Bugun...
HAYAL İKLİMİ


Serpil AKGÜL
serpil.akgul@gmail.com
 
 

HAYAL İKLİMİ

Serpil Akgül

Vakit epey geç idi. Mum ışığında hayallere dalmış iken ceylan gözleri, leylî saçlarıyla Leyla çıkageldi. Üzerinde yine gül renginde elbiseler vardı, ayak bileğinde halhal ve yüzünü incilerle süslemişti. Gözyaşlarını gizlemek için yapmıştı tüm bunları. Öyle diyordu Leyla. Leyla usulca yanaşıp derdini yanan muma anlatmaya başladı içli içli. Az sonra da çöle doğru gitmek üzere buradan ayrıldı. Giderken ardına dönüp bana baktı ve üzülerek “Sen de benim gibisin” dedi ve gitti…

Mum yanmaya devam ediyordu ki Kerem geldi bu kez. Kayseri, Erzurum, Kars… Derken şimdi de buraya düşmüştü yolu. Aslı’mı gördün mü, diye sual etti üzgün bir hâlde. Geçti mi buralardan sevdiceğim? Tam yedi senedir onu arıyorum, diyar diyar dolaşıyorum. Aslı bugün şu karşıdaki pınarın tasından su içti, diyebildim sadece ağlamaklı.. Dilerim sevdiğine kavuşursun. Kerem, gecenin karanlık boşluğunda ortadan kaybolmuştu şimdi. Tam o sırada nakkaş Ferhat’ın havaya savurduğu külüngün sesi duyuldu ve ardından derin bir ahh!.. Bu ahh’tan mumun alevi şiddetini daha da artırmıştı. Şirin henüz bilmiyordu…

O da kim? Saçları perişan bir halde ve kuşlar başında yuva kurmuş biri geliyor.. Mecnun değil mi o? Yanında ceylanlarıyla buraya doğru yaklaşıyordu. Ah Mecnun… Kendinde değildi, öyle sermest.. Geldi ve gelmesiyle birlikte yere yığıldı. Çok uzaktan Mecnun’un âhının ateşini gören babası gelip aldı onu ve Leyla bizde seni bekliyor, diye gerçeğe uymayan bir söz söyledi çaresiz.. Ve onlar da gecenin karanlığında kaybolup gittiler..

O anda ağlayan bir ses yankılandı kulaklarımda. “Her zaman iyi kalpli ve cesur olacağım, diye söz vermiştim ama artık hiçbir şeye inanmıyorum.” diyen bir ses.. Üzerinde pembe bir elbise ile buraya doğru yaklaşırken birden bembeyaz bir masal perisi beliriverdi kızın yanıbaşında. Ağlama külkedisi, demesiyle birlikte kabak muazzam bir atlı arabaya dönüştü. Vakit henüz gece yarısı olmamıştı..

Mum erimeye devam ediyordu ateşten denizin üzerinde. Kayıklar bir bir yol alıyordu..

O da ne? Bu güzellik.. Bu.. “Ceylanlar Yusuf’un alnından su içmeye iniyordu.” Yusuf’un alnı öyle güzeldi ki.. Birden gül bahçesi aydınlanmıştı gecenin karanlığında. Ay mı doğdu, Yusuf mu geçiyordu yoksa bahçeden? Kuyunun içine ay mı düşmüştü, yoksa Yusuf mu? Gözleri görmeyen bu yaşlı kadın da kim, derken Züleyha olduğu dile getirildi devasa kanatlı mavi tüylü bir kuş tarafından. Bir Yakup’un bir de Züleyha’nın senelerdir Yusuf diye diye ak düşmüştü gözlerine..

Mumun alevi gitgide azalıyordu. Önce bir, sonra beş damla yaş süzüldü kara gözlerden ve mumun alevi söndü.. Derken uyandım, uyudum…

 



Bu yazı 123 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI