Necdet CURA: Umut Berhan ŞEN'le görüştü
Necdet CURA'nın Tacettin Dergahında tarihçi- sosyolog Umut Berhan Şen'le yaptığı önemli röportajı yayınlıyoruz.

Necdet CURA: Umut Berhan ŞEN'le görüştü


Necdet Cura: Umut bey, öncelikle röportajımızı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Kısaca bir sizi tanıyabilir miyiz?

Umut Şen: Ben teşekkür ederim. Yazan ve okuyan bir Tarihçi ve Sosyoloğum. Kendimi bildim bileli yazıyorum ve okuyorum. Tabi tarih benim ilgi alanım. Tarihle ilgili muhtelif araştırmalarım ve makalelerim var. Hem ulusal hem de yerel basında köşe yazarıyım. STAR Gazetesi AÇIK GÖRÜŞ için analiz ve değerlendirmeler kaleme alıyorum. Biri yeni yayınlanmış, bir tanesi ise yakında yayınlanacak iki tane kitabım var. Yeni yayınlanan kitabım; EMİR TİMUR ile ilgili kapsamlı bir araştırma-inceleme eseridir. EMİR TİMUR’un askeri faaliyetlerini, zaferlerini, dönemindeki kültürel ortamı, siyasal ortamı, ele alan eserim ATAYURT Yayınevi’nden çıktı. Bunun dışında bir polisiye roman yazdım. Siyasi-polisiye türündeki ilk romanım günümüzde geçiyor. Bu roman seri olarak devam edecek ve inşallah yakın bir gelecekte, raflardaki yerini alacak.

Necdet Cura: Tarih okuyan insanların ister istemez Siyaset Bilimi ve Devlet Yönetimi’ne dair ilgisi ve bilgisi oluyor. Peki ben size son zamanlarda dünyanın gündemine çok ciddi bir şekilde sarsan Yeni Zelanda saldırını sormak istiyorum. Bu saldırı tam olarak neydi?

Umut Şen: Önce şunu bilmemiz lazım. Çağımızda yeni bir savaş kavramı ortaya çıktı. Hibrid Savaş… Hibrid, Farsça kökenli bir kelime. Karma ve Melez anlamlarına geliyor.  İngilizceye bu kelime HYBRİD olarak geçmiştir. HYBRİD ENFORMATİON der İngilizler. İngilizler bu kelimeyi Farsça’dan almışlar.

  Hibrid Savaş’ta günümüzde geçerli olmayan pek çok argüman var. Artık şunu bilmek lazım, dünyanın herhangi bir yerindeki olay, bambaşka, uçsuz bucaksız bir yerinde gerçekleşen bir olay bugün Türkiye’yi etkileyebilir.

Necdet Cura:  Meşhur bir söz vardır. Amerika hapşurursa, Türkiye grip olur diye…

Umut Şen: Buna benzer bir durum. Ama biraz daha farklı. Kuralsızlık ve acımasızlık vardır.   Çağımızda pek çok istihbarat ve savaş teorisi var mesela. Siber Güvenlik ve Siber İstihbarat, Analiz İstihbarat, İç İstihbarat, Dış İstihbarat, Psikolojik Harekat, Psikolojik İstihbarat…

Bunun dışında baktığınız zaman pek çok istihbarat çeşiti mevcut. Bugün ne var mesela? ‘’Açık istihbarat’’ diye bir kavram var. Analize dayalı… Hibrid İstihbarat ve Hibrit Savaş hem askerliğe yönelik, hem de savaşa yönelik yeni bir kavram olarak ortaya çıktı. Hibrit Savaş’ın argümanlarından birisi de Hibrit İstihbarat… Bu arada şunu da asla unutmamak gerek; İstihbaratsız, savaş olmaz. Yani, ‘’Muhaberesiz muharebe olmaz.’’

  Yeni Zelanda’da yapılan ise şudur;

Müslümanlar ne kadar güçlü? Ne kadar birlik? Özellikle Türk Müslümanlar ne kadar birlik? Bir refleks ölçmeydi Yeni Zelanda olayı. Biz baktığımız zaman saldırıyı yapan katilin tüfeğinde şunları görüyoruz, Kosova Savaşı’nın tarihi  (1389) ve Kosova Savaşı’nda Murat Hüdavendigar’ı şehit eden Sırp katilin ismi yazılı tüfeğin üzerinde. Katil çok iyi tarih biliyor belli ki. Vahşice bir katliam her açıdan. Bu vahşi potansiyel dünyanın her yerinde vardır. Bütün radikal milliyetçi ve aşırı Sağ örgütlerde vardır. Kuşkusuz, Yeni Zelanda Cami Katliamı çok farklı bir vakadır. Tam bir Hibrit Savaş ve Hibrit İstihbarat örneğidir. Çünkü bu olayda, Müslümanlar’ın refleksini ölçüp, onları tekrar savaşa çekmek istiyorlar. Müslümanlar’ı Avrupa’dan koparmak istiyorlar.  Zira, Yeni Zelanda ve Avustralya kime bağlıdır? İngiltere’ye bağlıdır. Açık konuşalım artık bazı şeyleri.

Necdet Cura: Sömürgesiydi aslında düne kadar…

Umut Berhan Şen: Dün dünde kalmıştır. Bugün Türkiye- İngiltere ittifakı bir nevi ‘’Modern İpek Yolu’’ projesidir. Yepyeni bir küresel ittifaktır. Bunu baltalamak için ne gerekiyor? Tarih boyunca Müslümanlar’ın öncüsü konumundaki Türk Devleti ilke İngiltere’nin arasını bozmak. Bunu Yeni Zelanda ve Avustralya üzerinden yapabilirler. Ben, Yeni Zelanda, Avustralya ve İngiltere’de yeni cami saldırıları bekliyorum. Hibrit Savaşı başlatırken, servislerin, Hibrit İstihbarat tekniğinde kullanabileceği yöntemler çok çeşitlidir. Nedir bu yöntemler? Mesela, Müslümanların aleyhinde yapılan yayınlar…

Necdet Cura: Charlie Hebdo saldırısı…

Umut Berhan Şen: Elbette, Charlie Hebdo olayı ve sonrasında yapılan saldırı bu konuda ibretlik vakalardır. Şunu da belirteyim; Hibrit İstihbarat uygulamalarında ana kavram, Psikolojik Terör’dür. Mesela, Türkiye’de bir trend çıktı ortaya: Deizm…

Necdet Cura: Son zamanlarda çok yükseldi…

Umut Berhan Şen: Elbette insanlar istedikleri dine inanmakta özgürdürler. İslam dini zaten özgürlüğü savunan bir dindir. Ayrıca şunu da belirtmek isterim; bugün Eşarilik olarak adlandırılan yobaz anlayış üzerinden Müslümanlığı tahrif etmek de, Psikolojik Terör’ün bir başka boyutudur. Bilmiyorum açık olabildim mi?

 Necdet Cura: Evet, gayet açık…

Umut Berhan Şen: Dolayısıyla Yeni Zelanda’nın devamı gelecektir. Amaç, Müslümanlarla-Türklerle, İngilizlerin yaptığı ‘’Modern İpek Yolu İttifakı’’nın çökertilmesidir. Bunu da kim ister? ABD ister, başka güçler ister. Bu yüzden bütün güç odakları yani G-20 ülkeleri oturup bir karar vermesi lazım. Kesinlikle kimseyle çatışmamalıyız. ABD ile Türkiye müttefiktir her şeye rağmen. İngiltere ile ABD’de. Peki bu saldırı ne için yapıldı? Amerika içinde bir takım güç odakları var. Beyaz Saray’daki, Pentagon’daki bir takım farklı düşünce kuruluşları, farklı düşünce odakları var. Aşırı milliyetçi bakan, Evanjelistler ABD’de çok güçlü değildir. Sadece küçük ama etkili lobileri vardır. ABD’de asıl lobi Yahudi Lobisi’dir. Yahudi Lobisi ile Evanjelistleri birbirinden ayırmak gerekir. Aklı başında pek çok Siyonist, pek çok Yahudi, Evanjelist Yahudiler’in  ‘’Filistin’’e saldırmasına karşıdır. Aslında, Filistin Sorununu çözmek iki ülkenin elindedir. Kudüs, bütün dinlerin kutsal merkezidir. Bizim idaremizdeyken, Osmanlı elindeyken Kudüs, bütün dinlere eşit mesafedeydi. Bütün ibadetlerini yapabiliyorlardı. Tarihten bazı örnekler, anekdotlar çıkaralım ki, yeni ve kalıcı çözümler üretebilelim.

Necdet Cura: Avrupa ve Batı medeniyetinde hala bir Türk hayaletinin gezdiğini söyleyebilir miyiz?

Umut Berhan Şen: Türk hayaleti gezmiyor, bunu kim söylüyorsa hayaldir. Avrupa, bir sistem mühendisliği ürünüdür. Türkiye de bir sistem mühendisliği ürünüdür. Avrupa’da hayalet falan gezmiyor. Avrupa’da komünizm hayaleti bir zamanlar geziyordu, şimdi bu hayaletten geriye kala kala sadece Sosyal Demokrasi kaldı.

Necdet Cura: O zaman ‘’Avrupa’da Hayaletler Çağı’’ bitmiştir…

Umut Berhan Şen: Çoktan… 150 sene önce biten bir çağdır. Sosyal demokrasinin ortaya çıkmasıyla bitmiştir bu çağ. Yeni Zelanda olayı ile bunu ilişkilendirmek bana mantık dışı geliyor. Ya da hatalı bir tespit! Kim söylüyorsa bunu, hatalı bir tespit.

Necdet Cura: Son zamanlarda bazı çağdaş yazarlar bu fikirleri dile getiriyor.

Umut Berhan Şen: Saygı duyuyorum ama katılmıyorum bu tür fikirlere.   

Necdet Cura: Tarihi ve coğrafi anlamda çok ciddi bir kilit nokta olan Türkiye’nin bundan sonra kendini konumlandıracağı yer nasıl olacaktır?

Umut Berhan Şen: Türkiye, hem Doğu hem de Batı’nın güvenliğini sağlayan bir kilit ülke konumundadır. Türkiye, her zaman bir devlet politikasına sahiptir. Türkiye, her zaman büyüktür. Her zaman da büyük olarak kalacaktır. Bununla birlikte, tabi ki kendi yapısal sorunlarını çözmesi için birtakım reformlar yapması gerekir.  Mesela, Yerel yönetimlerin ihracat ekonomisinde önü açılmalıdır. Avrupa Birliği ile bizim kardeş şehirlerimiz vardır. Bunun sayısı artmalıdır. Avrupa ile ilişkilerimiz daha gerçekçi boyutlarda olmalı. Kendi iç dinamiklerini bilen bir Avrupa, bununla birlikte karşılıklı müşterek ve sosyal-ekonomik ilişkiler geliştirilmelidir. Bunu sanki AB olarak düşünemeyelim. Yani Gümrük Birliği olarak bakmayalım. AB’yi ayakta tutan iki ülke vardır, Almanya ve İngiltere…

  Almanya Türkiye’siz yapamaz. İngiltere için ise ‘’Modern İpekyolu Projesi’’ önümüzdeki yüzyılı şekillendirecek bir projedir. Rahmetli Süleyman Demirel’in bu projenin başarısı için çok ciddi çabaları oldu. Şuan Sn. Erdoğan’ın da çok müspet ve ciddi çabaları var. Türkiye Cumhuriyeti, bu projeyi doğru kurgulayabildiği ve yönetebildiği müddetçe, hiçbir zaman beka sorunu yaşamayacaktır. Tarihe baktığımızda bizim her zaman bir ‘’Beka Stratejisi’’ meselemiz olmuştur. Fatih Sultan Mehmet devrinde de vardır, Kanuni Sultan Süleyman devrinde de vardır. Selçuklular’ın kuruluş dönemi olan Selçuk bey ve onun oğlu Tuğrul bey dönemlerinde de olmuştur. Geleceğe yönelik sorunlar ise daima vardır. Ama Türkiye’nin bir beka sorunu, bir güvenlik sorunu, –Allah gecinden versin- devletin ayakta kalma sorunu asla yoktur.  Bu tür sorunlar olduğunu iddia etmek tevatürdür.  Türkiye, büyük bir devlettir. Türkiye, her zaman beka stratejisi belirlemek ister. Bu da güncel bir meseledir. Çözülemeyecek bir mesele değildir. Tehlikeli bir mesele değildir.

Necdet Cura: Güncel bir mesele diyorsunuz…

Umut Berhan Şen: Güncel ve doğal bir sorundur. Her zaman yüce devletimizin tarihinde var olan bir sorundur. Yani bu ‘’bir sorundan ziyade çözmemiz gereken bir problem gibi’’ düşünelim. Her organizasyonun bir problemi vardır. Devletlerin, insanların, ailelerin, şirketlerin… Keza küçük bir marketin de, holdingin de… Bu yapıların hepsi çalışarak ve yeni koşullara uyum sağlayarak sorunlarını çözerler. Yeni strateji ve taktikler geliştirilir. Örneğin; Real Madrid 80’li yıllarda çok kötü dönemler geçirmiştir. 2000’li yıllarda ise Avrupa’nın en büyük takımlarından biri olmuştur. Büyük başın derdi büyük olur her zaman. Ama büyük olduğu için sorunları rahatlıkla çözer.

Necdet Cura: Son olarak toparlayacak olursak ne söylemek istersiniz?

   Türkiye konumu gereği ne tam emperyalist olabilir ne de içe kapanık bir ülke olabilir. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Balkan ve Sadabat Paktları ile kendisinin bölgesel güç olduğunu göstermiştir. Yani ATATÜRK, ‘’Ben, bölgesel gücüm ve bölgemde çatışma istemiyorum’ mesajını ustaca verebilmiştir. Örneğin, 90’lı yıllarda terörist başının paketlenip Türkiye’ye getirilmesi bugün baktığımız zaman, ciddi bir güç olduğumuzu gösterir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Balkan ve Sadabat Paktlarını kurduğu o büyük devlet, kuşkusuz bugün de yüce ve güçlü olarak kendini devam ettirmektedir.

Bu noktada vurgulamak istediğim en temel konu da şudur; Türkiye’de bir ‘’Merkez Demokrasi Teorisi’’ vardır. Bu teori, geçmişteki emperyal uluslar çağında yani, Ortaçağ’daki Osmanlı’nın büyük güç olduğu, dünya gücü olduğu ‘’Merkez Kara Teorisi’’ yani ‘’Merkez Kara Hakimiyeti’’ gerçeğinin günümüze güncellenmiş halidir. Merkez Demokrasi Teorisi’ni kuran kişi Mustafa Kemal’dir. Günümüz Türkiye’sinde baktığımız zaman Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan dahil ‘’Merkez Demokrasi Teorisi’’ üzerinden politika yürütmektedir. Yakın geçmişte İnönü de, Özal da, Demirel de politikalarını bu şekilde yürütmüştür. Dolayısıyla ben Türkiye’deki Merkez Demokrat geleneğin çok ciddi bir potansiyelinin olduğunu düşünüyorum. Parti ismi değişir ama bu güçlü potansiyel hiçbir zaman mevzi kaybetmez. Türkiye’nin güzel bir geleceği var. Bugün millet olarak elbette ki bazı bedeller ödüyoruz. Ama nihayetinde, Türkiye, ilerleyen yıllarda daha güçlü, daha müreffeh bir ülke olacaktır. Önümüzdeki 1000 yılı ise Türkiye’nin bugünlerde attığı kararlı adımlar ve politikalar belirleyecektir. Çünkü, her 1000 yıl, kararlılıkla atılan bir adımla başlar.

Necdet Cura: Tarihistan okurlarına bu röportajı okudukları için, size de bu keyifli röportajımı yaptığımız için çok teşekkür ediyorum Çok sağ olun.

 


Tarih: 16.07.2019 20:59