Fransız Macron’un cüzdanı - Prof. Dr. Aygün Attar, Türkiye Azerbaycan Dostluk İşbirliği ve Dayanışma Vakfı Başkanı
Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un son dönemlerde Türkiye’ye yönelik ,dozunu her geçen gün daha da artıran çıkışlarının sebebini 1916 senesinde aramak lazım. O zaman çok net olarak anlayacağız ki Macron’un çıkışları vicdan değil cüzdan bazlı...

Fransız Macron’un cüzdanı - Prof. Dr. Aygün Attar, Türkiye Azerbaycan Dostluk İşbirliği ve Dayanışma Vakfı Başkanı


20.yüzyılın başlarında yağlı kalemle her ikisi de sömürge yönetiminde yetişmiş, bir İngiliz ve bir Fransız tarafında çizilen Sykes-Picot Orta Doğu haritası, akabinde varılan anlaşma (!) aslında bugün yaşanan her şeyi özetliyor. Çünkü bu haritada İngiliz ve Fransızların sömürge ruhu, günümüzün Orta Doğu’sunun çıkmazları, 100 yıllık plana dair hırs, bölge halkının Avrupalılar tarafından yöneltilmesine dair ihtiraslı bir irade var. Fakat ne hak ne hukuk ne dd adalet var. Türkiye’ye Macron tarafından yöneltilen küstah iddiaların tümü var ve icracısı da Macron ‘un büyük dedesi Fransız Picot.

Bizim Türklerin değimi ile anlaşılan Macron, geçmişi ile yüzleşmekten korktuğu için Ortadoğu’da olup bitenlere Fransız kalmış durumda..Aksi halde utancından susması icap ederdi zira

Birinci Cihan savaşının keşmekeşini fırsat bilerek alelacele yapılan Sykes-Picot anlaşması Orta Doğu’da günümüzdeki içler acısı durumun yegane müsebbibidir.

GAULLİZMİ UYGULUYOR

Bir İngiliz’le bir Fransız baş başa vererek öyle bir harita çizdiler ki 16’ıncı yüzyılın başından itibaren Osmanlı idaresinde olan toprakları paramparça ettiler, parselledikleri Osmanlı topraklarından yeni ülkeler yarattılar ve akbaba misali o bölgeye kondular. Yetinmediler, Osmanlı’nın 300 yıllık idaresini, maddi ve manevi mirasını babalarının malı gibi taksimata tabi tuttular:

Irak ve Filistin, İngiltere( hali hazırda Ürdün’ün bulunduğu topraklar da dahil olmak üzere)

Suriye ve Lübnan da Fransa müstemlekesi oldu.

Hızlarını alamayan İngiltere Mısır’ı Fransa ise Mağrip’i kontrolü altına aldı.

Günümüze gelecek olursak, konuşmalarında Türkiye ‘ye karşı bölge halkı adından konuşan Macron’un büyük dedesi Picot , Birinci Cihan savaşının belirsizliğini fırsat bilerek Osmanlı’nın yasal mirasına çöktüğü o anlaşma Arapların bilgisi dışında gizlice imzalamış bir antlaşmaydı. Libya’da resmî devletin davetine binaen bulunan Türkiye ‘ye itiraz etme hadsizliğini gösterenler 1916 senesine bakarsa o tarihten günümüze Ortadoğu’nun hiç düzlüğe çıkmadığı gibi hep sorunlar yumağı olarak varlığını devam ettirdiğini görürler. Fakat 1915 senesine sabitlenmiş olan Macron, Ortadoğu ‘da felaketlerin başlama tarihi olan altında Fransa‘nın imzası bulunan 1916 senesi işine gelmediğinde oraya bakmıyor.

Macron, Fransız Dış Politikasında Gaullizmi uygulamaktan yana tavır sergilemektedir. General de Gaulle, Fransa‟nın Ortadoğu’da her zaman mevcut ve etkin olduğu tezinden hareketle pozisyon belirleme ” söylemi ile iktidara gelmiş ve Arap Dünyası ile sıcak ilişkiler kurmaya muvaffak olmuştu. General de Gaulle ile Macron arasındaki temel farka bakacak olur isek ilki ,”Fransa’nın Ortadoğu siyasetinde Fransız diplomasinin desteklediği etkinlikler ve iki kutuplu uluslararası sistemin süper güçleri arasındaki dengeden yararlanarak, ABD’nin hegemonik etkisini kırma yönündeki politikalardan ” yana idi. O ise Macron, Türkiye ‘nin bölgedeki etkisinden şiddetli rahatsızlık duyduğundan bu etkiyi kırma yönünde kendisinden geçmiş halde didinip duruyor. En ucuz popülizme tenezzül ederek sözde Ermeni soykırımını kullanmaktan, terör örgütü üyeliyi nedeniyle mahkum edilen, Türkiye ‘de yattığı hapishaneden firar eden vatan haini ile el sıkışmaktan kaçınmıyor.Macron, Türkiye‘nin Libya’daki varlığından öylesine rahatsız ki kendi ülkesinin Anayasa mahkemesi tarafından verilen kararların aksine çıkışlar yaparak sözüm ona göz dağı veriyor. Peki Macron’un temel derdi nedir?Demokrasi ve insan hakları söylemlerine kimse inanmaz zira Fransa ‘da demokratik taleplerle sokaklara çıkan sarı yeleklilere karşı uygulanan acımasız tavrı tüm dünya görmekte.

SİLAH VE EKONOMİ DENKLEMİ

Macron’un Doğu Akdeniz ve Libya’da Türkiye’yi hedef alan açıklamalarının tek nedeni zor durumda olan Fransız ekonomisini Ortadoğu’ya daha fazla silah satarak canlandırmaktır. Ortadoğu’da durumun karmaşık hal alması, belirsizlik çözümsüzlük Fransa‘nın işine gelmekte, zaten gerisi de umurlarında değil. Türkiye üç yüz yıl idaresinde bulunduğu, yakın komşumuz olan bölgenin tüm sıkıntılarından “nasibini” almakta, dolayısıyla bölgenin bir an evvel huzura kavuşmasını arzu etmekte.

Ortadoğu’da yaşanan tüm acılarda, dökülen kanlarda, gerçekleşen terör eylemlerinde Fransa’nın suç ortaklığı ve rolü var. Kendisini ,” ABD’den daha az güçlü ancak onunla aynı kategoride, Çin’den daha güçsüz ancak daha fazla sesini duyuran, Almanya’dan daha az zengin ancak daha etkin” bir uluslararası güç olarak tanımlayan Fransa, ayrılıkçı grupları en fazla destekleyen ülkelerin başında geliyor. Fransa’da Türk düşmanlığı yapanlar baş tacı yapılan ayrılıkçı gruplardır. Oysa kendi ülkelerindeki elliden fazla etnik grubu zapturapt altında tutmaktadırlar Fransızlar. Sömürge politikası sonucunda asimile ettiği, dilini unutturduğu, bağımsızlık mücadelesini kanla bastırdığı etnik azınlıklara karşı acımasız davranan Fransa’da Alsas, Breton ve Korsika bilinçli olarak açıkça geri bırakılmıştır. Lothringce, Lüksemburgca, Moselfrança ve Renfrankça da yine Fransız Yönetimi’nin yok saydığı yerel dillerdir. Baskılıları Flamanları İtalyanları geçtim, Fransa’nın Korsikalılara yaptığı baskı, yürüttüğü asimilasyon tüm dünya tarafından bilinmekte. Fransa, Korsika’yı şimdi bir İtalyan şehri, o dönem bağımsız olan Cenova’dan satın almıştır. Ada halkının konuştuğu Korsu dilidir. Adanın ekonomisi Korsikalılar’ın değil Fransızlar’ın elindedir. Özetle, Fransa’daki azınlıklar konusunda yapılan bütün araştırmalar, Fransa’nın azınlıklarına ait dilleri yok etmek için elinden geleni yaptığını, etnik kimliklere yönelik acımasız bir siyaset yürüttüğü açıkça gösteriyor.

PKK VE ERMENİ LOBİSİ

Lakin gelin görün ki etnik azınlıklar konusunda sicili bozuk Fransa, Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen Avrupa müktesebatının azınlıklarla ilgili düzenlemelerini reddeden Fransa, ne Breton realitesini ne de Katalonlar’ın gerçekliğini tanıyan, azınlıkların korunması gibi bir kavramı literatüre almayan Fransa, tüm devlet imkânlarıyla Türkiye ‘deki ayrılıkçı grupları destekliyor ve başta Kürt Enstitüsü olmak üzere hepsini ciddi şekilde finanse ediyor. PKK’nın önde gelenleri ile Fransız usulü aşk yaşayan, ülkemizdeki etnik grupları flörtüz davranışları ile ayrılıkçı faaliyetlere teşvik eden Fransa, kendi ülkesinde ekalliyetlere yasakladığı her şeyi Türkiye’den talep edecek kadar yüzsüzdür.

Ermeni diasporasının şımartıldığı, sözde Ermeni soykırımının sözcülüğünün yapıldığı Fransız Hükümeti’nin aşk kaçamakları kadar siyasi riyakârlığı da tescillidir.

Afrika’daki bütün sömürgelerinde yerel dilleri yok eden ve Afrikalıları anadillerinden yoksun bırakan, Cezayir’de Fransızca’yı eğitim dili yaparak Arapça’yı katleden Fransa, iki de bir Türkiye’de Kürtçe eğitim meselesini ortaya atmaktadır.

Cezayir ulusal birliğine karşı Berberi Enstitüsü ile Cezayir’de de bölücülere lojistik destek sağlayan Fransa’nın aynı yöntemle Türkiye’deki bölücülerle işbirliği yaptığı aşikârdır. Uluslararası İlişkilerin temel prensibi mütekabiliyettir. Mütekabiliyet ilkesi, bir devletin, başka bir devletin vatandaşlarına uyguladığı hukuki veya fiili bir davranış biçimine karşılık, diğer devletin de aynı şekilde davranmasıdır.Buradan hareketle Türkiye ve Azerbaycan da gerekeni yapmalı, Fransa ile onun anladığı dilden konuşmalılar.

Ermenistan basınında yayınlanmış habere göre Fransa’nın Alfortville kenti ile Ermeni işgalinde olan Karabağ’ın Berdzor kenti arasında Dostluk Deklarasyonu imzalanmış.. İmza töreninden sonra uydurma Karabağ yönetimini temsil eden Bako Sahakyan, deklarasyonun imzalanmasını “Siyasi, hukuki ve moral açıdan Karabağ için önemli bir hadise” olarak nitelendirerek , bunun “Dost ülke Fransa ile bağların pekişmesi ve gelişiminin önemli esaslarından olduğunu” kaydetmiş…

AZERBAYCAN’IN DA KARŞISINDA

Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğunu ve Ermenistan tarafından işgal edildiği gerçeğini bilen ve bu yönde Avrupa Konseyi kararlarında iştirak eden Fransa anlaşılan Karabağ’da Ermeni işgalini meşrulaştırmakta kararlı...

Bu düpedüz uluslararası hukukun Fransa tarafından ihlal edilmesi demektir, üstüne üstlük de bu ülke AGİT Minsk Grubu’nun eşbaşkanlığını yapmaktadır ki bu grup Karabağ sorununun çözülmesi için yirmi sene önce yaratılmıştır... Azerbaycan‘ın en kısa zamanda Fransa’nın özel statüye sahip tek azınlık bölgesi olan Korsika’dan bir grupla Bakü’de içini kültür sanat ve sair ilişkilerle doldurduğu bir işbirliği protokolünü törenle Paris’ten duyulacak şekilde imzalaması elzem oldu.

Türkiye’ye gelince, Korsika’da ‘Frontu di Liberazione Naziunalista Corsu’ (FLNC) adındaki bağımsızlık yanlısı örgütün temsilcilerinin Ankara ve İstanbul’da ağırlanması şart oldu.

Cezayir’de yapılan soykırım belgelerle birlikte tekraren değerlendirilmeli, sözde Ermeni soykırımının hesabını sorma cüretini gösteren Macron’un önüne koyulmalıdır. Böylece, nasıl bir camdan köşkte oturdukları Fransızlara hatırlatılmalıdır.

Parfümleri sayesinde çürük kokularını, french oje ile tırnaklarındaki pisliği kapatmaya, ünlü öpücükleri ile ihanetlerini af ettirmeye alışmış bir millete hak ettiği muamele yapılmaz ise Fransa‘ya Fransız kalmamız kaçınılmaz olur…

Kaynak: yenisafak.com https://asasmedya.info/news/authors/10471-fransiz-macronun-cuzdani


Tarih: 25.02.2020 22:13