Bugun...


BELMA AKSU YAZDI: DEPRESİFLİK
Kalender bir hocamın yaptığı alıntıdaki gibi "Bâki kalan bu kubbede, hoş bir sadâ imiş."

BELMA AKSU YAZDI: DEPRESİFLİK
+ -


                        DEPRESİFLİK 

BELMA AKSU

             Depresiflik... Sanırım beni kendine çoktan katmış bir kelime bu. Sizlere narsistçe gelmesin bu sözüm. Bu duygunun sanatçı camiasının derinliklerine işlenmiş olduğu gerçeğini bilhassa belirtsem yerinde olur.

             İnsanlara dair bilinmesi gereken en önemli şeydir belkide bu söyleyeceklerim: İnsanları büyüten, olgunlaştıran ya da kemale erdiren-hangisini kullanmayı tercih ediyorsanız takdir sizin- yegâne betimlemeler acı, çile ve hayatlarını hasbelkader zorlaştıran insanlar kümesinin tesiriyle ortaya çıkmıştır.

         Evet mutluluk bizi motive edip zihnimizi rahatlatsada bu duygunun diğer depresif duygulara nazaran verdiği ilham ve hayalgücümüze katkısı daha azdır. Kanımca...

       Kalender bir hocamın yaptığı alıntıdaki gibi "Bâki kalan bu kubbede, hoş bir sadâ imiş."  

        İşte o "Hoş Sadâ" bende çokça gözlem, bolca acı, endişe, keder ve karanlık bir gayya kuyusunda debelenme hissiyle cereyan ediyor. Bir yerlerde köşeye sıkışmışlık hissi yakamı bırakmıyor, bırakamıyor. Bu depresif ruh halide "haliyle" yazılarıma, gözlerime, bakışlarıma, dudaklarımın kıvrımlarına, kaşlarıma, boğazımdaki yumruya, beynimin hiç kullanmadığım kısımlarına sirayet ediyor.

             Ne kadar depresif olduğumu bilirim, ama dışardan öyle görünmediğim muhakkak. Sohbetlerimde, dost meclislerinde kendimi hep neşeli ve enerjik hissederim. Sanırım dış dünyada  bu üç kelime beni tanımlar: Neşeli, konuşkan ve tasasız. 

            İçimdeki odalara bakarsanız ne kadar yanıldığınızı görürdünüz aslında. Bir lâhzada kafamda binbir şüphe ve hayalle kurgularım. Önüme gelen her engeli, bir sanatçının son bestesi gibi. Bitmeyen bir sone ve sonu gelmeyen bir kitapta  son sözü okur gibi.

             Sokağın sonunda birini beklerim. Kim olduğu önemli değil; bazen bir gölge heyulası; bazen takım elbiseli kalantor bir amca, elinde deriden pahalı bir çantayla; bazen yeşil gözlü bir asker, palaskasında kasaturası, ayağında postallarıyla; bazende sarışın bir kız, ilkokul talebesi, sırtında çantası başı dik ama omurgası hep eğik, geleceğin getireceği olanca ağırlığı kabullenircesine. "Kambura Ülkesi"ndeki  tüm kızlar gibi... Kötülüğün sureti belli olmaz derler ya, öyle bir ürkeklikle ufku kesen Spil'e bakarım.

         İnsanların karşılıksız bir şeyler yapmadığı bu yıllarda bir şey ararım. Yine olanca depresifliğimle: Neden? Nedensellik ararım. Zaten en önemli soru bu değil midir 5N1K'da? Diğer soruların mutlak bir cevabı varken, neden hep muğlak tarafta kalmaz mı? 

         Diğer soruların tek bir cevabı varken, neden hep bir kapıyı daha açmaz mı? Sonu olmayan, hep ilerlerleyen ama hiç bir zaman geri dönüşü olmayan bir kapıyı. Tıpkı "Kahramanın Sonsuz Yolculuğu" gibi. Varılan yer, gidilen zaman ya da başlangıcın hiçbir ehemmiyeti yoktur: Önemli olan "yolda" olmaktır.

          Geçenlerde bir kitapta okumuştum, Dr. Ross'un bir makalesi vardı: "Yazarlar ve Fiziksel/Zihinsel Rahatsızlıkları" 

           Ortalama 20 -30 harfle bizi, bazen sarp bir tepeye, bazen büyülü bir krallığa, bazende kerpiç bir evin sundurmasına götüren; delicesine kitaplarını ezberlediğimiz yazarların, sanatçıların, ne kadar sorunlu hayatlardan geçip, depresiflikle ve çoğunlukla depresyonda kaleme aldıkları eserlere hayranlıkla baktığımızı anladım. Acıyla yoğrulup, kesif elemlerle piştiklerini ve bu yolla sanatlarını icra ettiklerini…

          Evet evet, sanırım depresif olmak o kadar da kötü değil ha? Ne dersiniz?

 




Bu haber 302 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI