Bugun...
DÜŞÜK PROFİLLİ GÖSTERİLEN TÜRKİYE-ABD-İSRAİL İLİŞKİLERİNİN ASIL HEDEFİ


Dr. Ceyhun DEMİRKOLLU
 
 

DÜŞÜK PROFİLLİ GÖSTERİLEN TÜRKİYE-ABD-İSRAİL İLİŞKİLERİNİN ASIL HEDEFİ

 

Dr. Ceyhun DEMİRKOLLU,

Milli Savunma Üniversitesi

[email protected]

Özet

Türkiye-İsrail ilişkilerinin bölgesel/uluslararası-iç ve dış kamuoyu tepkiler sebebiyle, ABD ekseni üzerinden muvazaalı olarak yürütüldüğü düşünülmektedir.

Bu konuya ilişkin veriler çok yönlü-sarmal ortamda, algısal bir yapıya dönüştürüldüğünden konuyu anlamak oldukça zor hale gelmektedir. Doğaldır ki bu kaotik durum saçaklı bir yapı formatı ile şifrelenmiştir. 

Türkiye’nin ABD üzerinden, İsrail’in güvenliğini sürdürmesine yarayan dış politikasının okunması-çözülmesi avam açısından milli bir formata çevrilerek engellenmektedir. Buna rağmen bu muvazaalı durum sürdürülebilir yapısını bir müddet koruyacak gibi görünmektedir.

Ne var ki bu ilişki türü; Türkiye’nin güvenlik politikalarını da tehdit eder hale geldiğinden daha milli ve savaşa yakın pozisyona geçişi de haber vermektedir. Böylelikle milli söylemler yukarıdaki düşüncenin örtülmesine daha da katkıda bulunacaktır şeklinde yorumlanabilir.

Yakın zamanda yine test edilen Türkiye-ABD “uzatmalı stratejik ortaklığı” (Türkiye aleyhine) defalarca kopmadığı için her defasında İsrail’in örtülü güvenliğinin garantilenmesi ile sonuçlanmaktadır

ABD’deki İsrail lobisi ABD’nin uluslararası hâkimiyeti, Çin ve Asya blokuna dönüşüp devredilmesine kadar bir zaman aralığında bölgesel çatışma ortamlarındaki kaotik yapı ile beslenerek sürdürülmeye devam edebilir.

İşte bu yüzden Türkiye-ABD-İsrail ilişkilerinin örtülü ve ABD eksenli yürütülmeye devam edeceği konuşunda şüphe duyulmamalıdır.

İsrail diasporası kadim dönemden bu yana “sürgün” dönemlerini; Babil-İspanya-Rusya-Osmanlı-İngiltere ve son olarak ABD himayesinde/onların bünyesinde varlığını korumuştur. Bu duruma göre İsrail diasporası çift kutuplu olarak anakarasını korumaya kesintisiz çaba göstermiştir.

Dünya etki merkezi, Çin önderliğinde Asya pazarlarında uluslararası ölçekte ekonomik ve kültürel bir yapıya dönüşürse İsrail’in bu yapıdan uzak kalmasının düşünülmesi ütopya olur.

Yukarıda öngörülen faraziyeler her saniye daha gerçekliğe yaklaşmaktadır.

Bu çalışma; determinist bir şekilde kamuoyu önünde formatlanan örtülü uluslararası ilişkilerin ulusal ölçeklerde ne denli farklı algılarla gizlenerek hedefe yüründüğünün gösterilmesi bakımından daha sonra önem kazanabilecektir.

 

Bu pratik Türkiye-ABD-İsrail ilişkilerindeki muvazaalı yapıda çok belirgin olarak ortada durmaktadır.  Yine aynı çalışma ile yukarıdaki örnek verilen ülkeler üzerinden konunun izahı hedeflenmiştir.

Yakın gelecekte buna benzer üç boyutlu/dinamik ve perde arkasına ışık tutan çalışmaların akademik çevrelerde yeşereceğine olan inancımız tamdır.

 

Anahtar Kelimeler: Diaspora, lobi, uluslararası ilişkiler, savaş

THE MAIN TARGET OF TURKEY-USA-ISRAEL RELATIONSHIP WHICH WAS SHOWN IN LOW PROFILE

 

Abstract

Due to regional / international-domestic and foreign public reaction of Turkey-Israel relations, It is thought to be carried out on the USA axis.

As the data on this subject is transformed into a perceptual structure in a multi-directional environment, it becomes very difficult to understand. Naturally, this chaotic situation is encoded in a fringed structure format.

Reading-solving of Turkey's foreign policy turning over the US serves to maintain the security of Israel is prevented from turning it a common national format. Nevertheless, this controversial situation seems to maintain its sustainable structure for a while.

However; seeing that this type of relationship has become threatening for Turkey's security policies, it reports the transition to a more national and close to war position. Thus, it can be interpreted as national discourses contributes to the covering of the thought above.

Since "extended strategic partnership" between Turkey and USA (Against Turkey), which is recently tested again, has not ruptured; at every time, it ends up with the covered safety guarantee of Israel.

The Israeli lobby in the United States can continue to be fed by the chaotic structure of regional conflict environments for a while until the international domination of the US is turned into a Chinese and Asian bloc.

That is why one should no doubt about continuing to carry out the relationship of Turkey-USA-Israel in a covered and USA-centered basis.

Since ancient times; Israeli diaspora has kept its presence under Babylon-Spain-Russia-Ottoman-England and lastly under the auspices of the United States as the “exile” periods. Accordingly, the Israeli diaspora has made uninterrupted efforts to protect its mainland as bipolar.

If the world center of influence becomes an international economic and cultural structure in Asian markets under the leadership of China, it would be utopian to think of Israel to stay away from it.

The assumptions foreseen above become more and more close to reality in every second.

This study will be able to gain importance after showing how this aim is being executed secretly with a publicly-formatted determinist way of concealed international affairs in national scales with different perceptions.

This collusive and practical structure in US-Turkey-Israel relations is very evident in the middle. With the same study, it is aimed to explain the issue through the countries given above.

We strongly believe that such three-dimensional/dynamic and shining light behind the scenes will emerge in the academic community shortly.


Key Words: Diaspora, lobbying, international relations, war

 

Giriş

Bu çalışma amaç ve yöntem bakımından Türkiye-ABD-İsrail ilişkilerinin kamouyuna doğrudan aktarılmayan “back channel” türü ilişkilerine dikkat çekmeyi hedeflemektedir. Doğaldır ki açık kaynaklar dâhil bu tür ilişkiler farklı mesajları içinde barındırmaktadır. Bilinmelidir ki salt tek düze bilgi ve yaklaşımlar ile bu sarmal anlaşılamamaktadır.

Bu makale yolu ile Türkiye-ABD-İsrail ilişkileri kronolojisi amprik sıralamayla ortaya konmak istenmektedir. Ayrıca bu temasların İsrail boyutunu da denkleme katarak üç boyutlu bir aktarım öne çıkarılmak istenmiştir. Bu üç aktör Batı kampları içerisinde olup Türkiye’nin farklı konumunun kabul derecesine göre bazen karşıt ilişkiler yürütmektedirler.[1]

Hemen belirtmek gerekir ki; Türk hükümetleri ABD’nin emperyal tavırlarından çoğunlukla rahatsız olmuşlardır. Fakat yeterli-gerekli tepki konusunda ellerindeki kozlara göre tavır almışlardır. Bu yüzden ABD-Türkiye ilişkilerindeki sarmal çok boyutlu denklem görünümden de karışıktır. Normal veriler bu temasların derinliğini tarif etmekten oldukça uzaktır.

 Bu çalışma; konuya değin ileride yapılacak başka araştırmalar için temel bakış açısı kazandırılmasını hedeflemiştir.

 

Türkiye-ABD İlişkileri Kronolojisi

Türkiye-ABD ilişkileri 1800’lü yılarda başlamıştır. Bu ilişki günümüze değin iniş, çıkış, çalkantılı, abartılı, adeta fırtınalı bir evlilik gibi yürümektedir. Bu ilişki nedense kopma aşamasına gelse bile bir türlü sonlanmamaktadır. Her iki ülkenin diplomatik ilişki yanında “back channel” yani arka kapı yolu ile de teması da ayrıca gözlenmektedir.[2]

ABD’nin Türkiye’yi müstemleke gibi gören tavırları ve tepeden bakan diplomasi dışı emperyal tutumları çok dikkat çekicidir. “Robert Koleji’nin açılması-Marshall Yardımı-Füzeler-Kore-NATO-U 2 Olayı-Johnson krizi-Kıbrıs-İkili Anlaşmalar-Haşhaş Krizi-İncirlik Üssü’nün kapatılması-Silah Ambargosu-Sözde Ermeni Soykırımı-Çekiç Güç-Muavenet Zırhlısının vurulması-Irak-Suriye Müdahaleleri-Kürt Federe Devleti-İnsan Hakları-Stratejik Ortaklık-Fikri Mülkiyet Hakları-Emniyet İstihbarat İşbirliği-1 Mart 2003 Tezkere Krizi-Çuval olayı- Gezi Protestoları yanında yer alınması-15 Temmuz Darbe girişimi ve önceki askeri darbeler veya muhtıralar-FETÖ yapılanması-IŞİD Terör Örgütü-Fırat Kalkanı ve diğer Operasyonlar-PKK-YPG’ye Ağır Silah Sevkiyatı-Korumalar Krizi-Halk Bank ve Zarrap olayı Rahip Bronson olayı-Vize Krizi-Büyük Elçilik Krizi-Patriot-S 400-F 35-SU 57” ve önümüzde bekleyen yeni krizler Türkiye ABD ilişkilerindeki kırılma eşikleri olarak tarihteki yerlerini almışlardır.

 

Türkiye-İsrail İlişkilerindeki Kırılma Eşikleri

İsrail’in 1948’de kurulmasından ve Türkiye’nin bir yıl içinde İsrail’i tanımasının ardından bir ilişki başlatılmıştır. Bu ilişkilerde de zaman zaman yaşanan kırılmalar Arap devletlerinin tepki ve etkileri üzerinden yürütülmüştür. Bu her zaman geçerli olacak bir jeopolitik gereklilik olarak anlaşılmalıdır.[3]

Ancak bu kırılmalar, 2009 yılında Davos’ta  “One Minute” krizi 2010 yılında “Mavi Marmara” olayı ve ardından 2010 yılında “Alçak Masa” krizi ile Türkiye özeline taşınarak ilişkiler tedricen askıya alınmıştır. Bu olay Türkiye’nin İsrail ile karşı karşıya getirilmesi ajandasının başarılı bir sonucudur. Çünkü İsrail’e vaadedilmiş topraklarını vekâleten hazırladığı düşünülen vekil PKK-YPG-DAEŞ terör örgütleri, ABD desteği ile bölgede varlık gösterip dengeleri bozmak için çatışma çıkarmışlardır.

Daha yalın bir deyişle ABD bu tür terör örgütlerini sahaya sürerek Türkiye ile bir vekâlet savaşı başlatmıştır. Buradan beklenen kırılma ile “Büyük İsrail hedeflerini gerçekleştirmek için ABD, terör örgütleri ile Türk hükümetlerini ve ardından devletini bölünmeye zorlamaktadır” şeklinde düşünenlerin sayısı gün geçtikçe artmaktadır.[4]

 

Türkiye- İsrail İlişkileri Neden ABD İle Bağlantılı?

İsrail’in Batı desteği ile bölgede belirdiği günden beri Ortadoğu coğrafyasında sular durulmamaktadır.[5] Doğaldır ki ABD İsrail politikalarının hamisi konumundadır. ABD ve İsrail ile ilişkileri zaman zaman “Back Channel” arka kapı veya diplomasi dışı istihbarat kanalları ile sürdürülmektedir.

Ekonomik ve güvenlik ile ilgili konularda yürütülen açık kanal ilişkileri kamuoyundan saklanması gerektiğinde ise Türkiye diğer iki aktör ile teması yürütmektedir. Bu durum doğaldır ki kriz dönemlerinde daha da tırmanışa geçmektedir.[6]

Arap Baharı olumsuzlukları sonrası Türkiye’nin Irak ve Suriye ile ticaretinin sekteye uğraması yanında ardından Libya pazarının kaybedilmesi-Mısır’da Ro-Ro ticaretinin kesilmesi-Rus uçağının düşürülmesi ve İsrail gazının Türkiye üzerinden nakli vb. gibi konular bu dönemin gelişmeleri arasında sayılmalıdır. Böylece Türkiye İsrail ve Batı ile temasını yeniden “fabrika ayarlarına” döndürmüştür.

Doğaldır ki İsrail bölgede yalnızlığını ABD desteği ile garanti altına almaktadır.[7] Türkiye ABD’nin gizli ajandası saydığı bölünme ve bu toprakları önce Kürtler ve ardından da İsrail’e pay edebileceği endişesini derinden duymaktadır. Bu yüzden Suriye kuzeyinde operasyonlarını başlatmıştır. Her ne kadar bu operasyonlar ABD-Rusya’nın bilgisi dâhilinde olsa da Türkiye kendisinin onayı olmadan bölgede her hangi bir oluşuma gidilemeyeceğin somut mesajlarını vermiştir. Ancak bu duruşun ileride Türkiye üzerinde daha da büyük planların (2. Sykes-Picot benzeri) devreye sokulabileceği şeklinde okunmasında fayda mülahaza edilmektedir..

Türkiye, zaman zaman ABD üzerinden yürüttüğü İsrail politikalarını doğrudan yürütecek ölçüde pragmatik tedbirleri almaktadır. Bu yüzden önceki dönemin bağıtları geçerliliğini yitirmiş sayılmalıdır.

Gelecek Dönemde Olası Senaryolar

Türkiye’nin “bölgesel alan hâkimiyeti konumunu iktifa ettirme gayretleri ve lider etkisi” sebebiyle İsrail ile ilişkilerinin eskisi gibi olmayacağı anlaşılmaktadır.

Türkiye’nin bölgede dik duracağı ve kendi sınırları ile değişikliklere şiddetle tepki vereceği malumdur. Bu duruşun daha sarmal ve gizli planların habercisi olacağı unutulmamalıdır.

Sanılanın aksine İsrail-Filistin sorunu Türkiye-PKK-YPG-DAEŞ üçlemesi ile denkleştirilmiş sayılmamalıdır. Ayrıca Filistin sorunu İsrail için ne ise, sözde Kürt sorunu Türkiye için aynı özdeşliği tarif edemez.

Bu şu anlama gelmektedir. Filistin sorunu doğal ve  konjonktürel bir işgal sorunudur. Sözde Kürt sorunu ise Kürtlerin bile anlamlandıramadığı suni bir özellik taşımaktadır.

Gelecek döneme bakarsak; Türkiye-İsrail ilişkileri bu güne değin ABD desteği-zorlaması ile perde arkasından yürütülemeyecek kadar açığa çıkmıştır. Gelecek tasarlayıcıları Türkiye-İsrail ilişkilerinin çatışma ortamına sürüklenmesini ya da öyle sanılmasını planlamış olabilirler.

Önümüzdeki dönemde iki aktör, ABD perdelemesi olmadan ama açıktan desteği ile doğrudan diplomasi yürütebilecek kadar bölgede jeopolitik güç toplamayı sürdüreceklerdir.[8] Diğer deyişle İsrail sorunlarını ertelemek bakımından; Türkiye terörle meşgul edilip ekonomik operasyonlar ve algı yönetimleri ile zayıflatılmıştır. İsrail’in jeopolitik güç kazanması tamamlanıncaya kadar Batı tarafından pozitif ayrımcılığa tabi tutulduğu bu gün iyice anlaşılmıştır. Halen siyasal coğrafi dezavantajını jeopolitik kazanımlarla iktifa ettirebilecek bir üstünlüğe kavuşamayan İsrail Devleti yine de Türkiye’ye karşı belli mevzilerde alan üstünlüğü kazanmıştır.[9]

Batı, dini ayrımcılıkla İsrail ve Gürcistan’ı ABD-NATO operasyonları ile şemsiyesi altına almıştır. Aynı Batı, tüm müttefiklik anlaşmalarına rağmen Türkiye’yi bu iki ülke ile çepeçevre kuşattığını doğrudan bilmektedir. Bu ancak gizli bir ajandanın marifeti olarak kabul edilebilecek ölçüde kasıtlı bir durumdur. Bu istikamette düşünen entelektüel sayısı Türkiye’de oldukça yüksektir.

Bu senaryolar gelecekteki öngörüler bakımından ele alındığında; Türkiye bakımından adeta felaket tablosu görünümü çizmektedir.

Türkiye kendi menfaatlerini Batı ve ABD-İsrail üçlemesi genel yaklaşımından kopararak ulusal çıkarlarının gerektirdiği alanlara kaydırmakta artık çekince içinde olmayacaktır. Diğer tüm yaklaşımlar yukarıdaki olgunun alt yordamları olarak tezahür edebilir. Son gelinen noktada artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. 1948 sonrası bölgede beliren İsrail Batı’nın Ortadoğu’daki çıkarlarını bekçisi niteliğindedir. Türkiye’nin Batı ittifaklarında yer alsa bile bir gün bu bağıtlarını sorgulayabileceği öteden beri bilinmektedir.

Bunun geciktirilmesi için alınan kimi tedbirler açığa çıkmıştır. Başka bir deyişle İsrail bu günler için hazırlanmıştır. İki aktörün çıkarlarının müttefiklik dairesinde tutulamayacak kadar genişleyip çakışacağını bilmek sır değildir.

Yine de Türk karar vericileri İsrail ile ticari-silah anlaşmalarını ve diğer mutabakatları sürdürmekte kararlı görünmektedirler. En azından bulgular düzeyinde bu tür somut bir çok veriye açık kaynaklarda kolayca rastlanabilmektedir.

 

Sonuç

Bu makaleden anlaşılacağı üzere;

Türkiye-İsrail ilişkileri zaman içerisinde iniş ve çıkışlar ile doludur. Bu inişler İsrail’in emperyal tavırlarından kaynaklanmıştır. Çıkışlar ise Batı ve ABD dayatması ile veya Türkiye’nin çevrelenmesi ve ekonomik-silah ihtiyacı gibi başlıklar sebebiyle tedricen ve de-facto olarak sonuçlanmıştır. Ancak yolun sonuna gelindiği çok açıktır.

ABD’nin Mısır ve Suudi Arabistan’a verdiği destek denklemin öte yanında Türkiye-Rusya-İran cephesinde bileşik kaplar usulü çıkışa sebep olmaktadır.

Esasen Türkiye konjonktürel olarak demografik üstünlüğünün de verdiği avantajla hızla güç kazanmaktadır. Batı’nın gizli ajandası Türkiye’yi İran ve Rusya ile karşı karşıya getirmesi şeklinde gerçekleşebilir. Bunun için stratejik güç olan Rusya ile ABD’nin Sykes-Picot türü bir anlaşmaya varması tahmin edilen normal bir davranış olur.

İlişkilerin tırmanış gösterdiği 1990’lı yılların ardından 2006-2008’lerde İsrail; Lübnan ve Gazze’ye harekât düzenleyerek barış ortamını sabote etmiştir. Çuval krizi ile alçak koltuk krizi arasında bir fark yoktur. Ayrıca buna bir de Trump’ın mektup krizi de eklemlenmiştir.Her iki eylem de Türkiye’nin onurunun zedelenmesini hedefleyerek sahneye konmuştur. Mavi Marmara ile de bu niyetler bir üst seviyeye taşınmak istenmiştir. Bu tutumlar karşısında “stratejik ortaklık” sözlerinin sürdürülmesi diplomasi ile açıklanamayacak başka türden bağıtların şüphesine yol açmaktadır. Karşılıksız sürdürülen Batı desteği İsrail’in “sorgulanamaz” bir konuma taşınmasına sebep olmuştur.

Bölgede oluşan Batı karşıtlığı, bir anlam taşımamaktadır. Ancak Türkiye’nin buradaki mazlum halkların sorunlarını yüksek perdeden dile getirmesi dikkat çekmektedir. Bu tutum O’nu doğal küresel aktör konumuna hızla taşımaktadır. Bu gün Batı, Türkiye’ye karşı “Ermeni Soykırımı-Kıbrıs-PKK-YPG-DAEŞ-ekonomik baskılar-algı savaşı vb. gibi bilinen klasik yaptırımlarla dayatmalarda bulunmaktadır. Ancak bu konular Türkiye’nin gündeminde beklenen etkiyi artık doğurmamaktadır. Hatta kamuoyu “ne olacaksa olsun” türünden bir toplumsal siyasal ve psikolojik eşiğin ötesine geçmiştir.

Öte yandan Türkiye’nin NATO içindeki fiili durumu da tartışmalı bir hal almıştır. Bu sebeple NATO Almanya’nın kontrolü için şimdilik en doğru ve kısa mekanizma olarak önümüzde durmaktadır. Fransa ise yeniden Avrupa liderliği hayaline kapılmaktadır. Bu sıkışmışlıklar Türkiye için ağır ve kesin karar alınmasını engellemektedir. Çünkü Türkiye’nin hizaya getirilme günleri biterse bu diğer ülkeler için kötü örnek olacaktır.

Yine de Türkiye’nin pragmatik ve akilane yaklaşımları sabırla örüldüğünde Batı’da beklenenden de yüksek karşılığını bulabilecektir..

 

Kaynaklar

Arı, Tayyar Uluslararası İlişkiler, Alfa Basım Yayın Dağıtım, İstanbul, 1997.

Ben-Haim, Ruth. İsrail Hakkında Gerçekler, İsrail Enformasyon Merkezi, Keter Pres, Kudüs, 2008.

Demir, F. A. “Jeopolitiğe Günümüzden Bir Bakış”, (ed. A.F. Demir), Harp Akademileri Bülteni, İstanbul, 2000, 109-132

İlhan, S. Jeopolitik Duyarlılık, TTK Yayınları, VII dizi, Ankara, 1998.

Kaynak Mahir, Emin Gürses, Büyük Ortadoğu Projesi, İlk Yayınları, İstanbul, 2004.

Özcan, Nihat, Ali. “Terör ve Çatışma Araştırmaları-İran’ın Türkiye Algılaması ve Politik Araç Olarak Terör”, Stratejik Analiz, Dergisi, ASAM Grafiker Ltd. Şti. ASAM Dergisi, Haziran, Cilt: 1, Sayı: 2, ss. 49-55, Ankara, 2000.

Sander, Oral. “Türkiye’nin Batı Bağlantısı -1- A.B.D. ve Türkiye”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Sayı: 1-4 Cilt: 35, ss. 63-86, Ankara, 1980.

Turan, S. Türkiye’nin Coğrafi Konumunun Dış Politikasına Etkisi, Yayınlanmamış doktora tezi, İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Uls. İlş. Böl. İstanbul, 1992.

Winstone, H.V.F Ortadoğu Serüveni, (çev: Fuat Davutoğlu), Risale Basın Yayın, İstanbul, 1999.

 

 

[1] Oral, Sander, “Türkiye’nin Batı Bağlantısı -1- A.B.D. ve Türkiye”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Sayı: 1-4 Cilt: 35, Ankara, 1980, ss. 61-77.

[2] Mahir Kaynak ve Emin Gürses, Büyük Ortadoğu Projesi, İstanbul, 2004, İlk Yayınları, s. 10-18.

 

[3] Ali Faik Demir, (2000): “Jeopolitiğe Günümüzden Bir Bakış”, (ed. A.F. Demir), Harp Akademileri Bülteni, İstanbul: s. 107-124.

[4] Nihat Ali Özcan, “Terör ve Çatışma Araştırmaları-İran’ın Türkiye Algılaması ve Politik Araç Olarak Terör” Stratejik Analiz, ASAM Dergisi, Grafiker Ltd. Şti, Haziran, Cilt: 1, Sayı: 2, Ankara, 2000, ss. 49-54.

 

[5] Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler, İstanbul, 1997, Alfa Basım Yayın Dağıtım, s. 97-104.

[6] H.V.F Winstone, Ortadoğu Serüveni, (çev: Fuat Davutoğlu), İstanbul, 1999, Risale Basın Yayın, s. 17-22.

[7] Ruth Ben-Haim, İsrail Hakkında Gerçekler, İsrail Enformasyon Merkezi, Keter Pres, Kudüs, 2008, s. 63-65.

[8] Sibel Turan, (1992): Türkiye’nin Coğrafi Konumunun Dış Politikasına Etkisi, Yayınlanmamış doktora tezi, İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Uls. İlş. Böl. İstanbul: s. 2-8

[9] Suat İlhan, (1998): Jeopolitik Duyarlılık, TTK Yayınları, VII dizi, Ankara: s.6-12.

 





Reklam

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI