Bugun...


Mustafa Kutlu’nun 50 yıllık hikayesi
Mustafa Kutlu 50 yıl önce Hareket dergisinde bir desen çalışmasıyla birkaç ay sonra da ilk hikayesiyle okurunu selamladı. Yeni Şafak Kitap olarak Mustafa Kutlu’nun hikayeciliği üzerine bir soruşturma gerçekleştirdik. Yazan: Ayşe Olgun, 10 Ekim 2018, Yenişafak Kitap eki

Mustafa Kutlu’nun 50 yıllık hikayesi
+ -

AYŞE OLGUN

Kültür sanat dünyasına yazarak değil çizerek giren bir isim o. Bundan tam 50 yıl önce Hareket dergisinin kapağını çizerek edebiyat ve sanat dünyasına adımını atan Mustafa Kutlu aynı yıl “O” adlı bir hikayeyle de dergideki okurlarına ‘merhaba’ dedi. Daha sonra yine Hareket dergisinde Sait Faik’in hikayeciliği üzerine yazdığı tezini yayımladı. Ara ara hikayeler yayımlasa da uzun yıllar dergiye desenler çizmeye devam etti. 1979 yılında ilk hikaye kitabı Yokuşa Akan Sular yayımlanıncaya dek de hikayeleriyle pek gündeme gelmedi.

41. KİTABIYLA OKURA SELAM

Bugün Mustafa Kutlu’nun 41. kitabı elimizde: Sevincini Bulmak. İlk hikaye kitabı yayınlandıktan sonra her yıl bir sonbahar mevsiminde yeni bir hikaye kitabıyla okurunu selamlamak artık bir Kutlu geleneğidir. Arada Dergâh ve Yeni Şafak’ta çıkan yazılarını topladığı kitapları saymazsak bu gelenek –istisnalar dışında- devam ediyor.

ÇOK YÖNLÜ BİR YAZAR

Halen hem Dergâh dergisinde hem de Yeni Şafak gazetesinde yazılar kaleme alan Mustafa Kutlu çok yönlü bir yazar. Hikayelerinde okuru görsel bir şölene de davet eder. Bunu da Kutlu’nun yazmadan önce daha ortaokul yıllarından itibaren resimle haşır neşir olmasına bağlayabiliriz.

Resim yapmak, fotoğraf çekmek sevdiği uğraşların başında gelse de uzun yıllar büyük bir hevesle sinemayla da ilgilenir. Mesela Halit Refiğ’in yönettiği Kurtar Beni filminin senaryosunu yazar. Yine Osman Sınav’ın Kapıları Açmak filmi için de senaryo yazar ve bu iki film de Antalya Film Fesivali’nden ödül alır. Ayrıca yine TRT kanalı için pek çok hikayenin senaryosunu yazar, dramatik belgesel metinleri kaleme alır. Geçtiğimiz yıllar seyirciyle buluşan ve büyük beğeni toplayan Uzun Hikaye filminin hem hikayesi hem de senaryosu yine Kutlu’ya aittir.

 

HAYATIN İÇİNDEN BİR SES

Samimi bir dille okurlarının karşısına çıkan Kutlu’nun kahramanları da içimizden biridir. Hepimizin başından geçecek olayları, hırsları, mutsuzlukları ve sevinçleri yaşayan kahramanları okurunu hikayesinin içine çeker. Bunu yaparken gözlem yeteneği çok güçlü bir yazarla karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha anlarız. Zaten Kutlu da kendini iyi bir televizyon izleyicisi ve koyu bir Fenerbahçeli olarak tarif ederken kalabalığın içindeki kendini işaret eder. Başta da hatırlattığımız gibi Mustafa Kutlu 50 yıldır okuruna yazarak ve çizerek bir hikaye anlattı. Kitap ekimizin Ekim sayısında Mustafa Özel, Osman Sınav, Ali Ayçil, Yıldız Ramazanoğlu, Necip Tosun ve Alpay Doğan Yıldız Kutlu’nun hikayeciği üzerine yazdı. Yakup Öztürk ise Kutlu’nun son kitabı Sevincini Bulmak üzerine değerlendirme yazısı yazdı.

 

HİKAYELERİ GÖNÜL TUTUŞTURUR

MUSTAFA ÖZEL

Mustafa Kutlu üryan gelmiş, üryan giden adamdır. Kapitalizme eyvallah etmemesi bundandır. Boğaziçi mezunları olarak bizden sonraki gençleri “bilinçlendirmek” istediğimizde (1984) onlara ilk hediye ettiğimiz kitap Ya Tahammül Ya Sefer idi; yirmi yıl sonra kaleme aldığım en kritik Anlayış yazım da (2004) bu kitaptan neş’et etti: “Ne Tahammül Ne Sefer!” Roman Diliyle Siyaset kitabımı taçlandıran bu yazıdan ötürü Kutlu’ya ödenmesi zor bir borcum olmalı. Kanaat Ekonomisi’ni bilmem ama, son kırk yılın Türkiye romanı, bu iki seferi zihinde canlandırmadan yazılmamalı!

 

Mustafa Kutlu, bilinci modernlikle kirlenmeden yazandır. Hikâyeleri roman değil, gönül tutuşturucu birer destandır. Ruhuyla yazdığı için, bizi hep sükûna çağırandır. Yarım asırdır İstanbul’da ikamet edip de hep Erzincan’da yaşayandır. Balzac, Parislileri, kendilerinden daha iyi tanıyan taşralıydı. Mustafa Kutlu, İstanbulluları tanımak istemeyen taşralıdır. Terakki deyip çıldıranlara biteviye hududullahı hatırlatan bir garip ‘kalbi yaralı’dır. Sevincini Bulmak yazarının sermayenin mutlak hâkim olduğu düzenledir davası; yoktur hiçbir sermayedara kini. Kitapları çok satsa da, gönül gözüyle okuyanı var mıdır, bilmem. Çünkü modernler ne Robert Owen’i hatırlıyorlar artık, ne Prens Kropotkin’i!..

 

 

 
Mustafa Özel

 

BİR MEMLEKET HİKÂYECİSİ

NECİP TOSUN

1970’den 2018’e kadar yirmi dokuz öykü kitabı yayımlayan Kutlu’nun Türk öykücülüğünde en önemli ayırt edici özelliği onun “Şark hikâyeciliği” tavrıdır. Bu yaklaşımıyla Cumhuriyet dönemi Türk öykücülüğüne yerli bir soluk ve renk getirmiş, bize ait bir ruh iklimini, kültür ve duyarlığını öykülerinde yansıtmıştır. O, öyküdeki arayışını hikmet ve ahenk olarak belirlemiştir. Hikmeti tema, ahengi de biçim anlamında kullanmıştır. Aslında bu iki kavram aynı zamanda bütün bir Şark-İslam sanatının temel yapısını oluşturur. İşte Kutlu öykü anlayışını bu zemine oturtur. Böylece gelenekle bir bağ kurup hem muhteva hem de biçim olarak gelenekle bugün arasında yaşanan kırılmanın önüne geçmek ister.

 

Onun öykülerinin en belirgin özelliği klasik anlatım tarzını ve çerçeve hikâye anlayışını tercih etmesidir. Anlatımını her ne kadar klâsik yönteme yaslasa da modern öykünün imkânlarını ihmal etmemiş, durum ve atmosfer öykülerinin başarılı örneklerini vermiştir. Böylece ortaya zengin bir öykü dünyası çıkmıştır. Bu nedenle bazen biçimsel kaygıları hepten göz ardı edip, mesajın peşine düşen tipik bir geçmiş zaman masalcısı görüntüsü, bazen de modern edebiyatçılar gibi bilinçaltı, iç monolog teknikleriyle üslupçu bir yazar görüntüsü sergilemiştir. Kutlu, sahih, açık, net metinleriyle öyküde, “harbî söylem” diyebileceğimiz yepyeni biçimsel bir yol açmıştır. Kutlu, kıssa geleneğine sıkı sıkıya bağlı bir yazardır. Öykülerinde okura aktarmak istediği bir mesajı, görüşü vardır. Hemen hemen her öyküde bir tezi, bir doğruyu okura aktarmak ister. Bu görüşlerinin arka plânında ise Nurettin Topçu yer alır.

Kutlu, tipik bir “memleket hikâyecisi”dir. Pek çok öyküsünü ülkemizin yaşadığı sosyal, kültürel, iktisadi değişikliklere ve bunların bireydeki etkisine yaslar. Onun öykülerinde Türk toplumunun son dönemde yaşadığı siyasal, toplumsal, teknolojik serüvenin derin izlerini görürüz. Bu öykülerde, özellikle değişimin nelere mal olduğuna ve neler kaybettiğimize dikkat çekilir. Kutlu bu öykülerde, bir sanatçı öngörüsü ve sezgisi ile olaylara, durumlara yaklaşır.

 

 

 
Necip Tosun

 

İYİLİK GÜZELLİK MERHAMET PEŞİNDE

Mustafa Kutlu iyilik, güzellik, merhamet peşinde bir öykü dünyası yaratırken, hakikati en duru, en yalın, en sade hâliyle öyküde görünür kılmaya çalışmıştır. Dünyayı güzelleştirmek için iyilikleri yaygınlaştırmaya çalışan derviş bir hikâyecidir o.

 

Bir sanatçının bütün eserlerinin aynı kalite ve nitelikte olması elbette her zaman mümkün değildir. Sanatçı üretim sürecinde başarılı ürünler üretebileceği gibi vasat hatta onun altında ürünlere de imza atabilir. Ama Kutlu tekrara ve çoğaltmacılığa kaçmadan kendisini yenilemeyi ve geliştirmeyi bilmiş, öyküsüne sürekli yeni alanlar açmış, tutarlı, seviyeli bir öykünün peşinde olmuştur. Bir edebiyatçıyı değerlendirirken, onun hakkında yorum yaparken bütün bir edebiyat serüveni birlikte değerlendirilmelidir. Hatta zirve eserine göre bakılmalıdır. Mustafa Kutlu Türk öykücülüğünün zirve eserlerini de vermiş bir yazardır. Bu anlamda sadece son kitaplarından yola çıkarak Kutlu öykücülüğü hakkında genel yargıda bulunmak yanıltıcıdır.

Kuşkusuz öyküsüne son noktayı koymamış ve hâlen öykü yayımlamayı sürdüren Mustafa Kutlu hakkında son sözü söylemek zor. Elbette son sözü kendisi söyleyecek. Ama bu yirmi sekiz kitaplık öykü birikimiyle bile onun şimdiden Türk öykücülüğünde temel bir yapı oluşturduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bütün karakterleri feraset sahibidir

OSMAN SINAV

Hikaye, roman ya da sinemada karakter oluştururken rol model çizmek kolay değildir, zor bir iştir. Mustafa Kutlu’nun hikayeciliğinde benim en başta önemsediğim şey Türk milletini feraset sahibi karakterlerle anlatmasıdır. Bakın bütün hikayelerine orada hırsızı da katili de sarhoşu da feraset sahibidir yani negatif karakteri de feraset sahibidir. Aynı zamanda onun kitaplarındaki dili de çok önemlidir. Mustafa Kutlu’nun hikayelerini okuduğumuzda bir sinema salonunda güzel bir film izliyoruz sanırız, kitabın kapağını kapattığımızda güzel bir filmi izlemişiz gibi hikaye zihnimizde canlanır. Bu anlatım dilindeki başarının altında kendisinin de sinemayla yakından ilgilenmesine bağlayabiliriz. Ama bu Kutlu’nun hikayelerinden sinema filmi yapmak isteyenleri yanıltır, çünkü onun kitaplarını senaryoya aktarmak öyle sanıldığı gibi kolay bir iş değildir. Mesela ben Uzun Hikaye’nin senaryosu üzerinde aşağı yukarı 12 yıl çalıştım. Zaman zaman düşünerek, araştırma yaparak Mustafa Kutlu’yla sohbetler yaparak bu senaryoyu ortaya çıkarabildim. Bu zorluk hikaye diliyle roman dilinin birbirinden farklı olmasından kaynaklanır.Mustafa Kutlu hikayesinde uzun uzun anlatır ve sonra öyle bir yere gelir ki orada ‘öyleyken böyle’ deyip başka bir olaya geçer. Siz okur olarak ‘öyleyken böyle’ derken ne olduğunu anlarsınız, hayalinizde canlandırırsınız ama bunu sinemada öyle anlatamazsınız. Sinema somut deliller ister sizin bunları kurmanız lazım hikayenin ruhuna uygun olarak bu yüzden zordur ama her kitabın kapağını kapattığınızda müthiş bir film izledim dersiniz. Sinemada da bir karakter çiziyoruz iyi ya da kötü olabilir ama onun feraset sahibi olması çok önemlidir. Bakın Kıyamet Suresinin 2. ayetinde Allah kullarına “İnsan vicdanının kınayan sesini tanıklığa çağırıyorum” der. Eğer kıyamet günü insan vicdanının kınayan sesini Allah tanıklığa çağıracaksa, çizdiğiniz karakterin feraset sahibi olması son derece önemli. Feraset sahibi olmak insan ilişkisine farklı bir soyut katar hacimlendirir bu yüzden de çok kıymetlidir.

 

 

 

 
Osman Sınav

 

Hak ve hakikat arayışı

YILDIZ RAMAZANOĞLU

Sevincini Bulmak kadın kahramanları özünden yakalamış. Fatma Barbarosoğlu kitabı roman olarak görmekte haklı sanırım. Ben de öyle bir tat aldım. Hayal kırıklıklarını yardım faaliyetleriyle onaran, başörtüsü direnişlerinin kadını Elif ile ömrünü Tanpınar’a adamış bir akademisyen olan Üsküdarlı Suna’nın üzerinden son on yıllarda başımızdan geçen toplumsal ve bireysel değişimin oylumlu hikayesi.

Tıpkı diğer Mustafa Kutlu öykülerindeki gibi hak ve hakikat arayışı metnin özünü oluşturuyor. Kutlu’da kötülerin bile içindeki insani öze merhamet besleyen bir anlatım var. Günümüz yazarlarında insanın dünyaya tek ve yalnız fırlatılışının acısı, beyhudelik duygusu, anlamsızlığın egzistansiyalist Bulantı’sı varken, Kutlu başıboş bırakılmamış, aydınlatılmış, sorumluluğu üstlenmiş insanı koyabiliyor önümüze.

Dünya hayatı ayetteki gibi oyun ve eğlenceden ibarettir fakat bu Kutlu’nun tasavvurunda bu boş vermişlikle sonuçlanacak bir inanç değil. Dünyanın tuzaklarına yakalanmadan dünyevi olanın içinde yol almak mümkün. Allah’ın muradını anlayanlar için, cüz’i iradeyi aşan durumlarda yazgıya isyanla direnmek yerine dikkati yüce olana vermek evla. Çok büyük olaylar bile bu tevekkülle atlatılabilir.

Kutlu’nun derin kurgusunda insan fıtratını bozan hırsları olayların akışı içinde aşındırarak kalpten söküp atma çabası var. Hikayelerde kusursuz fıtratın hayat içinde eğilip bükülüşünü elle tutar gibi hissederiz. Hakikati iyiyi ve güzeli arayan bireyler sonunda sağlam bir tutamak bulabilir.

 

Anadili olan Türkçesini geliştirmek isteyen gençler için Kutlu’nun bütün eserleri bir dil bahçesi aynı zamanda. Akleden titreyen kalbin dili.

 

 

 
Yıldız Ramazanoğlu

 

BİR VAKİTLER TÜRKİYE’DE…

ALİ AYÇİL

Mustafa Kutlu, hikâyeciliğinin ilk dönemlerinde “olmakta olanı” anlatmıştır. “Olmakta olan”, gençlerin bir dava etrafında bir araya gelip dağılmaları ya da henüz üstü başı terli duran göçtür. Kutlu, bu ilk döneminde sadece yaşananlara bir ayna tutmakla kalmaz, bazı öngörülerde de bulunur. Dava delisi Kerim; arkadaşları hayat tarafından geri çağrılan idealist Murat; tekkesi siyasilerin ayakaltına dönünce şehri terk edip ıssızlığa çekilen şeyh efendi, Kutlu sezgiciliğinin zaman tarafından haklı çıkarıldığını gösteren örneklerdir.

Mustafa Kutlu Uzun Hikâye’den başlayarak perde perde “olmakta olan”dan “olmuş olan”a doğru yönelir. Bu bütünüyle geçmişe, hatıralara bir dönüş değildir. Geçmiş, hikâyeleri anlatılan kahramanların “sosyal nüfus cüzdanı”nın çıkarılmasını sağlayan bir yöntem olarak metinlere aksetmiş gibi görünür. Böylece hal ve mazi iç içe geçerek, bir vakitler Türkiye’de yaşayanların örfü bu güne taşınır. Aslında Mustafa Kutlu, bir şekilde kendini yeni kuşaklara aktarmaya çalışan ama bunu hızlı değişimden ötürü pek de başaramadığını düşünen Türk halkına sözcülük eder. Çok sevilmesinde, farklı yaş grupları tarafından takip edilmesinde bu yanının rolü vardır. Kuşkusuz büyük rol Türklere mahsus hikâye etmenin sırrını çözmüş olan “Kutlu dili”ne aittir.

 

 

 

 
Ali Ayçil

 

Bize iyilerin hikayesini anlatır

ALPAY DOĞAN YILDIZ

Mustafa Kutlu okumak insana iyi gelir. Onun yazdıkları, ayrılık vaktinin her geçen gün biraz daha yaklaştığı dünya hayatıyla olan ilişkimizi hatırlatır bize. Allah’a kulluk etmek için yaratıldığımızı, O’nun yarattığı her şeye; insana, tabiata, bütün mahlûkata iyilik etmek için dünyada bulunduğumuzu söyler. Kutlu bize iyilerin hikâyesini anlatır. Etrafımızdaki güzellikleri gösterir. Dünyada elbette kötülükler; bunları yapan kötüler, onun söyleyişiyle “yaramaz” adamlar da vardır; ama o ısrarla iyilerden bahseder. Onun hemen her hikâyesinde iyi insanlar tanırız. Dünya iyi insanlar olduğu için ayaktadır. Bu insanlar kısa hikâyelerinde bazen Cevat, bazen Seyfettin, bazen de isimsiz iki simitçi çocuktur. Uzun hikâyelerinde ise kunduracı Kerim Usta, Dürümcü Baba, Deli Kenan, Doktor Atalay gibi isimlerle hatırlarız onları. Hepsi de bir iyiliğe vesile olarak hayattaki sevinçlerini bulurlar. Nitekim yazarın son hikâye kitabı Sevincini Bulmak’ta da Suna Hoca’nın köylü çocuklara bir şeyler öğretirken sevincini bulmaya başladığını, ablası Eczacı Sevim’in iyilik peşinde hayata bağlandığını, sevincini bulduğunu görüyoruz. Mustafa Kutlu bize de sevincimizi nasıl bulabileceğimizi sezdirir. O bize bakmayı, fark etmeyi öğretir. Kutlu’dan, Akbank’ın önünde bir armut ağacı olduğunu ve bu ağacın bize bir şeyler anlattığını; demir yığını bir trenin türküler ilahiler söylediğini, ilk çıkan ağaç yapraklarının bir keçi yavrusu kadar sevimli ve parlak olduğunu öğreniriz. Onu okurken “Ne güzel bir Türkçemiz var, iyi ki Türkçemizin güzelliğini bize gösteren Mustafa Kutlular var” deriz.

 

 

 

 
 
Alpay Doğan Yıldız



Bu haber 82 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI