Bugun...


Tarihçi - Yazar Dr. Senem KARAGÖZ yazdı: "TUNA’YA DOKUNMAK MI TUNA’YA TUTUNMAK MI!"

Tarihçi - Yazar Dr. Senem KARAGÖZ yazdı: "TUNA’YA DOKUNMAK MI TUNA’YA TUTUNMAK MI!"
+ -

 

TUNA’YA DOKUNMAK MI TUNA’YA TUTUNMAK MI!

Görüntünün olası içeriği: dağ, açık hava, doğa ve su

Tuna Neresidir

Türk tarihinin ve Avrupa’nın en önemli nehirlerinden biri olan Tuna, Almanya’nın güneyinde yer alan Schwarzwald (Kara Ormanlar) bölgesinde doğar. İsmini Roma Nehir Tanrısı olan Danuibius ya da Danube’den alan nehir, doğduğu noktadan itibaren Karadeniz’e dökülene kadar Almanya, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan, Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Ukrayna olmak üzere tam 10 ülkeden geçer. 

Fotoğraf açıklaması yok.

Tuna Nehri üç bölüm olarak incelenmektedir. Bunlar; Yukarı Tuna; nehrin kaynağından Devin Geçiti'ne kadar olan birinci kısım, Orta Tuna; Yukarı Tuna bölümünün sonundan başlayarak, Sırbistan-Romanya sınırındaki Demir Geçit'e ulaşan ikinci kısım ve Aşağı Tuna; Demir Geçit'ten Karadeniz kıyısındaki Rumen ve Sulina’ya kadar olan son kısımdır.

Tuna’nın Osmanlı Devleti’ndeki Yeri ve Önemi Nedir

Osmanlı hâkimiyetindeki Tuna Nehri, Macaristan’daki Estergon nahiyesinden başlayıp Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir araziyi kat etmektedir.

Fotoğraf açıklaması yok.

Osmanlıların Tuna üzerinde hâkimiyet kurması, askeri, siyasi, stratejik ve ekonomik açıdan önem taşımaktaydı. 1393 yılında Tırnova Bulgar Çarlığının ve 1390 yılında Vidin Bulgar Prensliğinin topraklarını fetheden Osmanlı Devletinin kuzey sınırları Tuna Nehri’ne ulaşmıştır.

            Ulaşım, nakliyat ve ticaret yolu olması hasebiyle ticari, ekonomik ve askeri öneme haiz olan Tuna; Osmanlı İmparatorluğunun başkenti İstanbul için de ayrı bir öneme sahiptir. Avrupa ve Balkan topraklarından gelebilecek İstanbul’un iaşesine yönelik ürünlerin başlıca nakliyat yolunu oluşturmaktadır.

Evliya Çelebi Tuna nehrini “ümmü’n-nühûr / nehirlerin anası” şeklinde ifade etmektedir.

Franz Babinger, Tuna Nehrini Osmanlı İmparatorluğu’nun “kader ırmağı” olarak nitelendirir. Nehir bu yönlerinin yanında doğası ve konumu ile kıyısındaki hayatın çeşitlenmesi ve zenginleşmesine olanak sağlamaktadır.

            Bu bakımdan Tuna ve etrafının şenlendirilebilecek yani Türk nüfusa yurt olabilecek durumda olması, Tuna’nın güvenliği açısından önemli olmuştur.

                Tuna nehri Osmanlılar açısından askeri, siyasi, stratejik, ticari ve ekonomik açıdan oldukça büyük önem sahip bir nehirdir. Tuna, Osmanlıların kuzeyden gelebilecek saldırılara doğal savunma hattını oluştururken aynı zamanda kuzey istikametinde yapılacak olan akınlar için de ince donanma sayesinde takviye güç sağlayacak bir ortam niteliğindedir.

Osmanlı Devleti’nde Tuna’nın Son Zamanları

1878’den sonra Tuna Boylarındaki topraklarını kaybeden Osmanlı Devleti tarihin ve kaderin bir cilvesi olarak 20. yüzyılda tekrar Tuna Deltası’nın bulunduğu bölgeye asker göndermişti. Tuna Osmanlı Menzil Müfettişliği adını taşıyan bu özel birlik Birinci Dünya Savaşı esnasında Avrupa’da bulunan Osmanlı kuvvetlerinin bir parçasıydı.

Tuna Nehri Birinci Dünya Savaşı’nda özellikle 1917 yılında buğday, mısır, fasulye, un, şeker gibi maddelerin Anadolu’ya ulaşmasında tarih boyunca yaptığı gibi Rumeli’nin zenginliğini fakir Anadolu’ya taşımıştır. Tuna Osmanlı Menzil Müfettişliği sevk ve idâresinde yapılan bu operasyonlar için Bükreş, İbrail, Mecidiye, Hırsova, Dobriç ve Yerkök’te nokta ve istasyon komutanlıkları kurulmuştur.

Sonuç

Yaklaşık 500 yıl Osmanlı egemenliğinde kalan bu bölgenin günümüzde başka devletlere kıyısı bulunmaktadır. Almanya içlerinden kaynağını alıp tarih boyunca aynı güzergâhı takip eden Tuna Karadeniz havzasına sularını taşımaktadır. Bu güzergâhta yolculuk yapmak istenirse görülecektir ki sadece büyük bir ırmak değil canlı bir tarih yaşamaya devam etmektedir. Bu tarih içerisinde birçok kültüre ev sahipliği yapmış, tarım havzasında sakinlerini doyurmuş, akan suyunda bir devletin askeri ve sivil bütün iaşelerini taşımış olan Tuna aynı zamanda kendisini yurt edinenler için bir hayat çizgisi oluşturmuştur. Bu sahada Tuna ne derse ona göre bir hayat alanı çizilmiştir; çetin kışlarda donmuş, ilkbaharda taşkınlara sebep olmuş, yazın kurumuş bir hayat alanı.

Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, bitki, ağaç, okyanus, açık hava, su ve doğa

            Fotoğraf: Prof. Dr. Orlin Sabev: Tuna Kıyısı- Niğbolu, Bulgaristan

Tarihe bakılacak olursa Tuna Osmanlılar için bir iaşe, savunma ve saldırı hattı olmasının yanı sıra manevî tarafı da olan bir nehirdir. Hatta neredeyse canlı olarak telakki edilen, sadece maddî değil manevî tarafıyla da benimsenen bir nehirdir.

            Durmaksızın sularını taşıyan bu nehir Anadolu ile Tuna’nın bağının kopmadığının hatta bu bağın canlı ve dinamik olduğunun bir göstergesidir. Sanki oralardan sadece su değil adeta bir tarih de akmaktadır. Bakıldığında hala o bölgede bir Türk varlığı konuşulmakta, Türk-İslam kültüründen önemli izler bulunmaktadır; silinmesi de oldukça güç görünmektedir. Tarih arşiv belgeleri ile yazılır lâkin halkın hafızası ile arşiv kayıtlarınız bir bağ kuramazsa sonradan bir tarih oluşturma işine girersiniz ki bu biraz yapay kalır. Bu anlamda eğer insan, geçmişten geleceğe; hikâyeleriyle, türküleriyle, ev bahçe yapılarıyla, sofrasına konan katıklarıyla, kıyafetlerindeki desen, folklorundaki ezgileriyle tarihini taşıyabilmişse “dokunmak”tan fazlasını yapmıştır. Günümüzde Tuna üzerinde yaşanılan hayat alanından uzaklaşılmış olsa da nehir üzerindeki akan sular gibi hala canlı bir bağ bizi oraya bağlamaktadır.  

KAYNAKÇA

Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, (Haz. Seyyit Ali Kahraman- Yücel Dağlı), 3. Kitap, İstanbul 1999, 18.

Dursun, A. Haluk. (Kış 2012). “Osmanlı Arşivinde Tuna Nehri ve Kıyıları”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, XII/2, 333-339.

Kayapınar, A. “Osmanlı Hâkimiyetinde Tuna Nehri ve Tuna Adaları”, Osmanlı Sosyal ve Ekonomik Tarihi, Prof. Dr. Yılmaz Kurt Armağanı 1, Ankara: Akçağ Yayınları, 472-520.

Kayapınar, A. (2010). “Fransız Arşiv Belgelerine Göre XIX. Yüzyılda Aşağı Güney Tuna Havzasında Osmanlı Savunma Sistemi,” XV. Türk Tarih Kongresi, Ankara 11-15 Eylül 2006, Kongreye Sunulan Bildiriler, C. 4- 3. kısım, Ankara, 1631-1638.

Kılıçaslan, E. (Bahar 2010). “XVIII. Yüzyılda Tuna Demirkapısı ve Girdaplar İdaresi”, Karadeniz Araştırmaları, S. 25, 59-76.

http://ahsenokyar.com/?p=69760  

https://www.ozelliklerinedir.com/tuna-nehrinin-ozellikleri-nelerdir/

https://www.sosyaldeyince.com/images/20.yy-osmanli-harita.jpg






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI