Bugun...
Osmanlı'da beslenme ve ağlıklı yaşamın sırları


Op.Dr. Muzaffer YURTTAŞ
www.yurttassifamerkezi.com/
 
 

Sağlıklı yaşamın sırlarını incelerken Osmanlı’da beslenme konusunun oldukça dikkat çekici ve önemli olduğunu fark ettim. Bir oturuşta kuzunun yarısını yiyen atalarımız nasıl sağlıklı yaşadılar? Evlerini yaparken nelere dikkat ettiler? Giysilerinde neyi tercih ettiler? Hiç ilaç kullanmadan hastalıklardan nasıl korundular? Bütün bu soruların cevapları elbette açık seçik verilmiş. Osmanlı İmparatorluğu zamanında bir hekim tayin olduğu yerde önce dağları, taşları inceler, rüzgarın nereden estiğine, suyun kalitesine bakar, kısaca insanoğlunun yaşadığı yeri enine boyuna araştırırdı. Amaç insanların hastalanmaması için gerekli tedbirleri almaktı. Koruyucu hekimlik temel ilkeydi.  Kişinin yediklerini iyi hazmetmesi ve kabız olmaması da çok önemliydi. Şimdi tıp “barsaklarımız ikinci beynimizdir” noktasına yeni geldi. Osmanlı hekimlerinin öğrettiği en güzel şeylerden biri az yemek! Geç kahvaltı (daha doğrusu sabah yemeği), erken akşam yemeği olmak üzere günde iki öğün beslenmeyi tavsiye ediyorlar. Karnınız acıktığında yemeğe oturup, tam doymadan kalkacaksınız sofradan. Neden yemek yiyoruz? Vücudumuza enerji yüklensin ki beynimiz çalışsın. Otomobilin benzine ihtiyacı ne kadarsa bizim de gıdaya ihtiyacımız o kadar. Vücut fazla gıdayı atmak için çok çalışıyor. Karaciğer, böbrek, her organımız çok çalışıyor ve ihtiyarlıyor. Bugün zayıflamak için uygulanan metotlardan biri de sık sık yemek. Eski Osmanlı metoduna göre sık yemek vücudu yaşlandırır. Ama bugünkü amaç zayıflamak, organların genç kalmasına yardımcı olmak değil! Osmanlı’da sofraya sadece kaşık konulurdu çünkü yemekler hep suluydu. Hazmı kolaylaştırıcı çorba, sulu yemekler yapılırdı. Amaç midenin hazmına yardımcı olmak. Hoşaf geleneği de buradan geliyor. Hoş-ab yani hoş su manasına geliyor.  Osmanlı tıbbında uyku sadece dinlenmek için değildir. Yediğimiz gıdanın tam hazmedilmesine yardımcı olur. Normalde önce sağ, sonra sol tarafa yatmalısınız. Böylece midenin içindeki artıklar karaciğerin sıcaklığıyla temizlenecek. Sırtüstü yatmak unutkanlık yapar.  Unutkanlık başladıysa yüz üstü yatacaksınız ki beynin ön tarafına kan gitsin. Kaylüle denen, Batı’nın Siesta dediği öğle saatindeki bir saatlik uyku gece uyunan 3-4 satlik uykuya bedeldir.  Hızlı yemek gibi ağır yenen yemek de mideyi yorar, hazımsızlık yaşanır. Farklı tabiattaki yiyecekleri aynı öğünde tüketirseniz midede kalıntılar meydana gelerek karmaşık hastalıklara yol açar. Nezle, eklem ağrıları ortaya çıkar, mide zayıflar, beden gevşer. En çok sevdiğiniz yemeği bolca yiyin, diğer çeşitleri ise sonraki öğüne bırakın. Sade ve az çeşit tüketin. Havalardan başlarlar öncelikle. Sağlıklı hava nasıl olur, buna kafa yorarlar. Ondan sonra yeme, içme, gıdalar, kullanılan kıyafetler, evlerin durumu... Bütün detaylar verilir. Osmanlı hekimlerine göre, deniz kenarındaki hava yaramaz, nemli olduğu için sağlıklı bulmazlar. Onlara göre sağlıklı hava dağlardaki havadır. Baharı ve yazı dağda geçirmeyi tavsiye ederler. Dağ havasının sağlıklı olduğuna ve uzun yaşama etki ettiğine inanırlar. Kalabalık yerlerin havasının kirli olduğunu söylerler. Sonra büyük ağaçların altındaki havayı da sağlıksız bulurlar, ceviz ve incir ağacının altında oturulmasını tavsiye etmezler. Kuzeyden esen rüzgârların sağlıklı olduğunu düşünürler. Evlerin nereye yapılacağı hekimlerin görüşüne göre şekillendirilir. Temiz havada yaşam, köy ve yaylalarda yaşam önerilmiştir. Az katlı, toprak yapılı, kalın duvarlı evler sağlık için uygundur. Doğal ve organik gıdalarla beslenme, az ve sade çeşitle beslenme, sabah geç yemek ve akşam erken yemek, çalışma ve hareketli yaşam sürmüşlerdir. Emeklilik diye bir konu yok. Zeytinyağı ile beslenme, köy ekmeği, tam buğday ekmeği, dondurulmuş yerine kurutulmuş gıdalar tüketiliyor. Erken yatmak ve erken kalkmak, kaliteli uyku kuralları ve kaylüle dediğimiz öğle uykusu vazgeçilmez sağlık kaynağıdır. Temiz ve helal gıdalarla beslenme, birlikte yemek, hasta olmadan önlem, şerbet, pekmez, gibi yiyecekleri özellikle kışın çok tüketiyorlar. Hızlı değil hazlı beslenme, köy tavuğu ve yumurtası, kendi beslediği hayvanın etini tüketiyorlardı. Eti haşlama ya da güveç şeklinde pişiriyorlar, et suyu, dağlardan toplanan otlar, bölgede yetişen meyve ve kurusu, fasulye, nohut, tarhana, bulgur, ev yapımı yoğurt ve kefir, kış çayı, kekik vb içiyorlar. Kola yerine ayran gibi doğal içecekleri içiyorlardı. Mutlaka yüksek tavan kullanılır çünkü ne kadar temiz hava olursa o kadar iyidir. Evlerin kuzey rüzgârı alması ve doğuya bakması önemsenir. Evler bataklıklara, kaplıcalara yakın kurulmaz. Şehir kurulurken mutlaka hekimlerin kontrolü istenir. Mesela hastane yerine nasıl karar verilir biliyor musunuz? Et parçalara ayrılır ve her bir parçası hastane kurulmak istenen yere asılır. En son neredeki et kokarsa oraya hastane yapılır. Sıcak sulara yakın olması istenir. Mevsimlere göre kumaş tercihleri vardır. Biz hep ipekli kumaşlar sıcak havalarda giyilir diye düşünürüz, hayır, ipekli kumaşları özellikle kışın tercih ederler. Sıcaklık verir çünkü. Sıcak havalarda hep pamuklu ve keten kullanılır. Eski hekimlere göre bütün maddelerin bir niteliği vardır, sıcak, soğuk, nemli, kuru. Ona göre hareket ederler. Yemekler rastgele yenmez, mevsimlere göre yenir. Sıcak bir mevsimde sıcak nitelikteki yemekler asla yenmez, baharatlar yazın tüketilmez. Salatalık, marul, yoğurt gibi yiyeceklerle serinlik sağlanır. Kısacası atalarımızın yaşamında doğal ve doğa ile içi içe bir yaşam sürüyorlardı. Biz de onlardan aldığımız örneklerle özümüze tekrar dönmeliyiz ve doğaya saygı duyup onunla içi içe olmalıyız. Kimyasallardan uzak durmalı, hareketli bir yaşama adım atmalıyız. Sağlık ve huzur dileklerimle! 

 





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI