileri, incelenen dönemin sosyal, ekonomik ve siyasal koşulları göz ardı edilmeden, ama aynı zamanda belli bir disiplin içinde sıkışıp kalmadan, feminist edebiyat eleştirisinin bakışı ve tekniği kullanılarak gerçekleştirilecek böyle bir çalışmanın temel paradigması cinsiyet kategorisidir (Kırtıl, 2002: 2).

Hem biyolojik hem de sosyolojik olarak kadın ve erkeğin birbirinden ayrı oluşları onların edebi eser yaratıcılığında da farklı bakış açılarına sahip olmalarını getirmektedir. “Feminist araştırmacılar, güvenilir bilgi açısından kadın ve erkeklerin özgün sosyal deneyimlerinin birbirinden farklı olduklarını ve eşit zeminlerde bulunmadıklarını düşünürler” (Harding, 2000: 43). Bu farklı bakış açılarının edebi metinlerdeki yansımasına odaklanan “feminist edebiyat eleştirisi, bir metinde içerik, biçim ve dilsel yapıyı çözümlerken bir yandan metinlere yansıyan erkek egemen kültürü açığa çıkarmaya çalışır, diğer yandan kadınların duygu ve deneyimlerinin, kendilerine özgü sanatsal yaratıcılıklarının metinlere nasıl yansıdığını araştırır” (Kırtıl, 2002: 4). Cinsiyet ile edebi biçim arasındaki etkileşimin araştırılmasından edinilen tespitler kadın merkezli bakış açısına sahip feminist edebiyat eleştirisi içerisinde “Kadın, bir sanatçı olarak nasıl ve ne şekilde yazmaktadır?” , “Ayrı bir kadın edebiyatının varlığından bahsedilebilir mi?”, “Varsa böyle bir edebiyatın özellikleri nelerdir?” gibi soruları zihinlere getirmektedir. Bugün hala bu sorulara cevap verme denemeleri sürerken “kadın ve edebiyat/ı” başlığıyla yeni bir inceleme sahasının doğmuş olduğu kabul edilen bir gerçektir. Bu inceleme sahasının kullanabileceği verileri ve yöntemleri içeren feminist edebiyat eleştirisi, edebiyat içerisinde kadını her açıdan değerlendirmek adına şu noktalara odaklanır:

·           Ataerkil anlayışla verilen metinlere kadın bakış açısıyla yaklaşarak bu metinlerde ataerkil kültüre ait saptamalarda bulunmak ve kadınların bu metinlerde hangi konumlarda yer aldığını tespit etmek.

·           Edebiyat tarihi içerisinde görünmeyen kadınların ve onların edebi eserlerini ortaya çıkarmak ve bu araştırmalar sonucunda bir kadın edebiyatı varlığından bahsedebilmek.

·           Bir feminist yazar-okur bütünlüğü ve anlayışı kurmaya çalışarak kadını edebiyatın her pozisyonunda aktif hale getirilmek.

·           Kadın olarak yazma bilincini ve bunun sonuçlarını tespit etmek.

·           Kadınların yazdığı edebi eserlerin metinsel özelliklerini dil ve edebiyat yönünden incelemek. Bu metinlerde tekrarlanan özelliklerin nedenlerini araştırmak.

·           Kadınların yazdığı edebi eserlerde kadınların hangi “tip ve karakter”lerle sunulduğunu incelenmek ve bu bilgiden yola çıkarak devrin kadınları hakkında bilgi sunmak.

·           Henüz beklentileri tam karşılayamamış bir eleştiri türü olarak yöntem sorununa çözüm aramak. Hem ideolojinin beklentilerini karşılayan hem de edebi eserin estetik yönünü göz ardı etmeyen bir yöntem kurmaya çalışmak.

“İdeoloji” ile “edebiyat” sanatını bilimsellik noktasında buluşturmayı amaçlayan feminist eleştiri bu aşamada bir dizi sorun ile karşılaşmaktadır. Edebiyatın sanat boyutunu göz ardı etmeden ideolojinin doğrultusunda eleştiri yapmak, bu eleştiri türünü yöntem açısından hala güvenilir olmaktan uzak tutmaktadır.

Feminist araştırmaların yalnızca kadın ve erkek arasındaki güç ilişkisine odaklanması bilimsel açıdan bir eksiklik olarak görülmektedir. Feministlerin tüm araştırmalarda “kadın odaklı” çalışma anlayışı bilim içinde bir “yanlı olma” sorununu doğurmuştur. “Feminist bir bakışın ‘kadın deneyimleri’ ile ilgilenmesi, bireyi sadece öznel bir deneyimler kümesini, insan ruhunun bir tür fenomenolojik versiyonunun açımladığı gerekçesiyle eleştirilmiştir” (Stanley ve Sue, 2000: 86). Bu eleştiri karşısında feministler tarafından “araştırma nesnelerine karşı tarafsızlık ve kayıtsızlık yerine, kısmî özdeşleşme ile gerçekleşen “bilinçli taraflılık” önerilmektedir” (Kökalan, 2002: 44). Çünkü feministlere göre “Erkek egemenler tarafından erkek merkezci ve onların bakış açıları ile oluşturulmuş olan yöntem anlayışı ile kadın tarihini anlamak mümkün değildir” (Kökalan, 2002: 43).

Feminist ideololojinin dönemlerin diğer ideolojileriyle (marksizm, liberalizm, sosyalizm, kemalizm vb.) yakınlaşması ve edebi araştırmalar sırasında bu ideolojilerle sarsılması, bu yöntemin bilimsellik karşısında “objektiflik” olgusu ve edebiyatın “estetik haz” ilkesi açısından sorgulanmasına sebep olmuştur.

Edebiyat incelemeleri sırasında feminist eleştiri yöntemi kullanan bir kadın araştırmacının araştırma sırasında kendi deneyimlerinden ve duygularından yararlanıp yararlanamayacağı da yine bilim içerisinde sorun teşkil etmiştir. Bu yararlanmanın bir kadın olarak araştırma sürecine katkısı olacağı gerçeğinin yanında bilimsellik -deneysellik ve gözlemcilik- ilkesine ters düşecek olması, yine bu durumun tartışılır olmasına sebep olmuştur. Bu açıyla bakıldığında karşılaşılan bir diğer sorun ise erkek araştırıcının kadın bakış açısına sahip olup olamayacağıdır. Feminist araştırmacılar,  kadın deneyimleri hakkında gerçekçi bilgi ve deneyime sahip olmayan erkek araştırmacıların meseleye bir kadın araştırmacı kadar derinlemesine yaklaşamayacağını savunmaktadırlar.

Feminist edebiyat eleştirisinin feminist teoriden kaynaklanan bir sorunu da “disiplinlerarası” oluşudur. “Yaşamla edebiyat arasındaki bağı inceleyen feminist eleştiri, feminist teorinin diğer disiplinlerle, özellikle tarih, psikoloji, antropolojiyle etkileşimi içinde gelişti, edebiyat teorisinin yeniden oluşumu ve yenileştirilmesinde rol oynadı. Dilbilim, psikanaliz, disiplinler arası ilişkide eklektisizm feminist eleştirinin kaçınması gereken tehlikelerden birisini oluşturuyordu” (Taylı Taş, 1996: 7). Bu tehlikenin endişesiyle bir edebi eseri feminist bakış açısıyla incelerken bu disiplinlerin hangilerinden (sosyoloji, tarih, psikoloji, ekonomi, hukuk, vb.) ne ölçüde yararlanılacağı, bu yararlanmaların edebi eserin sanatsal niteliğini geri plana atıp atmayacağı gibi sorular gündeme gelmiştir.

Feminist edebiyat eleştirisinin dört ana bakış açısı vardır: Biyolojik, kültürel, dilbilimsel ve psikanalitik. Bunların her biri birbirinden ayrılmakla birlikte bir feminist eleştiri çalışma sırasında birlikte kullanılmaları araştırmanın sağlıklı yürümesi için önemlidir.

Showalter, kadın edebiyatının farklılığını açıklamaya çalışan dört feminist eleştiri kuramına değinir,  […] Biyolojik eleştiri: bu eleştiri kuramına göre, bir metin silinmesi mümkün olmayan bir biçimde beden tarafından belirlenmiştir ve imgelem gücünün kaynağı bedendir, bu nedenle kadın ve erkek yazını farklıdır. […] Dilbilimsel ve metinsel kuram: […] temel sorun kadına uygun bir dil bulabilmektir çünkü kendini yazarak ve konuşarak ifade etmeye çalışan kadınlar yabancı bir dili kullanıyormuşçasına zorlanmaktadır. Bu nedenle, kendini patriarkal dilin diktatörlüğünden tamamen sıyırmış yeni bir dil gereklidir. […] Psikanaliz merkezli feminist görüş: kadın yazınındaki farklılığı, yazarın psikolojisinde ve toplumsal cinsiyet ile sanatsal yaratım süreci arasındaki ilişkide arar (Kırtıl, 2002: 22).

Türk edebiyatında romanın kadınlar tarafından en fazla kuşatıldığı dönem olan ve tezimizin de çalışma alanını kapsayan 1980 dönemi, edebiyatımız ve özellikle romanımız için deyim yerindeyse bir “kadın edebiyatı devri” olmuştur. 1980 ve sonrasının toplumumuz için bir dönüşüm devri olması tüm bireyler üzerinde olduğu gibi “kadın” üzerinde de değişiklikler meydana getirmiş, kadın tipleri ve kimlikleri değişime uğramıştır. Bunun yansımalarına edebiyat bilimi açısından en açık şekilde romanlarda rastlarız. Kadının edebiyatımızda hem yazar olarak sayıca artması hem de kadınlar tarafından bu kadar yoğun anlatılması, kadının edebiyatımıza gerçekçi ve çok çeşitli tiplerde girişi bu dönem romanlarını, kadın bakış açısı ile incelemeyi gerektirmiştir. Bu sebeple tezimizde 1980-2000 dönemi romanlarında kadının konumunu tespit etmek için hem kadın duyarlılığına ve kadını her açıdan incelemeye yardımcı olacak “disiplinlerarası” niteliğe sahip hem de edebiyat eleştirisinin önceliklerini göz önünde bulunduran “feminist araştırma yöntemi” ve “feminist edebiyat eleştirisi”nin kullanılması uygun görülmüştür.

 



Bu yazı 2864 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI