Bugun...
EMİR SULTAN (MUHAMMED ŞEMSETTİN)


Önder GÜZELARSLAN
 
 

EMİR SULTAN (MUHAMMED ŞEMSETTİN)

Okumak benim en güzel hasletlerimden biridir. Her türlü kitabı okur ve bilgi dağarcığımı geliştirmeye gayret ederim. Dün elime geçen bir kitabı daha bir solukta bir gün içinde okudum. Kitabın adı Emir Sultan, yazarı ise Ahmet Haldun Terzioğlu. Yazarın daha önce birkaç kitabını okumuştum.

Terzioğlu’nun akıcı ve edebi bir üslup ile yazdığı bu eserde “Emîr Külâl” diye tanınan Seyyid soyundan olan Seyyid Ali Buhari’nin oğlu Muhammed Şemsettin’in Buhara’da doğumu ve babasının hizmetinde bulunduğu yıllardan sonra babasının vefatı ile birlikte önce Medine’ye sonra da Rum diyarı olarak anılan ve o dönemde Osmanlı’nın elinde olan Bursa’ya gelişini öylesine güzel anlatmış ki, okurken kitabın içinde kayboluyor ve o döneme, o diyarlara yolculuk ediyorsunuz.

Emîr Sultan’ın hicri 770, miladi olarak ise 1368-69 yılı civarında doğduğu tahmin edilmektedir. Emir Sultan çocukluk yıllarında Buhara’da tedris görmekle birlikte babasının yanında hem babasından ders alarak pişmeye, olgunlaşmaya çalışıyor, bir yandan da baba mesleği olan çömlekçilik yapmaya çalışıyordu. O dönemlerde Buhara’da çömlekçilik alanında epey mahirdiler.

Emir Sultan, 17-18 yaşlarında iken babası Emîr Külâl vefat etmiştir. Babasının vefatından sonra Şemseddin Muhammed, muhtemelen bir süre çömlekçilik ile uğraşmıştır. Babasının da vasiyeti üzerine, Seyyid Usûl, Seyyid Nâsır, Seyyid Ni’metullah, Ali Dede, Baba Zâkir gibi mutasavvıflarla birlikte hacca gitmek üzere Buhara’dan ayrılmıştır. Mekke ve Medine’de hac farizasını yerine getirdikten sonra bir süre daha Medine’de kalmıştır. Medine’de kaldığı süre içinde gördüğü bir rüyada Hz. Peygamber Efendimiz kendisinin Rum diyarına doğru gitmesini ve orada irşad vazifesini sürdürmesi gerektiğini belirtmesi üzerine hiç vakit kaybetmeden bir kervan ile anlaşarak yola koyulma hazırlıklarına başlamıştır. Kendisine bir ışığın rehberlik edeceği belirtilmiş, bu ışığın söndüğü yer yaşamını sürdüreceğin yer olacak denilmiştir. Bütün hazırlıkları yaparak yola koyulan Muhammed Şemseddin önce Bağdat’a uğrayarak tezkire müellifi Âşık Çelebi’nin ceddi Seyyid Muhammed en-Nattâ’nın misafiri olmuştur. Ardından kervan ile yoluna devam ederek Karaman, Niğde, Konya üzerinden Hamîd-ili ve Kütahya ulaşmıştır. Kütahya’dan da İnegöl yoluyla Bursa’ya gelmiştir. Bursa’ya geldiğinde kendisine yol boyunca rehberlik eden kandilin söndüğünü görünce buraya yerleşeceğini anlamıştır.

Muhammed Şemseddin, Bursa’ya geldiğinde Bursa toprakları Osmanlı himayesinde ve o dönemde Padişah ise Yıldırım Beyazıd idi. 1394’ten önce Bursa’ya gelmiş olan Muhammed Şemseddin, Bursa’da ilk olarak Pınarbaşı’na veya Gökdere civarındaki bir mağaraya yada bir savmaya yerleştiğine dair farklı rivayetler vardır. İlk ikamet yerinin türbesinin bulunduğu mahal olduğu da söylenir. Bursa’da şöhreti kısa zamanda yayılan Şemseddin Muhammed giderek şehrin en çok saygı gören şahsiyetlerinden biri haline gelir. Emîr Sultan veya Emîr Seyyid adlarıyla anılmaya, ulemâ ve meşâyih arasında da itibar görmeye başlar. Zahir ilimleri sahasında kendisini imtihana çekmek isteyen Molla Fenârî, Molla Yegân, Alî-i Rûmî gibi âlimlerin onun mânevî gücü karşısında bir süre ağız açamadıkları ve onlarla giriştiği tartışmadan başarıyla çıktığı şeklindeki rivayetlerden onun bu âlimlerle yakın münasebeti olduğu anlaşılmaktadır. Emîr Sultan bu yıllarda Molla Fenârî’den Sadreddin Konevî’nin Miftâḥu’l-ġayb’ını okuyup istinsah etmiş (kitabı elle yazmış) ve bu nüshaya Molla Fenârî bir icâzetnâme yazmıştır.

Emîr Sultan Yıldırım Bayezid’in kızı Hundi Hatun ile evlenmiştir. Bu evlilik olayı da kaynaklarda anlatıldığına göre, Hundi Hatun rüyasında gördüğü mânevî işaretler üzerine gerçekleşmiştir. Hatta evlilik esnasında Padişah Yıldırım Beyazıd Rumeli taraflarında seferde bulunmaktaydı. Hundi Hatun babasının rızasını almadan Emîr Sultan ile evlenmiş, dönüşte durumu öğrenen padişah gazaba gelerek kızıyla damadını öldürmek üzere Süleyman Paşa maiyetinde kırk kişilik bir kuvvet göndermiş, ancak Emîr Sultan’ın kerametiyle bunlar birer “kadîd” kesilmiştir. Bursa’nın Yıldırım semtindeki Kaditler Mezarlığı’nın adının bu olaydan kaynaklandığı rivayet edilmektedir. Bunun üzerine Molla Fenârî Yıldırım’a, öldürülmesini emrettiği zatın peygamber soyundan bir kişi olduğunu, Anadolu’ya şimdiye kadar böyle değerli bir zatın ayak basmadığını, onun kayınpederi olmasının kendisi için büyük bir şeref vesilesi olduğunu, kendisini öldürmek için gönderdiği adamların bir anda kadîde dönüştüğünü belirten, kendisine bir daha tecavüz edilirse bütün şehrin helâk olacağını bildiren bir mektup göndermiştir.

Emir Sultan, kendisine hediyeler vermek isteyen Padişah Yıldırım Beyazıd’dan hediyeler yerine Bursa’da bir cami yaptırtmasını istemiştir. Bu vesile ile Bursa’da bugünkü Ulu Camii’nin yapılmasına başlanmıştır. Caminin yapımı aşamasında bizzat kendisi de ilgilenmiştir.

Yıldırım Beyazıd’ın Ankara Savaşı’nda Timur’a yenik düşüp esir olması üzerine Osmanlı Toprakları, Bursa da dahil olmak üzere tarumar edilmiş. Yıldırım’ın oğullarından Çelebi Mehmed’in tahta geçmesi ile Osmanlı tekrara toparlanma sürecine girmiştir. Çelebi Mehmed’den sonra tahta geçen II. Murad ile birlikte 1422’de yapılan İstanbul kuşatmasına Emîr Sultan da katılmıştır. Bu kuşatmanın tarihini yazan Bizans tarihçisi Ioannec Kananoc, Emzîr Sultan’ın 500 kadar dervişiyle birlikte büyük bir debdebeyle padişahın ordugâhına geldiğini, hücum vakti olarak tayin ettiği 24 Ağustos Pazartesi günü öğleden bir saat sonra dervişlerinin başında at üstünde kılıç ve kalkanıyla surlara yaklaşıp kılıcını çekerek üç kere salladıktan sonra hücuma geçtiğini, bu işaret üzerine Türk ordusunun taarruza kalktığını anlatır.

Emîr Sultan yaşadığı dönemde Somuncu baba olarak bilinen Şeyh Hamid-i Veli başta olmak üzere Hacı Bayram-ı Veli, Sadrettin Konevi’nin halifelerinden Mevlana Ömer ve Molla Fenari gibi önemli şahsiyetler ile de bir arada yaşamış her birine ayrı ayrı değer vermiştir. Özellikle Ulu Caminin açılışında Padişah Yıldırım Beyazıd Cuma namazını kendisinin kıldırmasını teklif etmesi üzerine Beyazıd’a şöyle cevap vermiştir; “Cuma namazını öyle bir kişi kıldıracak ki, onu kimse o haliyle tanımıyor”. Vakit geldiğinde ahalinin Somuncu baba olarak bildiği Şeyh Hamid-i Veli Cuma Namazını kıldırdı. Okuduğu hutbe ile bütün gönüllere sürurluk verdi. Ahali kıldığı namaz ile adeta Mekke’ye gitmiş, kendilerini Kâbe karşılarında imiş gibi hissetmişlerdi. Namazdan sonra kendisinin ifşa olduğunu söyleyen Somuncu Baba, somunculuk yapmayı bırakır. Akabinde hacca gitmeye karar verir ve dönüşünde Malatya Darende’ye yerleşir.

Emîr Sultan’ın vefat tarihi noktasında kesin bir bilgi olmamak ile birlikte hicri 833, miladi 1429 olarak bazı kaynaklarda ifade edilmektedir. Emîr Sultan’ın Bursa’da çıkan bir veba salgınında öldüğü kaydedilmektedir. Cenaze namazı o sırada Bursa’da bulunan Hacı Bayrâm-ı Velî tarafından kıldırılan Emîr Sultan bugün türbesinin bulunduğu yere defnedilmiştir.

Önder GÜZELARSLAN



Bu yazı 676 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI