Bugun...
CENNET BAHÇELERİNDEN BİR BAHÇE


Ergül ALTAŞ
 
 

CENNET BAHÇELERİNDEN BİR BAHÇE

            Evin dışı yaban, gurbet; içi sıla, sığınak, yurt. Dünyadaki cennet.

            Evin dışında açıkta ve savunmasısız eller içinde. Bütün yaralarımız meydanda, saklayamıyoruz kolumuzun, kanadımızın, yüreğimizin kırığını.

            Evin içi bir nevi ana rahmi. Dışarının şerri ve acımasızlığından sığındığımız koza. Her geçen gün ömrümüzden ömür gide gide, canımızdan çekip aldığımız ipek tellerle ilmek ilmek örüp muhkemleştirdiğimiz bir koza.

            Kimi gün yenilmiş, yorgun ve yılgın döneriz evlerimize; yaralarımızı sarmak, küllerimizden yeniden doğmak için. Kimi gün kazanmış, yedi başlı ejderhayı yenmiş olmanın coşkusu yüreğimizde muzaffer bir komutan edasıyla koşarız cennetimize. Ağzımızda, bir damlacık serçeler gibi, çoluk çocuğumuzun rızkı bir lokma, başımız dik gireriz eşikten içeri. Aslanın ağzından kopardığımız lokma kırka bölünür de kırklara karışır yokluklar, yoksulluklar. “Bugün de doyduk Elhamdülillah!” Annelerin en güzel duası.

            Öyle günlere eriştik ki dışarısı hiç olmadığı kadar güvensiz. Tehlike, bir covid 19 değil, her anlamda, her yerde kol geziyor. Zor günlerden geçiyoruz. Adı üstünde imtihan dünyası. Karınca kararınca bize verilen görevleri ifa etmeye çalışıyoruz.

            Öğretmeniz, işimiz bu. Uzaktan eğitime devam ediyoruz. EBA’ya (Eğitim Bilişim Ağı) canlı ders tanımlıyoruz öğrencilerimiz derslerinden geri kalmasın diye. Sistem bir türlü adam akıllı çalışmadı gitti. Ömür törpüsü kelimenin tam anlamıyla. Bir ders tanımlamak yeri geliyor on dakika alıyor, yeri geliyor hiç tanımlanmıyor. Gecemiz gündüzümüz bilgisayar başında birbirine karışıyor. Olsun, emeksiz aş olmuyor. Öğrenci öğretmen buluşması sağlanınca monitör karşısında, geride kalıyor oflar, puflar.

            Ele avuca sığmayan o kırlangıçları yuvanın dışına salmıyor anneleri. Dışarısı tekin değil. Evde her zamankinden çok hayat var. O monitör dışarıya, cıvıl cıvıl sokaklara, okul bahçelerine, sınıflara açılan kapı oluyor. Nefesimiz açılıyor bir kez daha, daha içten inanıyoruz baharlara.

            Ocağınız tütüyorsa umut var demektir. Ocağın tütmesi önemli. Başını sokacak bir çatı ve tüten bir ocak şükür için yeter şarttır bu topraklarda.

            Genişliği yarım metre var yok, minare merdivenlerine benziyor apartman dairelerine tırmanan merdivenler. Biz çıktıkça, birileri gelip gittikçe yanıyor sensörlü lambalar, aydınlanıyor karanlıklar, merdivenler yol oluyor. Umuda açılıyor kapılar. Yüzü solgun anneler açıyor kapıları genellikle. Sonra çocuklar geliyor kapıdaki sese. Kapı eşiğine bırakılan kutuya bakıp “İçinde ne var anne, ne var anne?” diyorlar çiçek görmüş arılar gibi vızıldayarak dönerken çevresinde. Çocukların sevinci rengi uçmuş annelerin yüzüne renk oluyor. Anlıyoruz doğru yere geldiğimizi, doğru yere gönderildiğimizi.

            Vefa Sosyal Destek Grubu üyeleri olarak başımız kalkmıyor önümüzden. Yaşaran gözlerimizden utanır gibiyiz. Oysa merhametin nişanı olan gözyaşı en büyük silahımız dünyanın acımasızlığına karşı. Dünyayı mazlumların gözyaşı kurtaracak kurtarırsa, yine mazlumların ahı yakacak yakarsa.

            Ev bir tohumdur. Orada atılır yarınların temeli. Oradan yürünür güzel günlere, istikbale, ötelere, cennete. Evleri onarmalı. Madden ve manen. Herkesin bacası tüten, başını sokacak bir çatısı olmalı. Biz de Cahit Sıtkı gibi bir memleket istiyoruz. “Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun; /  Kış günü herkesin evi barkı olsun.”

            Bacası tüten, mutlu mesut yuvalardan kanatlanıp uçacak kuşlar ziyadeleştirecek gökyüzünün mavisini. Dünyanın aydınlık yüzünü gölgeleyen perdeyi onlar yırtıp atacak. Ergenekondan çıkar gibi çıkacağız evlerimizden, yüreklerimizde güm güm vuran mehter kösünün eşliğinde yürüyeceğiz yarınların, Kızılelma’nın fethine.

            Adı Ahmet olmuş, Mehmet olmuş yardımı yapanın, yardımı alanın; ne fark eder. Aynı vatanı, havayı, suyu paylaşıyor olmak ekmeğimizi, sevincimizi, üzüntümüzü paylaşmak için yeterli değil mi?

            Ocakların sönmemesi, kesik kesik de olsa tütmesi için birileri erzak kolisi dağıtıyor, birileri faturaları ödüyor, birileri zekâtını, fitresini veriyor. Biz böyleyiz. Burası Türkiye.

            Evet, taşıma suyla değirmen dönmez. Ama dereye su gelinceye kadar değirmen taşlarının birbirini yiyip bitirmemesi için bu bir pansuman tedavisi. Tedavi sonuç verip bahara eriştiğimizde değirmenin dönmeye başlayan çarkları çevresinde hepimiz için iş ve aş tarlaları yeşerecek. Herkes kendi tutacak yiyeceği balığı. Minnetsiz lokmanın lezzeti yer edecek damaklarda.

            Ve gökyüzünde güneş gibi gülecek çocuklar, aydınlanacak yedi iklim dört bucak. Babalar eli dolu dolu döndükçe her akşam eve kuş olup uçacak annelerin yarın kaygısı. Evlerimiz cennet bahçelerinden bir bahçe olacak; içinde, önünde cennet çocuklarının oynadığı.  

Ergül ALTAŞ



Bu yazı 658 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI