Bugun...


MERVE CAN: NE ÇEKTİK BE
Kayışlar kopmak üzeredir. Bembeyaz kâğıt, özensiz iğrenç yazılarla bir o kadar karışır. Adeta sabah evden çıkmadan önce çantana attığın kulaklığın çantandan çıkardığında yedi yüz on altı kere birbirine düğüm atması gibidir.

MERVE CAN: NE ÇEKTİK BE
+ -

                 NE ÇEKTİK BE!

Sınava çalışırsın ve sınav günü gelir. Hazırsındır. Kafana çırpıcı sokulmuşçasına bütün bilgiler birbirine girer. Hatta bilgiler beyninden taşacakmış gibi gelir. Bir an önce bunlar kafandan aşağı dökülmeden önce sınava girmek istersin. Sırtında bir yük gibidir, tarladan mahsulünü almış satışa gidiyorsundur. Mahsulü toplarken sıkılır ve yılmak istersin, zor gelir ama buna ihtiyacın da vardır. Zar zor hasatını yaparsın ve sırtına yüklenirsin, yol almaya başlarsın –bilgileri zar zor kafana sokarsın, aldığın yol ise çalıştığın son geceden sınav saatine kadardır-.

Hoca gelir ve kâğıtları dağıtır. Birinci darbe; “Kâğıtları açmayın, başlayın dediğimde başlayacaksınız”. Sağ omzundan vurulursun. Hayat çok anlamsızdır. Yaşamanın manası kalmamıştır. Bileklerine jilet atma isteğiyle dolup taşarsın. Önündeki sınav kâğıdına bakamıyorsan gözlerini elektrikli süpürgeyle çekme zamanı gelmiştir. Hatta yaşamak için bir sebep yoktur.

Bu, canını serçe parmağını sehpaya vurmak kadar, elindeki yeni ve tazecik, körpe çikolatanı düşürmek kadar hatta ve hatta kent kartını okuttuğunda herkesin içinde ‘yetersiz bakiye’ diye bağıran kadın kadar acıtır. Gözünü hocadan ayırmazsın, kâğıtları dağıtmasını beklediğindeki yüz ifaden, yemek isteyen kedinin masumluğu kadar çaresiz ve muhtaçtır.

Beynin durur, enerjin yerlerde sürüklenirken “Başlayabilirsiniz” ikazı gelir. Artık içinde çokta istek kalmamıştır. Zoraki bir şekilde kâğıdı çevirirsin ve sınava başlarsın. Derken sorulara hiç acımadan hunharca geçerken, hiçbir soru önünde duramazsın.  Motoru zorlayan beyninden, hafif hafif yükselen yanık kokusu buram buram kokar.

Kayışlar kopmak üzeredir. Bembeyaz kâğıt, özensiz iğrenç yazılarla bir o kadar karışır. Adeta sabah evden çıkmadan önce çantana attığın kulaklığın çantandan çıkardığında yedi yüz on altı kere birbirine düğüm atması gibidir. Daha birçok alt edilecek soru vardır. Ne yazık ki yanında dikilen gölgeyi fark edip başını yavaş yavaş -hayali Samanyolu fon müzikleri eşliğinde-  kaldırırsın.  İkinci darbe; Hoca yanında duruyordur. Gözlerini sana dikmiştir. Ve o saatten sonra kalemin bir milim kıpırdamaz.

04.01.2017 MERVE CAN




Bu haber 383 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI