Bugun...
TÜRKOLOJİ ÂLİMİ AHMET CAFEROĞLU’NUN KAŞGARLI MAHMUT ADLI MONOGRAFİK ESERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME


Mustafa ORAL
mustafaoral4582@gmail.com
 
 

TÜRKOLOJİ ÂLİMİ AHMET CAFEROĞLU’NUN KAŞGARLI MAHMUT ADLI MONOGRAFİK ESERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME (*)

 

Türkiye’de Sosyoloji ilminin kurucusu Ziya Gökalp genel olarak milleti şöyle tarif eder: “Millet; dil, din, ahlak ve estetik bakımdan ortak olan, yani ortak duygular taşıyan, aynı eğitimi almış bireylerden oluşan kültürel bir topluluktur.” Bu tanımdan yola çıkarak bir milleti oluşturan en başat özelliğin dil birliği olduğu yadsınamaz bir gerçektir bugün dilleri unutulmuş kavimlerin adları o dille birlikte tarihin derinliklerinde kaybolmuştur.

Şüphesiz tarihin en kadim milletlerin biri olan Türk Milleti’nin dili de tarihin en köklü dilleri arasında yer almış; milletimizin tarihi serencamı içinde kimi zaman bir imparatorluk dili halini almış, kimi zaman da kendi sınırları içine çekildiği zamanlar olmuştur.

Türk irfanının münzevi fikir işçilerinden Cemil Meriç’in “Kamus namustur” diye bir kelamı vardır. Şüphesiz kamusun (sözlük) bir dilin içinde bulunduğu hazineyi, söz varlığını ortaya çıkarıp; derleyip, gelecek kuşaklara aktarmada önemi yadsınamaz derecededir. Bu cihetle sözlük yazarları ve sözlüklerimize kendi namusumuza sahip çıkarcasına sahip çıkmalı gelecek kuşaklara emin bir şekilde ulaştırmalıyız.

Türk Dili ile ilgili lügatlara baktığımızda bir lügat ve lügatçı vardır ki; yazıldığı dönem, yazılış sebebi ve alanında ilk olmasından dolayı ayrı bir öneme sahiptir. O eser Divanı Lügat-it Türk yazarı da Kaşgarlı Mahmut’tur.

Elimde ünlü Türkoloji âlimi Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu’nun hacimce küçük ama taşıdığı muhteva açısından bir derya olan “Kaşgarlı Mahmut” adlı monografik eseri vardır. Caferoğlu aslen Azerbaycan’ın Gence şehrinde doğmuş, Semerkant ve Gence’de eğitim görmüş, 1920’de Türkiye’ye gelerek Darülfünun Edebiyat Fakültesine kaydolmuş, 1929 yılında aynı fakültede Türk Dili Tarihi kürsüsünde müderris muavini, 1938 yılında da Profesör olmuştur. Türk Dilinin çeşitli alanlarıyla ilgili sayısız eser veren Türkoloji’nin üstatlarından Caferoğlu’nun ilgili eserine baktığımızda eser; Önsöz ve İçindekiler (İçindekiler kısmı 10 bölümden oluşur. Başlıklara bakacak olursak; Kaşgarlının devri ve muhiti, Kaşgarlı Mahmut’un şahsiyeti, Kaşgarlı Mahmut’un eseri, Divandaki has isimler, İlk Türk haritası, Türk Boy ve kavimlerinin bölünmeleri, Kaşgarlıya göre Türk dilinin yapısı, Kaşgarlıya göre Türk şivelerinin gramer yapısı, Divandaki halk edebiyatı ve folklor ile Kaşgarlıdan örnekler başlıklarından oluşmaktadır.) kısmından oluşan 57 sayfalık bir kitaptır. Kitabın sonuna Kaşgarlı Mahmut’un çizdiği harita da eklenmiştir.

Eserin içeriğine bakacak olursak; Kaşgarlı Mahmut 11. asırda yaşamış büyük bir Türk alimidir. Yazmış olduğu eser Divanı Lügat-it Türk’ün elimizde tek yazma nüshası bulunmaktadır. O nüsha da Ali Emiri Kitaplığındadır. Bu eseri ilk gün yüzüne çıkaran Ali Emiri olmuştur.  Eser üzerine başta Muallim Kilisli Rıfat olmak üzere birçok Türk âlimi tarafından inceleme yapılmış,  bu çalışmalar Türk Dil Kurumu tarafından yayınlanmıştır. Eser sadece Türkiye’deki araştırmacıların değil Batılı ve Türk Dünyasındaki filologların ilgisini çekmiş ve üzerinde değişik çalışmalar olmuştur.

Kaşgarlı’nın devri ve muhitine bakacak olursak 11. asır, Orta Asya Türk dünyasının dil, edebiyat ve kültür açısından en parlak devrini oluşturmaktadır. Bu dönemde Karluk Türk boyu ve Karahanlılar gibi devletler ön plana çıkıyordu. Uygur hanlığının varisi sayılan Karahanlı aynı zamanda İslamiyet’i kabul etmiş bir Türk devleti idi. Bu cihetle bu dinin yüksek kültüründen de faydalanmaktadır. Kaşgarlı Mahmut’un içinde bulunduğu devir Orta Asya’da Karahanlıların oluşturduğu Türk kültürü ile İslamiyet’in kabulü ile Orta Asya’da yayılan Fars ve Arap kültürü ve yayılması içinde bir karma kültür devresi içinde geçmiştir. Bu devirde Türk Dilinin ve Kültürünün yerini tespit etmek açısından iki önemli isim ve eser ön plana çıkar. Birisi Kaşgarlı Mahmut’un yazdığı Divanı Lügat-it Türk diğeri de Yusuf Hacib’in yazdığı Kutadgu Bilig adlı eserlerdir. Bu iki eser devrin Türk İslam kültürü kaynaşmasında Türk dili ve kültürünün de hak ettiği yerini alması ve çağın ana kaynakları arasına girmesini sağlamışlardır.

Kaşgarlı Mahmudun Şahsiyetine bakacak olursak maalesef elimizde bu büyük Türk âlimi hakkında yeterli malumat yoktur. Sadece Kâtip Çelebinin “Keşfüz-Zünun” adlı eserinde ismi geçmektedir. Ve bu bilgiden hareketle isminin Mahmud bin Hüseyin bin Muhammed olduğunu ve kendi rivayetiyle Barsganlılı olduğunu öğreniyoruz. Kaşgarlının şahsiyeti hakkında eserinden yola çıkarak şunu diyebiliriz “Türklerin en fasih konuşanlarımdan, en açık anlayanlarından ve nesepçe en ileri bulunanlarından olduğu” (s. 17) bu bilgiden hareketle Kaşgarlının soylu bir Türk ailesine mensup olduğu ve Türk Dilinin inceliklerine vakıf olduğunu söyleyebiliriz. Kaşgarlı’nın yine şahsiyetini oluşturan temel unsurlardan birisi milli şuura sahip döneminin Türkçüleri arasında yer alması ve milletine karşı duyduğu güven onda eserini Bağdat Halifesine takdim ederek bulmuştur.  Adeta eseriyle kendi dönemi içinde Araplara bir meydan okumuş Türk Dilinin de üstün bir dil olduğunu cümle cihana duyurmuştur. Kaşgarlı yaptığı derlemede şöyle bir ifade kullanmaktadır: “Türklerin hemen tekmil illerini, obalarını, bozkırlarını inceden inceye gezim, dolaştım. Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil, Yağma, Kırgız boylarını dillerini ve kafiyelerini, tamamen zihnimde nakşettim ki, her taifenin şivesi bence, en mükemmel bir surette orta çıkmış oldu.” (s. 18) diyerek nasıl bir saha çalışmasını ve nasıl bir titizlikle çalıştığını gözler önüne sermektedir. Ayrıca şive malzemesini mukayeseli derlemesi çağın ilk dil bilgini Kaşgarlıya nasip olmuştur ki bunun günümüzde dahi ne kadar zahmetli bir çalışma olduğunu göz önüne getirirsek Kaşgarlı’nın önemi bir kat daha artar. Kaşgarlı’nın temel hareket noktası “Türk dilinin Arap dili ile at başı yürüdüğünü” (s. 22) ispat etmek düşüncesi yatar. Kaşgarlı; “ilk Türk sözlükçüsü, etnoloğu, etnografyacısı, halkiyatçısı, toponomastı ve coğrafyacısı olması sebebiyle topladığı malzeme üzerinde titizlikle durmuş, Türkleri, yalnız dil hususiyetleri ile değil, etnik mensubiyetleri ve durumları ile de güçlendirmiştir. Türkleri boyları, soyları obaları ve damgaları ile dahi tanıtmaya lüzum görmüştür.” (s. 22-23) Ayrıca içinde bulunduğu kültür ve eserinin hedef kitlesini daha iyi etkilemek için hadislerden de yararlanmış, tabiiki burada büyük bir titizlikle kaynaklarını göstererek belirtmiştir. Kaşgarlı bir nevi Türk ve Arap kültürü arasında bir köprü, bir bağlayıcı unsur olmuştur.

Kaşgarlı Mahmudun Eseri 11. asırda yazılmış olup; Araplara Türkçe’yi öğretmek ve Türkçe’nin Arapça’ya karşı üstün bir dil olduğunu kanıtlamak amacı güder.  Aynı zamanda eser Orta Asya Türk dünyası ile Bağdat hilafet merkezi arasında bir kültür köprüsü vazifesi görmüştür.  “Kuvvetli bir din dili olan Arapça ile kuvvetli şiir ve edebiyat diline yükselmiş bulunan Farsça ile boy ölçüşmek Türk dili için elbette çok büyük bir imtihan olmuştu.” (s. 27) Bunu 11. asırda Kaşgarlı Mahmut Divanı Lügat-it Türk, Yusuf Hacib Kutadgu Bilig adlı eserleriyle başarmıştır.  Divanı Lügat-it Türk Türkçe’nin ilk sözlüğü olmasından dolayı ayrı bir öneme sahiptir ama bu eserden önce Orhun Kitabeleri ve Yenisey Yazıtlarıyla Türkçe olgun bir kültür, devlet yazı dili olduğunu ispatlamıştır. Eser bu VI. yüzyıldan itibaren bir kültür ve devlet dili haline gelmiş olan Türkçeyi işlemiş, malzemeyi derleyip gözler önüne sermiştir. ”Divanda toplanan kelimeler konu ve mana bakımından her hangi bir tasnife uğramamış, fonetik, morfolojik ve diyalektolojik konulara ayrılmamıştır.” (s. 29) “Sözlükte geçen bir çok kelimenin anlatılışında tanık olarak ileri sürülen malzeme içerisinde, Türk folkloruna, inanışına, hurafelere, bozkır destanlarına, oba hikmetlerine, illerin vecizelerine, ağıtlara, tabiat tabloları tasvirlerine bolca yer verilmiştir.” (s. 30)

Divandaki Has İsimlere bakacak olursak; “Dil, şive ve ağız malzemesi dışında Divan’da toplanan bilgiler arasında, zamanın Türk toponomastikasına, Türk yer adlarına ait olanlar, Türk tarihi ve kültürü bakımından, fevkalade önem taşımaktadırlar. İlk defa olarak Kaşgarlı sayesinde on birinci asır Türk dünyasının coğrafi yayılımını çizmek imkânı elde edilmiş bulunmaktadır.” (s. 31) “Tarihi kaynakların ışığı altında VI-VII. asırlarda burada Göktürk devleti kurulmuş, balık, oba, yazı, yurt, yış, tağözü, yal, kaş ve emsali gibi ilk göçebe devlet coğrafya mefhumları teşekkül etmeğe başlamıştır.” (s. 31)

İlk Türk Haritası kısmına bakacak olursak; Kaşgarlı Mahmud Balasagun merkezli Türklerin çoğunlukla yaşadığı ve bunlarla münasebette bulunan çevreleri ilk Türk cihan haritasında çizerek eserine ilave etmiştir. Burada haritanın merkezine Balasagun’u almasıyla Kaşgarlı’nın Türkçülüğünü yine görmekteyiz. Coğrafyanın bir milletin kaderi üstündeki tesirinin farkındadır ve haritayı Türk’e göre konumlandırır.

Türk Boy ve Kavimlerinin Bölünmeleri kısmına bakarsak; Peçenekler, Kıfçak, Oğuz, Yemek, Başkırt, Basmıl, Kay, Yabaku, Tatar, Kırgız , Çiği, Tuhsı , Yğma Iğrak, Çaruk, Çumul , Uygur, Tangut, Hatay, Tawgaç gibi boylara coğrafi yayılımlarına göre yer vermiştir.

Kaşgarlıya Göre Türk Dilinin Yapısı kısmına bakacak olursak; “on birinci asır Orta-Asya Türk kavimlerini boylarına göre tasnif ettikten sonra, bir de malzemesini topladığı dil ve ağız farkları arasındaki dil ve gramer yapısı münasebetleri tespite koyulmuştur. Kullandığı metod, fonetik ve morfolojik usuller olmakla beraber, ayrıca çağının konuşulan şive ve ağızlarının ifade kabiliyeti ve derecesi meselesi de olmuştur.” (s. 38)

Kaşgarlıya Göre Türk Şivelerinin Gramer Yapısı kısmında divanında bu şu şekilde belirtmektedir: “Asıl lügatte ve asıl kelimelerde değişiklik az olur. Değişiklikler ancak bir takım harflerin yerine, başka harflerin getirilmesi yahut atılması yüzünden ileri gelmektedir.” (s. 43)

Divandaki Hal Edebiyatı ve Folklor unsurlarına bakacak olursak “Başlıca göçebe ve yerleşik Türk Kültürünün bir kısım mahsullerinden ibaret olan bu edebiyat, aynı zamanda, zengin Türk folkloru ile de beslenmiştir. Tıpkı çağın Türk dili gibi, edebiyatı da çeşitli Türk kavim ve boylarının hayat hamurundan yoğrulmuş, içerisine bilhassa Uygur, Karluk, Çiğil, Oğuz, Türkmen ve Kıpçak dil ve edebiyatı unsurlarını almıştır.” (s. 49)

11. asır Türk dünyası ve özelinde Kaşgarlı Mahmut hakkında yeterince yazılı kaynağımız olmaması bizim için bir eksiklik olsa da eserin günümüze kadar kalması ki aradan 900 yıl geçtikten sonra Ali Emiri Efendinin bir tesadüf sonucu eseri keşfetmesi en büyük şansımızdır. Kaşgarlı’nın eseri değerini günümüzde hala korumaktadır. Alanında yapılan ilk çalışma olması değerini her zaman muhafaza etmesine vesile olacaktır. Eser sadece dilbilimciler açısından değil sosyal bilimlerin bütününe hitap ettiği için disiplinler arası bir kaynak, bir köprü vazifesi görmekte ve hala üzerinde titizlikle çalışmayı beklemektedir.

Ahmet Caferoğlu da bu kısa monografisinde yukarıda bahsettiğimiz hususlar çerçevesinde yazar ve eser hakkında bize ufuk açıcı bilgiler vermekte, değerlendirmelerde bulunmaktadır. Bu kitap Türkoloji’yle akademik ya da hobi olarak ilgilenen herkesin okuması, istifade etmesi gereken bir başyapıttır. Sadece şu hususu da belirterek sözlerime son noktayı koymak istiyorum. Eser Altınordu yayınları tarafından 2015 yılında basılmıştır. Okuyucu kitabı okurken keyifle okumak ister bu da yayınevinin titizliğine, editöryal çalışmanın kusursuzluğuna bağlıdır. Tabiiki insan hatadan münezzeh değildir ama gerekli kontrolleri titizlikle yaparak bu hataları en aza indirmek yayınevinin okuyucuya karşı bir namus borcudur. Maalesef kitabın bütünlüğünü bozmasa da kelime ve imla hatalarıyla kitabı okurken sık sık karşılaştığımı söyleyebilirim. Bu hataların en aza inmesi isteğiyle sahi;

“Alp Er Tunga öldü mü”

(*) CAFEROĞLU, Ahmet, Kaşgarlı Mahmut, Altınordu Yayınları, 1. Baskı, Ankara 2015





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI