Bugun...
Kelebeğin Rüyası


Nihan BALLI
 
 

Kelebeğin Rüyası 

 

Bazı şeylerin değerini kaybettiğimizde fark ederiz. Çünkü bazı şeyler ancak ölümle adını duyurabilir. Ölümüyle adını duyuran iki şair; Muzaffer Tayyip Uslu ve Rüştü Onur, Yılmaz Erdoğan'ın ellerinde "Kelebeğin Rüyası" filmiyle yeniden hayat bulmuş.  

Daha önce adını duyduğum fakat şiirlerine göz atmadığım şairleri bu film ile keşfettim. Garip akımı rüzgârlarının estiği bir dönemde onlar kadar sade, insana ve yaşamaya dair şiirler yazan, en büyük hayalleri "Varlık" dergisinde şiirlerinin yayınlanması ve İstanbul'a gitmek olan, henüz yirmili yaşlarında veremden ölen iki şair, iki dost ve iki âşık...

Zonguldak'ta kâğıdın, daktilonun zor bulunan bir nimet olduğu zamanlarda, şairliğin para etmediği bir yerde şiirleriyle yaşamaya çalışıyorlar. Oyunculuk, kurgu mükemmel.

 Edebiyat mezunu olmama rağmen yalnızca adları ün kazanmış büyük şairleri okuduğumuz için bu isimleri duymadığımıza üzüldüm. Tabii ki Tanpınar, Haşim ve Orhan Veli'den sıra gelmesi dört sene içinde pek mümkün değildi. Ama yine de kendimi filmi izlerken biraz mahcup hissettim. Şairliğe kendini adamış, ölümü bile öyle naif anlatan insanların cümleleriyle tanışmak çok özel bir deneyim oldu benim için. Tarihimizi, sanatımızı, kültürümüzü öz ve milli değerlerimizi keşfetmeliyiz. Fakat tam bu noktada değinmeden geçemeyeceğim bir konu var. Geçen aylarda üniversitemizde Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu romanından sorumluyduk. Kitap satış mağazası olarak adı iyi bilinen bir mağazaya gittim. Çalıkuşu'nu almak istedim fakat 60 liraydı. Gerçekten üzücü. Korsan ayıp ama orijinal de bu kadar pahalı olursa nispeten az para kazanan birinin çocuğuna bu romanı alması lüks sayılıyor. Yine geçenlerde İstanbul'da Sultanahmet'e gittim. Ayasofya'yı ziyaret etmek istedim fakat kişi başı 75 liraydı. Tabii ki giremedim... Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’yı Camii yaptırdığında gelecek nesillerin camiye para verip gireceğini bilse acaba ne düşünürdü? Kısacası tarihimizi, edebiyatımızı öğrenmek parayla değil ama ona sahip olmak, onu tatmak oldukça pahalı. Bu demek oluyor ki, ülkemizin maddi olarak alt tabakasının bunları tatması imkânsız. Kaldı ki öğrenciler genellikle maddi anlamda güç durumdadır. Oysa bir turist için bu para bile değil. Burada bir yanlış var. Çoğu zaman "Fatih'in torunuyuz" diyoruz fakat hiçbir torun babasının evini ziyaret etmek için o kadar para ödememeli... Gençleri kendi kültürünü tanımaması, sahip çıkmamasıyla eleştirirken, bu sorunun nedeniyle de ilgilenir, düzeltmeye çalışırsak belki daha verimli olur diye düşünüyorum.

Neyse filmde dönelim. Bu filmi, bir tavsiye üzerine izledim. Ön yargımdan kurtulup filmi açtım ve daha başından belliydi etkileyici olduğu. Sonunda ise gözyaşlarıma hâkim olamadım. Sadece şairliklerinin anlatıldığı bir film değil, aşkları, sağlık sorunları, mücadeleleri de anlatılıyor. Sizler de bu iki şairden mahrum kalmayın diye bu yazıyı yazıyorum... Birçoğunuzun yerli sinemaya karşı önyargılı olduğunu biliyorum. Ben de sizden biriyim. Ama bazı filmler var ki onları mutlaka izlemeliyiz. Özellikle gerçek hikâyelerden alınma olanlar. Bu film de onlardan biri...

 





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI