Bugun...


FEVZİ YETKİN’İN ŞİİRLERİNDE MELANKOLİ
FEVZİ YETKİN’İN ŞİİRLERİNDE MELANKOLİ- YAZAN: Ceylan GÜLELÇİN

FEVZİ YETKİN’İN ŞİİRLERİNDE MELANKOLİ
+ -

FEVZİ YETKİN’İN ŞİİRLERİNDE MELANKOLİ

Ceylan GÜLELÇİN

 

Günümüz Türk şiiri içerisinde “ihsas (duygu) ve kültür şiiri arasında bir yerde konumlanarak” (Şen 2015: 31) şiirlerini yazan Fevzi Yetkin[1] bu güne kadar Zamana Dağılan Sözler ve Buğu Ömrüm olmak üzere iki şiir kitabı yayımlamıştır.[2] Şairin bu iki kitabında yer alan doksan dört şiir üzerine yaptığımız incelemede şairin otuz üç şiirle en çok aşk temasına, ikinci olarak otuz şiirle melankoli temasına yer verdiğini tespit ettik (Gülelçin 2019: 3, 6). Bu noktada bu yazımızda Romantizm akımından itibaren şiire kaynaklık eden en önemli duygulardan biri olan melankolinin (Kefeli 2017: 70) Fevzi Yetkin’in şiirlerinde nasıl yer aldığını ortaya koymaya çalışacağız.

TDK Büyük Türkçe Sözlük’te kara sevda ve hüzün olarak tanımlanan[3] melankoli süreklilik gösteren karamsar bir ruh hâlini ifade etmektedir. Antik Yunan’da ortaya çıkan melankoli kavramı hüzün ve depresyonun daha ileri bir boyutudur. Arif Verimli bu konuda şunları belirtmiştir:

“Hüzünle depresyon aynı şeyler değildir. Çok farklıdır. Bu günlük hayatta da çok fazla karıştırılır. Hüzün, herhangi bir sebeple kişinin üzülme halidir diyebiliriz. Hüzün gelip geçici de olabilir, uzayabilir de, karmaşıklaşabilir de. Örnek olarak söyleyeyim, hamile bir kadın bebek doğurdu. Bunun arkasından gelen bir hüzün devri vardır. Depresyonun daha da ilerlemiş hali olan melankoliyle akraba bile değildir. Melankoli depresyonun en ağır halidir esasen. Biraz daha ilerisi 'piskotik depresyon'a kadar gider melankolinin.”  (Kural 2017)

Fevzi Yetkin’in şiirlerinde derin bir melankoli hâkimdir. Bunun sebeplerinden birincisi Yetkin’in ilk şiir kitabının başında belirttiği “sanatçının memnuniyetsizliği”, ikincisi ise şairin şahsî yaşantısında karşılaştığı sıkıntılar ve acılardır (Şen 2015: 29). Yetkin’in iki kitabında melankoliyi işlediği şiirleri şu şekilde tablolaştırabiliriz:

 

Kitap Adı

Melankolinin Ana Tema Olarak Yer Aldığı Şiirler

(Şiir Adı/Sayfası)

Tema Kullanım Sıklığı

Zamana Dağılan Sözler

Yarasa Çığlığı /17, Yakarış /18, Anne /20, Geçmeyen Zaman /21, Seng-i Mezar /24, Masal /29, Kumbaram/38, Hayat Bir Masaldı/39, Gece Hezeyanları/48, Düş Yorgunu/49, Pinhan /52, Hayat Hikâyemiz /56, Kahverengi Dünya/57, Mim Lam Mim/66, Ankanın İzinde/67, Keşti-i Gam/68, Filler Mezarlığı/71, Dağılan /79

18

Buğu Ömrüm

Pişmanlık Piramidi/13, Kaderim Kederli Keman Konçertosu/15, Sil’ah’/17, İnsan Lekesi/18, Puhu/19, Babaya Mektup/20, Hüzün Meleği/22, Çıkmaz Sokak/30 Mostar Köprüsü/34, Taş Plak/ 36, Buğu Ömrüm/37, Yorgun Yorumun Koynunda İğde Kokusu/38

12

 

Fevzi Yetkin’in şiirlerinde melankoli yaşayamadığı güzel günlerin, yaşayamadığı çocukluğunun, elinden kayıp giden geçmişin yansıması olarak su yüzüne çıkmaktadır:

                        I

“gövdemi açtım

            pencereye doğru eğilip

            elinde eskice bir çanta

            giden düşlerimi

            seyrediyorum…

                        II

            çamurlu yollardan geçen

            minnacık kız çocuğuydu

            düşlerim

            küle çalan bulutlar altında

            kirpiklerinden kan sızan

            çıplak göz bebeklerimdi” (“Düş Yorgunu”, ZDS, s. 49)

             Bu şiirinde sanki yıllar sonra aynanın karşına geçip bir özeleştiri yaparcasına geçmişini sorgulayan şair bütün düş kırıklıklarını eski bir çantaya benzeterek yorumlamıştır. Yedinci mısradaki “minnacık kız çocuğu” küçük yaşlardaki masumiyeti, temizliği ve elimizden kayıp giden çocukluk anılarımızı temsil etmektedir.

            Şairin “Kahverengi Dünya” şiiri ise “Düş Yorgunu” şiirine nazaran geçmişe özlemden ziyade, yaşanılan anı ve geleceği ele almaktadır. Yaşadığı hayattaki çıkmaz sokak, çıkışı ya da varışı olmayan düşünceler içerisinde bocalayışı anlatmaktadır:

             “gözlerimden damla damla

             dökülür telveler

             telvelerde şekillenir

             yalancı dünyam

             fikirler içinde yanan alnıma

             soğuk bir el olur

             gerçekleşmeyecek hayallerim

             düşerim düşlerimin ardı sıra

             kör kuyulara

             kahverengi kuytularıma inerim

             ana rahmini andırır

             bir huzur var fincanlarda” (“Kahverengi Dünya”, ZDS, s. 57)

             “Kahverengi Dünya” şiiri daha ilk mısraından itibaren şairin içinde bulunduğu duygu durumunu ve geçmişiyle geleceği arasındaki köprüde sallandığını bize gösterebilmektedir. Buradaki telve imgesi bir kahve fincanı içerisine yansıyan ve şairin “yalancı dünya” diye adlandırdığı geçmişi ve gerçekleşmeyecek hayallerine kapı aralayan bir boşluktur. Buradaki telve, kahve fincanı ve bu ikisi zikredildiğinde akla gelen fal bakma olayı yani büyücülük olarak ele aldığımızda “su” imgesine bir atıf yapılabileceğini düşünebiliriz. Zira “Su, büyücüler ve kâhinlerin kehanette bulunduğu bir madde olarak da karşımıza çıkar(…)” (Karabulut 2015: 68).

         Yetkin’in “Kahverengi Dünya” şiirinde kör kuyular gerçekleşmeyecek düşleri imlemektedir. Şairin son iki dizede kullandığı ana rahmi ve huzur kelimeleri tesadüf değildir. Ana rahminin psikoloji ve edebiyatta özel bir anlamı mevcuttur:

        “Su edebi eserlerin bir kısmında ana rahmine dönüşü simgeler. Psikanalitik açıdan bakıldığında ana rahmine dönme (sendromu), özellikle beslenme, korunma, sevgi ve sıcaklık dolu bir mekâna ulaşma arzusudur. Bu, kişinin her şeyden kaçma isteği sonucunda oluşan psikoz olarak da ifade edilebilir. (…)” (Karabulut 2015: 73).

          Fevzi Yetkin incelediğimiz bu iki şiirinde ya geçmişe özlemini ya da buhranlarını ele almıştır. “Ankanın İzinde” şiirinde ise kendi benliğini bulma çabasını ve bu yoldaki çırpınışını görmekteyiz:

“Ruhum gibi yaşlı ve yorgundu trenler

Beynimde istifham vagonları

Kampananın çığlığı kalbimde inildiyor

 

Beyaz mendille uğurluyorum bilincimi

Ademiyet çölüne

Istırabım bir diken, saplanmış benliğime.

 

Aradım ışığının izini her nefeste

Hapis kaldım göğsümdeki kafeste!

 

Vardım Kaf dağına Anka’nın ardı sıra

Ne teşbih edebildim ölümün neşesini

Ne lisana getirdim varlık bilmecesini

 

Hiç bitmedi Kaf Dağı semasındaki yolum

Kırıldı hiçliğimden kanadım ve kolum” (“Ankanın İzinde”, ZDS, s. 67)

            Şair bu şiirinde ilk olarak ruhunun yorgunluğunu dile getirerek söze başlamıştır. Kafasının içinde belirli sorular olduğunu ve kampananın çığlıklarını kalbinde hissettiğini vurgulamıştır. Beyaz mendil ve ademiyet gibi önemli kavramlarla şiirine derinlik kazandırmıştır. Ademiyet yokluk demektir, buradaki mısralarda kastettiği ıstırap içinde olan benliğini, yani varlığını, yokluğa erişerek o dertten kurtarmaktır. Beyaz mendil üzerinde duracak olursak bu konuda Gülçin Tanrıbuyurdu bir makalesinde şöyle demiştir:

           “Adına ‘ulatu’ denmiş, ‘peşkir’ denmiş; onunla selâmlaşılmış, onunla vedâlaşılmış; bazen içine şeker doldurulmuş bazen de köşesi düğümlenmiştir, mendilin. Aşkın, sevdanın, vedanın, hüznün ve gözyaşının sembolü olan kenarları işli, rengârenk mendiller çok şey ifade etmiştir. Âşığın gözyaşıyla işlenip, onun derdine ortak olurken, sevgilinin kokusuyla dolarak güzelin elinde arz-ı endâm eylemiştir. Kefen bezi ile yan yana gelerek hem dünyanın geçiciliğinden hem de ölümün kimmiş, neymiş diye düşünmeden ansızın geldiğinden dem vurmuştur.” (Tanrıbuyurdu 2010: 196)

          Bu bağlamda “Ankanın İzinde” şiirinde mendil beşerî aşktan ziyade ilahi aşkı yani gerçek varlığa ulaşmak için bedenin bu dünyadan uğurlanmasını ve geçici hayatın son bulup ebediyete ulaşmasını çağrıştırmaktadır. Şiirin devamında ise şair bu geçicilikten ebediyete ulaşma amacıyla bir yola çıkmıştır. Bu yolu ise Anka kuşu ve Kaf dağı sembolü üzerinden anlatmaktadır. Şiirde mitolojik Anka kuşunun kullanılması şairin belirtmek istediği düşünce ile örtüşmektedir. Anka kuşunun ardından Kaf dağına giden bir sürü kuş olmuştur ve oraya varabilen ise sadece otuz kuştur. Ve sonunda anlaşılmıştır ki Simurg yani Anka otuz kuş demektir. Aradıkları kendileridir ve gerçek yolculuk bireyin kendisine yaptığı yolculuktur. Şair kendine yaptığı bu yolculuğun sonunun hiç gelmediğini ve kendi hiçliğinde kaybolduğunu belirterek şiirini sonlandırmıştır. Bu bağlamda şiirdeki bu düşünce şairin şiirlerinde görülen bir başka tema olan “bireyleşme”ye yaklaşmaktadır (Gülelçin 2019: 17-20).

Başlarda değindiğimiz üzere hüzün, herhangi bir sebeple kişinin üzülme hâlidir. Şairimiz Buğu Ömrüm kitabında “Hüzün Meleği” şiirinde bu duyguyu hissettirmiştir:

       “Bir adın hüzün meleği mi senin

         Rivayet odur ki kanatsız sevmişsin beni

         Mâhkumuz kaderimizdeki haritanın sınırlarına

         Çaresizlik kör bıçak sinemize saplı

         Kaçsak kaçılmaz olur her yer

         Gitsek gidilmez köşe bucak yeryüzü” (“Hüzün Meleği”, BÖ, s. 22)

         Şiirde şair bir kadına duyduğu aşktan dolayı içinde bulunduğu hüznü anlatmaktadır. “Kanatsız sevmişsin beni” ifadesiyle sevdiğine melek benzetmesinde bulunmuştur, kanatsız olması onun melek olmasına engel değildir. Sevdiğine kavuşamamasından dolayı içinde bulunduğu sınırlara mâhkum olduğunu belirterek kaçacak yerinin olmadığını söylemiştir. Aşkı üzerinden hüzün duygusunu işlemiştir. “Rivayet odur ki kanatsız sevmişsin beni” dizelerinde şair, sevdiği kadının onu henüz ayakları yerden kesilecek kadar sevmediğini de çağrıştırıyor.

        İkinci kitabına ismini verdiği “Buğu Ömrüm” şiirinde ise M.Ö.’ki yıllarda inşa edilmiş olan Babil’in Asma Bahçeleri’ne telmih yaparak yine mitolojik unsurlardan faydalanmıştır:

      “Yol yağmura karıştı

        Kaygan gülüş kaderin çehresinde

        Kadim bir mabedin loşluğu

        Çiğ tanesiyim tükenmekte

 

        Yıkık Asma Bahçelerinde sükûtu Semiramis’in

        Kırık sütun gibi yarım kalışım

        Bir mumya kalbinin yükü göğsümde

        Gözlerim kurşun yuvası

        Açılmaz oldu artık

 

        Ne gerçeğe ne düşe” (“Buğu Ömrüm”, BÖ, s.37)

Şair bu şiirinde Babil kralının eşi Semiramis’in sıla hasreti çekmesine çok üzülüp yapay bir şehir kurmasıyla oluşan Babil’in Asma Bahçeleri üzerinden Semiramis’in içinde bulunduğu melankolik durumu işlemiştir. Bu şehir tamamen yapay olan dağlar, tapınaklar, büyük teraslar, şelale, su mermeri olarak bilinen taş evlerin kat kat yükselmesi ile oluşmuştur. Şair buradaki yapaylığa dikkat çekmek üzere son dizede “Ne gerçeğe ne düşe” ifadesini kullanmıştır. Ayrıca Fevzi Yetkin bu şiiriyle, Âsaf Hâlet Çelebi’nin “İbrahim” (Çelebi 2004: 12) ve Bâki Ayhan T.’nin “Semiramis’in S’si” (T. 2001: 12) şiirleriyle birlikte Babil’in Asma Bahçeleri’ne gönderme yapan şairler halkasına dâhil olmuştur.

“Yorgun Yorumun Koynunda İğde Kokusu” şiirinde ise daha çok kalp kırıklıkları ve yaşanmış acılar üzerinden duygularını bize aktarmıştır:

“Gülüşünde dikenler açar,

Su bile leke bırakır yüzünde,

Kırık bir kalbin kanatları açılır mı göğe?

 

Kabuğundan incinmiş istiridye

Salınır denizin koynunda

Bedeninde çıbanlar ruhunda leke” (“Yorgun Yorumun Koynunda İğde Kokusu”, BÖ, s. 38)

Sonuç olarak Fevzi Yetkin’in kurduğu şiir ikliminde melankoli önemli bir yer işgal etmektedir. Melankolinin baskın olarak karşımıza çıkmadığı şiirlerde bile melankolik bir hava dikkatimizi çekmektedir. Şair bazen yaşadığı acıların, düş kırıklıklarının, anlaşılamamanın getirdiği ruh hâliyle bazen de yaşanmak istenen, arzu edilen ama gerçekleşmeyen hayâllerden dolayı şiirinde melankoliyi yoğun olarak hissettirmektedir. Sil’ah’ (BÖ, s. 17) gibi daha toplumsal addedilecek, dünyanın olumsuz bir eksene kayışının işlendiği ve her şeyin metalaştırılması ile değer yitirmesini işlediği şiirlerde de aydın sorumluluğunun yerine getirirken oluşan karamsarlığı melankoliyle birleştirmiştir.

 

            Kaynaklar

            ÇELEBİ, Âsaf Hâlet (2004), Bütün Şiirleri, Hazırlayan: Selahattin Özpalabıyıklar, İstanbul: YKY.

GÜLELÇİN, Ceylan (2019), Fevzi Yetkin’in Şiirlerinin Tematik İncelenmesi, Lisans Bitirme Tezi, Bartın: Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi.

         KARABULUT, Mustafa (2015), “İmge ve Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Su İmgesi”, Littera Turca, cilt: 1, sayı: 2, Sonbahar 2015.

            KEFELİ, Emel (2017), Batı Edebiyatında Akımlar, İstanbul: Dergâh Yayınları.

         KURAL, H. Sena (2017), “Melankoli Depresyonun Daha Ağır Halidir”, Lacivert, sayı: 32, Şubat 2017 http://www.lacivertdergi.com/dosya/2017/02/09/melankoli-depresyonun-daha-agir-halidir

ŞEN, Can (2015), “Fevzi Yetkin’in İlk Şiir Kitabı: Zamana Dağılan Sözler”, Gülbahçesi, sayı:19, Şubat 2015.

T., Bâki Ayhan (2001), Hileli Anılar Terazisi, İstanbul: Can Yayınları.

TANRIBUYURDU, Gülçin (2010) “Bir Kültür Taşıyıcısı Bir Gizli Dil: Klâsik Türk Şiirinde Mendil”, Millî Folklor, sayı: 87.

YETKİN, Fevzi (2017), Zamana Dağılan Sözler, Ankara: Gece Kitaplığı.

YETKİN, Fevzi (2019), Buğu Ömrüm, Ankara: Gece Kitaplığı.

            http://sozluk.gov.tr (Erişim tarihi: 27/05/2019).

 

[1] 1983’te Manisa’nın Ahmetli ilçesinde doğdu. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra Celal Bayar Üniversitesi’nde Yeni Türk Edebiyatı alanında yüksek lisans yaptı. Yazı ve şiirleri çeşitli dergilerde yayımlanan Yetkin, Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapmaktadır.

[2] Fevzi Yetkin, Zamana Dağılan Sözler, Gece Kitaplığı, Ankara 2017 (İkinci baskı. Bu eserden yapılacak alıntılar ZDS kısaltmasıyla gösterilecektir). Fevzi Yetkin, Buğu Ömrüm, Gece Kitaplığı, Ankara 2019 (Bu eserden yapılacak alıntılar BÖ kısaltmasıyla gösterilecektir).






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI